‘Işık Rahibleri’ Bahsine Giriş

0
235

Emin Cindaroğlu, Tahkim dergisinde (2013) yayımlanan makalesinde, “Işık Rahibleri”nin köklerinin, “İran’daki Bahaîlik” olduğunu işaretlemiş; “köklerin köklerinin ise yahudiler, masonlar, illuminati örgütü” olduğuna dair gayet mâkul bir tesbitte bulunuyor… Bilvesile:

Bu ebedî “yasadışı” örgütün bir kısım ilke ve prensibleri, gayesi, hedefe giden yolda usûl ve kaideleri, bazı iddia ve argümanları, velhâsıl “hak” yaftası altında birçok bâtıl bulaşığı kaziyelerin bugün İslâm dünyasında kimlerle ve hangi zümrelerle ortak noktaları olduğu dikkatimizi celbetti.

Hâsılı, okuduğumuz bu makale, mazlum İslâm Ümmetinin ecdâdından tevârüs eden 1400 küsur yıllık geleneklerini topyekûn “bid’at ve hurafe” yaftası altında tahkir eden, anlı-şanlı tarihini, “kara tarih” diye tezyif (aşağılama) eden, dört hak mezhebin hududunu “Kur’ân-ı tezvir (yalan) tuzağı” yaparak; “Kur’ân İslâmı” yaftası altında inkâr eden bir kısım zümrenin bu ebedî yasadışı örgütün “dalları” olabileceği hakkındaki araştırmalarımıza daha bir anlam kazandırdı.

Aslında bu mevzuyla derinden ilgilenen ehl-i iman ve irfan tarafından, bizzat, hem bunların satılık kalemlerinden kustukları kaziyelerden hareketle ve hem de tarihî belge ve bulgulardan hareketle yapılan tahlil neticesinde; bu zümrelerin kalbur üstü tayfasının yahudi ve mason locaları tarafından ayartıldığı, ekserisinin müsteşrik mukallidi birer müstağrib olduğu ısrarla vurgulanıyordu. Fakat bu bağlantı ve işbirliğinde, “Işık Rahibleri” adlı esrarlı ve lânetli örgüt hep atlanılmış; bir kısım istisna hâricinde neredeyse hiç mevzu edilmemişti.

Hâlbuki, Işık Rahibleri bu denen örgüt, kendilerine “ilkel yerli” veya “üçüncü dünya” denilen ülkelerin insanlarına, bir taraftan ecdaddan tevârüs eden irfan hazinesini ve mahallî ne varsa kaldırıp atmalarını teklif ediyor, fakat diğer taraftan da kendine mahsus olan hemen bütün değerleri topyekûn “globallik-evrensellik, kültürlerin arıtılması, diyalog, hoşgörü, sevgi ve kardeşlik, barış vb.” yaftası altında takdim ediyordu.

Aslında bu ebedî yasadışı örgütün birçok dalları ve kendilerinin “karanlık rahibleri” olarak tâbir edilmesinde hiçbir mahzur olmayan sözkonusu esrarlı şûbesi, bir taraftan “çok seslilik” diyor, diğer taraftan da hizaya (!) getiremediği kendi dışındaki “ses”lerin tamamına “ilkellik-barbarlık” yaftası basıyor, bunları ne pahasına olursa olsun boğup atıyordu.

Bunu da gerek imha ederek, gerek iftira atarak ve gerekse başkalaştırarak yapıyor, bu vahşi ve ahlâksız metodla istediği neticeye ulaşamadığı zaman ise, şimdiye kadar misli-benzeri görülmemiş olan ölüm kusan silahlarını devreye sokuyordu.

Ne var ki, bunları yaparken, hiçbir zaman gerçek kimliğiyle sahnede rol almıyor, istiare ve telkin metoduyle, trajedi ve komedi sanatıyla, müzik ile, sahne ve sinema sanatları ile, roman ve ilmî (!) eserlerle ve sair tüm araç ve imkânlarla insanların kalb ve zihinlerini iğfâl etmeyi tercih ediyor; kendilerini ve sapık itikadlarını kalabalıklara hayvanî bir zevkle seyrettiriyor; fakat “yerli-ilkel” tâbir ettiği cemiyetle kesinlikle kaynaşmıyordu. Avladıkları bir kısım ahmak ve satın aldıkları bir kısım şan-şöhret-şehvet düşkünü maddeperestler hâriç…

Kısacası, bu sapık ekol mensupları, bütün çirkin ve ahlâksız işlerini icra ederken -çok sınırlı istisnalar hâriç- gerçek kimliğini saklamayı tercih ediyor, bütün icraatlarını daha ziyade ya perde arkasından veya “örtük” bir şekilde yürütüyor, yahut bir kısım kuklalar vâsıtasıyle yürütüyordu.

Uzun hikâye… 

Bu hikâyeyi, Yahudi tarikatlarından felsefî ekollere, Ihvan-ı Safâ’dan bir kısım telfikçi mukallidlere kadar mümkün mertebe takdim edeceğiz. Ancak şimdilik bir nokta koyuyor, böyle bir girişle bırakıyor ve genişçe bir makale hâlinde ele almayı sonraya bırakıyoruz.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz