“Dil ve Anlayış” Eserine Bakış

0
564

Yazar: Salih Mirzabeyoğlu

Eserin Adı: Dil ve Anlayış

Eserin Alt Başlığı: Dil ve Diyalektik

Basım: Üçüncü Basım

Yayınevi: İbda Yayınları

Yayın Yeri: İstanbul

Yayın Yılı:  2013

Sayfa Sayısı: 240

Eserin Bölümleri

I. Levha: Ruhî Roman – Ruhun Romanı

II. Levha: Dil ve Âlem

III. Levha: Dil-Düşünce-Aksiyon

IV. Levha: Dil Şuuru

V. Levha: Dil-Düşünce-Sanat

VI. Levha: Mutlak Dil-Mutlak Mânâ

VII. Levha: Dil Çevresinde

Eserin Mevzuu

“Bağlı olduğumuz dünya görüşüne nisbetle diğer eserlerimizde hassasiyetini gösterdiğimiz, kendi diyalektik ve tarzımızın tahakkümü altında “mânâ dilimizle” ve bunu temin eden mevzularla ilgisini işaretlediğimiz “dil” bahsi… Bunu müstakil bir eserle ve öz meseleleriyle ele alarak uyarmak, bahsi İBDA’nın hasrından ayrı düşünülemez bir biçimde göstermektedir ki, bu eser de odur!’’ (1)

Girizgâh

Salih Mirzabeyoğlu gibi büyük bir mütefekkirin eserlerini gerçekten tahlil edebilmek, zannediyorum ki; dünyada yapılması en müşkül eylemlerdendir. Aslına bakacak olursak, keyfiyetler eşleştiğinde bu büyük mütefekkire denk düşecek bir mütefekkir de mevcut değildir. Eseri ortaya koyan keyfiyet, aynı zamanda eserin tahlilini en iyi yapabilecek keyfiyettir. Küçük bir misâl verecek olursak; “Şairin şiirinde çeşitli mânâlar vardır. Herkes beğendiğini seçer” tespitine yaslandığımızda, okuyucunun şiirde yakaladığı mânâ, kendisini şiirde bulduğu mânâdır. Şiiri tahlil edecek olan ise elbette Şair’in kendisidir. Şairin, şiirinde sadece kendisi için biriktirdiği mânâ havuzu mevcutken bu havuzu dairesel şekilde saran göl, gölü saran deniz, denizi saran okyanus vardır. Mütefekkirin eserinde de durum böyledir. Müessirin eserinde yakaladığı idrak keyfiyeti, misalimizdeki mânâ havuzudur. Kulaç vurabilme melekemiz güçlendikçe Müessirin idrakına daha da yaklaşmış oluruz.

Şiir’e çıplak girilemez. Çünkü şiirin tabiatına baktığımızda; eşyanın buharlaşması ve ruhî olarak yağmasını görürüz. Fakat fikir eserlerine çıplak girilmek zorundadır. Çünkü o, dalgıça gerekli eşyaları kendi gösterir. Eşyaların, niçin ve nasıl kullanıldığını izah eder. Ve okuyucu, şiirde giyinik yüzüp elbiselerinin suda kayboluşunu izlerken, fikir eserlerinde elbiselerini giyerek kıyaya çıkar.

Bölümlere Bakış

I- LEVHA: RUHÎ ROMAN – RUHUN ROMANI

İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Doğu Mimarı Necib Fazıl ile gerçekleştirdiği sohbetlere de yer verdiği bu bölümde, dilin, ruhun romanı oluşuna işaret eder ve “Tilki Günlüğü” isimli eserini hatırlatır. Tabiî ki, “reçetem” dediği bu sohbetler, alelade seçilmiş değildir. Bu levhanın en seçkin kavramı bizce “İBDA REÇETESİ’’dir. Bu eseri yazarken faydalandığı eserlerin listesini de, “meselenin genişliğini göstermek” bakımından verir Mütefekkir. “İslâm diyalektiğinin merkezî bahislerinden” olarak işaretler dil bahsini. Bir taraftan dil kavramının çeşitli mânâlarını incelerken bir taraftan ilim ve müşahede arasındaki münasebeti tetkik eder.

1. Levha’nın bize göre merkezinde bulunan bazı tespitleri şöyledir:

“Bütüne hakim olunmadan parçalara hakim olunamaz.” (2)

“Dil, varlığın ve varoluşun kökünde bulunan bir dava ki, bu gözle bakınca sonsuz ve sınırsız bir keşfe mevzuudur. Hayrete.” (3)

“Her şeyden önce kelâm vardı!” (4)

“Ruhla varılanın kelâmla zarflanışı…” (5)

“Üslûp, kelimeler ve cümleler üzerinde herhangi bir kalıp ifadesi değil; kelimeler ve cümleler vasıtasiyle kalıpta bir fikir edasıdır. Bu itibarla, üslûp, sahibinin fikir özünden ayrılabilecek bir şey zannedilmemelidir. Fikirde şahsiyeti olmayanın üslûpta şahsiyeti olmaz.” (6)

“Yamalı bohça gibi birbirine zıt birçok üslûp örneğini kendi şahsiyetinde kaynatabilmek, nihayet üslûpsuzluğa varmaz mı?” (7)

“Gustav Lö Bon’a göre, bir toplumdaki fertlerin ortaya koyduğu fikirler, o toplumun mensup olduğu medeniyet ve kültür ortamında yoğrulduğundan ve bu ortam ise, muhtelif toplumlarda farklı bulunduğundan dolayı, TOPLUMDAN TOPLUMA NAKLEDİLEN FİKİRLERDEN FAZLA İSTİFADE EDİLEMEZ. Bilhassa yabancı fikirlerin ithal edildiği toplumun fertleri muayyen bir ilim kapasitesinden mahrum iseler, alınan fikirler o toplumun mahvına sebebiyet verir.” (8)

II. LEVHA: DİL VE ÂLEM

Diğer levhalardan daha kısa olmasına rağmen muhtevası oldukça zengindir. İbda Mimarı, “Aklın tarifi, peşin fikir hikmeti, bütün fikrin gerekliliği” gibi diğer eserlerinde kitaplık çapta ele aldığı bu mevzuların “dil” mevzuundaki yerini işaretler. Bir tarafta Muhiddin-i Arabî Hazretlerinin ortaya koyduğu hikmetleri incelerken buradan aldığı ipuçlarıyla “varlık hikemiyatını” dil bahsine genişletir. Zıtlar arası gelip-giden, ya artı ucu yahud eksi ucu bayraklaştırmaya çalışan eksik akıllara; artı ve eksinin birbirinden ayrılamayacağını ispat eder. Allah Sevgilisi’nin “fert hakikati”ndeki mümtaz yerine dikkat çekerken, “HAKİKAT-İ FERDİYYE” hikmetini işaretler. “Dil” merkezinde “PEYGAMBERLER OLMASA MEDENİYET OLMAZDI” tezine de temas eder. Kritik yaptığı önemli bir mevzu da, “doğruyu yanlışta kullanma” hastalığımızdır.

2. Levha’nın önemli bulduğum bazı tespitlerini veriyorum:

“Yapılan büyük yanlışlıklardan biri, sebebin neticeye, yay’ın ok’a yakın olduğu kadar yakın bulunduğunu düşünmemizdir…” (9)

“Hakikati söyleyene bakarak öğrenme; hakikati öğren, söyleyeni de öğrenirsin!” (10)

“Hakikati söyleyene bakarak öğren!” (11)

“… “Mutlak Fikir’’in dışındaki ruhçu anlayışlar da, mihraksız bir rastgeleliği temsil ederler… Ruhçuluğun hakikati İslâmdadır.” (12)

“İslam, zıt kutublar arası muvazenenin üstün nizamıdır!” (13)

“Halkın dili, Hakkın dilidir.” (14)

“Doğru düşünce olmadan, doğru düşünce faaliyeti olmaz.” (15)

“Dil, zorunlu olarak insanın iç tabiatından fışkırmış olmalıdır… Dilin kökü, bir embriyonun hayata atılışı gibi, bir iç aksiyondur; insan, bütün canlı varlıklar gibi, duygularını seslerle dile getirir… Ancak dil, yalnızca beş duygudan çıkmış olamaz.” (16)

“İnsan, ancak dili ile insandır; dili bulması için de, onun insan olması gerekti… İnsanı insan yapan ancak dilidir; ve dilin olmadığı yerde insan, insanın olmadığı yerde de dil yoktur.” (17)

III. LEVHA: DİL-DÜŞÜNCE-AKSİYON

3.Levha’nın ilk bölümünde Allah’ın “Zatı”nın ifadesi olan “Allah” has ismi üzerinde durur. Allah’ın 99 isminin “Allah” ismi şerifinde toplu olduğunu ifade eder. “Dilin Özü” bahsinde “Mânâ ve Suret” ve “Öz Birliği” başlıklarını açar. Süzgeç, estetik ölçüleri, tenkid, tecrit, düşünme metodu gibi kavramları açar ve misâllendirir. Böylece İBDA mihrakının nasıl bir temele oturduğunu izah eder. Bu levhada ağırlıkla “Dil ve Düşünce” arasındaki münasebeti incelerken, bir dünya görüşünün gelişiminde dilin öneminden bahseder.

3. Levha’nın merkezinde bulunan bazı tespitleri veriyorum:

“ Zat, ismin aynı değil… Ve “Allah”, Zatına nisbetle bir tuğra, bir has isim. Zatı’nın “ifade”si olan “Allah”, buradan da anlaşılıyor ki, gayr-ı şahsî bir ilk illet olmayıp, bir faildir; yani, alemi ilim ve ihtiyarı ile istediği zamanda ve dilediği gibi halkeder. Ayrıca, bilinmesi gerekir ki, Allah’ın isimlerinden biri de “faal”dir, İlahî ilimde rastgele ibda yoktur.” (18)

“… İslâm’da şablonculuk yoktur ve her an yeni olan âlemde her görünüş İslâm’a nisbetle çözümlenecektir.” (19)

“Eğer fertten öte birşey olmak insanın özünde olmasaydı, sanat çabası boş ve mânâsız bir şey olurdu. Çünkü bu durumda insan, bir fert olarak da “tamam” ve “olabileceği her şeyi olmuş” olurdu. İnsanın çoğalma ve bütünlenme isteği de gösteriyor ki, kendinde kendini aşma memuriyetindedir insan… Her ân kendini oluşturan ferdin bütünle böylece kaynaşması için sanat, vazgeçilmez bir araçtır. Sanat, aynı zamanda, insanın sayısız birleşme, başka hayatları ve düşünceleri paylaşma kabiliyetini gösterir.” (20)

“Dil, aslında düşüncenin gerçekleşmesinin şartıdır… Dilin asıl olan yanı, düşüncenin kendini gerçekleştirme şartı olmasıdır.” (21)

“Akıl ile dil, karşılıklı olarak birbirlerine bağlıdırlar; bir yandan zekâ geliştikçe dil de gelişir, öbür yandan zengin, akıcı, herkesçe anlaşılır bir dil de zekânın gelişmesini sağlar.” (22)

“Asıl olan AMELDİR.” (23)

IV. LEVHA: DİL ŞUURU

Bu levhada “Yaşayan Türkçe” denilen şeyin altının doldurulamadığını, dilimizin Türk Dil Kurumu tarafından esir alınıp perişan edildiğini gözler önüne serer. “Dil mesele konuşarak yaşar” der. Salih Mirzabeyoğlu’nun mesele konuşarak Türkçe’yi nasıl geliştirdiği ise izahtan varestedir. Dil mevzuunda Büyük Doğu Mimarı hariç, kimsenin bu mevzuya hakiki önemi vermediğinin altını çizer. Bir yandan Türkçe’nin yakın tarihi hakkında incelemeler yaparken, bir yandan da topluma sirayet ettirilmeye çalışılan “kurbağaca-uydurukça” sahtekârlığının ne kadar vahim bir tablo oluşturduğunu da resmeder.

4. Levha’dan bazı iktibaslar:

“Bir millete yapılabilecek en büyük fenalık, onun diliyle oynamaktır. Dil, ufak tefek aşılar kabul etse de, bir uzviyetten olanca kanın çekilip yerine başka bir kanın ikamesini intihar sayar.” (24)

“Ben öbür dilleri kendi dilimi unutmak için öğrenmem, eğitimimden edindiğim töreleri değiştirmek için yabancı milletler arasında dolaşmam; ben vatanımın yurttaşlık hakkını yitirmek için başka uyruğa geçen bir yabancı olurum o zaman; kazanmaktan çok yitiririm. Tam tersine, yabancı bahçelerden, kendi dilime, düşünce biçimimin bir nişanlısı gibi, çiçekler dermek için geçerim.” (25)

“Dil, Allah’ın, kâinat plânı olarak kuluna ihsan ettiği anahtardır!” (26)

“Dili özleştirmek, kelimelerin menşeini araştırmak; yabancı asıllı olanları tamamiyle atmak demek değildir. Böyle bir anlayış tasfiyeciliktir; bu ise, fayda yerine zarar doğuran bir davranıştır.” (27)

“Başka dillerden kelime almak bir dil için kusur sayılmaz. Hiç bir medenî dil saf değildir. Kötü olan, başka bir dilden kelime almak değil, gramer şekli almaktır.” (28)

V. LEVHA: DİL-DÜŞÜNCE-SANAT

“Şiirde Başlık” isimli bölümde, bir şiirde başlığın ne anlam ifade ettiğini ve nasıl bir usûl çevresinde verilmesi gerektiğini işler. İtalyan yazar Givaonni Papini’nin “Gog” isimli eserinden misâllendirir. Ve “Şairin Istırabı”… Şairin makamını Şeyh Galip’ten göstererek; “Şair demek ehli hal demektir” ifadesiyle İBDA’nın “şiir diline” vurgu yapar. “Kelime ve Fikir” mevzuunda materyalistlerin dil görüşünü, büyük bir materyalistin kendi ifadeleriyle tenkid eder. “Şiir Dili ve Estetik Değer”i verirken diğer taraftan da “Şiir Dili”ni müstakil olarak inceler. Levha’nın son kısmında; “Teşbih – Mecaz – Mânâ” başlığı altında bir mânâ havuzu verir.

5. Levha’dan bazı iktibaslar:

“Bence, kelimelerden daha fazla sayıda fikre sahibiz; hissedilen, ama adlandırılamayan nice şeyler vardır!” (29)

“Söz, kalbten gelince kalbe tesir eder.” (30)

“Duygunun düşünceden ve düşüncenin duygudan süzülmesiyle, “sezerek yapmak” güzellik usulünün “Elif”e doğru kanat çırpışından bir enstantane; saf şiir budur.” (31)

“Şair, her şeyden önce dilin imkânları içinde yeni bir dil yontucusudur.” (32)

VI. LEVHA: MUTLAK DİL-MUTLAK MÂNÂ

Mutlak Dil- Mutlak Mânâ’yı temsil eden Kur’ân-ı Kerim… Allah Kelâmı… Bu mânâda Allah’ın Kitabı’nın nitelendirilişleri boyunca incelenişi. İmân-Küfür hususunda çok önemli bir paragraf verir.  Kur’ân’ın tefsiri ve meali mevzuunu ele alır. Hadisin mahiyeti üzerinde de çokça durur.

6. Levha’dan bazı iktibaslar:

“Üslûp itibariyle Kur’ân daha ilk anından itibaren büyük bir yenilik olarak ortaya çıktı; hattâ denilebilir ki, bu kitap, dinî bir inkılâp kadar, edebî bir inkılâba da alâmetti.” (33)

“Harf, zarf gibidir. Mânâ, o zarfın içerisindeki suya benzer; mânâ denizi ise, Allah’ın yanında sâbit olan “ümm-ül kitap”tır…” (34)

VII. LEVHA: DİL ÇEVRESİNDE

Bu levhada daha çok, dilin maddi yönüne değil de mânâ yönüne doğru bir tefekkür vardır. Levha’nın sonunda “dil” için ipuçları veren hikmetler bulunmaktadır. Levha’nın başında “Zarf ve Muhteva” isimli bölümde, “kelimelerin sadece üzerlerine yüklenmiş olan mânâları taşımaktan başka görevi yoktur, öyleyse aslolan mânâdır” mealinde bir altyapı sunulur. “Dil; mânânın resmi”, “Mânâ ve Klişe” isimli bölümlerde ise ortaya koyulan altyapı güçlendirilir.

“Peki, mânânın sonu yok mu?” sorusunu soracak okuyucuyu ise “Zevken İdrak ve Kelâm” başlıklı bölümle karşılar. “Şuuraltı ve Şuurdışı’’ mevzuunda bir kritik yaparken, “İnsan Topluluğu ve Dil” başlıklı meselede ise bir “iç’e dair” bir de “dış’a dair” iki bölüm sunar. “İlm-i Kelâm” başlıklı mevzuda ise İlm-i Kelâm’a ait zaruri şuuru takdim eder. İbda Külliyatında “İlm-i Kelâm” başlığı aynı zamanda “Büyük Muztaribler -I“ isimli eserin son levhasında da işlenir.

7. Levha’dan iktibaslar:

“İçinden konuşma, bir kimsenin kendisi için konuşmasıdır; dışından konuşma ise, başkaları içindir. Fonksiyon bakımından böylesine temel bir farkın, konuşmanın bu iki türünün yapısını etkilememesi kuşkusuz şaşırtıcı olurdu.” (35)

“İlk ortaya çıktığı biçimiyle kelime, bir kavramın doğrudan bir işareti değildir; daha çok bir imge, bir resim, bir kavramın zihnî bir taslağı, kavram hakkında kısa bir öykü ve gerçekten de küçük bir sanat eseridir. Bir nesneye böyle resimsi bir kavram aracılığıyla ad konurken, bu nesne başka bazı nesnelerle birlikte bir gruba bağlanmaktadır. Dilin gelişme deveranı, bu bakımdan çocuğun zekâ gelişmesindeki karmaşa oluşturma süresine benzer.” (36)

“Zahir ilimlerinin özü, tefsir, hadîs ve fıkıhtır. Bunların özü de tasavvuf… Tasavvufun özü ise vücut bahsidir.” (37)

“Dil içinde nasıl bütün ruh gerçekleşiyorsa, ruhun içinde de bütün dünya çağırılmış olmaktadır. Ruh, dünyaya dil hüviyetiyle hâkim olmuştur.” (38)


1 Salih Mirzabeyoğlu, Dil ve Anlayış- Dil ve Diyalektik, İbda Yay., 3. Basım, İstanbul 2013, s.7

2 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.11

3 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.16

4 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.17

5 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.19

6 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.23

7 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.24

8 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.28

9 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.57

10 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.57

11 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.58

12 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.58

13 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.59

14 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.67

15 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.67

16 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.72

17 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.73

18 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.79

19 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.79

20 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.86

21 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.87

22 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.88

23 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.82

24 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.105

25 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.106

26 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.115

27 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.130

28 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.131

29 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.142

30 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.143

31 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s. 143

32 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.144

33 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.171

34 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.175

35 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.205

36 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.210

37 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.212

38 Salih Mirzabeyoğlu, a.g.e., s.234

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz