Volkan Kemal Ergenekon ile METAFİZİK-PARAPSİKOLOJİK SAVAŞ ÜZERİNE

0
348

Röportaj: ÖMER EMRE AKCEBE

VOLKAN KEMAL ERGENEKON KİMDİR

Volkan Kemal Ergenekon 1959 yılında Erzurum’da doğdu. 1977 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nden, 1982 yılında da Kara Harp Okulu’ndan mezun oldu. 1983’te Tuzla Piyade okulunu bitirdi ve 1986’da İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde mastır çalışması yaptı.

1989’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nden emekli olduktan sonra sırasıyla Milli Gazete’de personel müdürlüğü, Yörünge Dergisi’nde dış politika yazarlığı ve İngilizce tercümanlık görevlerinde bulundu. 1991–1993 yılları arasında İran’da hem metafizik ile ilgili konularda hem de Fars dili üzerine eğitim aldı. Bu dönemde Tahran’da İslâmî Birlik gazetesinde Farsça ve Türkçe makaleler yazdı.

Kum kentinde tanınmış Ayetullahlardan ve Pakistan sınırındaki Budistlerden metafizik konularında yararlandı. 1994’te Türkiye’ye dönerek Beklenen Vakit gazetesinde ekonomi servisi sorumlusu olarak bir yıl görev yaptı.

1995 yılından itibaren ise araştırmalarını tamamen metafizik ve parapsikoloji konularına ayırdı. MÜ TV, Star TV, ATV, TGRT, TV 8, Kanaltürk, MPL, Kanal 9, Ülke TV, TV 5 televizyonlarında ve ayrıca Moral FM ve Akra FM radyo kanallarında metafizik konularında çeşitli programlara katıldı. Evli ve 3 çocuk babası olan Volkan Kemal Ergenekon, İngilizce, Farsça ve Osmanlıca bilmektedir. Şu ân (2011 itibariyle) İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde Mastır yapmaktadır.

2007 yılında Düşünce Yayınları tarafından “4. Boyutun Sakinleri – Cinler” isimli bir kitabı yayınlanmıştır.

Metafizik istihbarat nedir? Metafizik istihbaratla neler yapılabilir?

Şimdi biliyorsunuz, günümüzdeki metafizik istihbaratı ilk başlatan Ruslardır. Alexandr Soljenitsin’in “Gulag Takım Adaları” asimilasyonuna bakarsanız, orada da bunu görürsünüz. 1917 Bolşevik İhtilâli’nden sonra Sovyetler Birliği, 1920 yılında, hipnoz tekniğini rejim karşıtlarının sorgulanmasında kullandı. Enteresandır, metafizik çalışmaları, inançlı dediğimiz Batıda mesafe katedeceğine, tam tersine demir perde ülkelerinde, yâni ekseriyetle ateist düşünceye sahip sosyalist ülkelerde, özellikle de Polonya, Çekoslovakya ve Rusya’da kendini daha çok gösterdi.

Tabiî, bunlarda özellikle Yahudi metafizikçilerin çok büyük payı var… Bunların en başında gelen de Yahudi asıllı Wolf Messing’dir. Hitler’le alâkalı kehanetleri olan birisi… Onun pek çok yeri işgâl edeceği fakat sonunda öleceği ve savaşı kaybedeceği şeklinde… Hitler bunun peşine düşünce, Polonya üzerinden Rusya’ya kaçtı. Stalin’in yanında, Kremlin’de 13 yıl metafizik çalışmalarda bulundu ve Sovyetler Birliği’nin ilk Metafizik İstihbarat Üniversitesi’nin temellerini attı… Bir de Stefan Ossowiecki var; Polonyalıların büyük metafizikçisi, o da Yahudi asıllıydı. Wolf Messing gibi Rusya’ya kaçtı ve daha sonra Polonya’ya döndü. Çekoslovakya’da Almanlara karşı savaştı, bazı savaş esirlerinin yerlerinin bulunmasında medyumluk kabiliyetini ortaya koydu ve kendini kabul ettirdi. Tabiî bunlar Soyvetler Birliği’nde ilk metafizik enstitülerin açılmasına sebep oldular. Burada yalnız beyin gücüyle bir cisme hâkim olabilme veya uzaktan başka bir şeyi yönetebilme gibi imkânlar görülüyor. Bu konularda çeşitli deneyler ve çalışmalar yapıldı. Bu derneklerin de başına genellikle Nobel Bilim Ödülü sahibi kişiler getirtildi; kimya, fizik, matematik gibi branşlarda Nobel Bilim Ödülü almış profesörler bu derneklerin başında bulundu. Freud bile bir yerde Darwin’e diyor ki: “Eğer benim şu ânki aklım olsaydı, bu kadar yılımı psikanaliz yerine metafiziğe ayırırdım, bundan dolayı çok pişmanlık duyuyorum.”. Şu ân Gürcistan’da da 4 yıllık bir metafizik enstitüsü var ve akademik araştırmalarına devam ediyorlar.

– Peki şunu sormak istiyoruz: Dünya derin devleti diye bir şeyden bahsediliyor; bu dünya derin devleti metafizik istihbarattan ne derece faydalanıyor ve ne maksatla kullanıyor?

Şimdi siz de basının içindesiniz, çok iyi bildiğiniz gibi geçen sene CIA ve Mossad’tan, CIA 6,3 milyon dolar, Mossad da 3,4 milyon dolar metafizik çalışmalara ve medyumlara para ayırdığını itiraf etmişti. Bunu bilançolarında gösteriyorlar… Sadece bu değil tabiî; metafizik çok geniş bir konudur ve bana “nerdesiniz” derseniz, daha en başındayım diyebilirim ancak… O kadar derin bir konu ki, okudukça açılıyor, hiçbir şey bilmediğinizi anlıyorsunuz. Okudukça ne kadar geride olduğunuz anlıyorsunuz.

Meselâ buradan yola çıkarak, üstün ırk teorisi oluşturmaya çalışıyorlar; beyin gücü yüksek, kolay kolay hastalanmayan insanlar oluşturmak… Bu çalışma, bana göre, dünya siyasetindeki şeytan üçgeni İsrail, Amerika ve İngiltere ortak bilimsel çalışmasıyla gerçekleştiriliyor.

Geçenlerde bir televizyon programında da belirttim: Alman ve Japon bilim adamları da girmek istiyor bu çalışmalara, fakat müsaade edilmiyor. Neden? Çünkü burada emperyalist bir hedef var. Yâni akademik bir hedef olsaydı, diğer bilim adamları da bunlara dâhil edilirdi, Pakistanlı bilim adamları da alınırdı, ancak müsaade edilmiyor. İlluminati’nin üç sacayağı; İngiltere, Amerika ve İsrail arasında bu çalışma yürütülüyor. Böylece burada amaç ne, niçin böyle bir çalışma var? Şimdi artık anlaşıldı ki, konvansiyonel silahlar ve hâtta nükleer silahlarla bile bir sonuç alınamıyor. Her şey insan unsurunda bitiyor. Her zaman için dünya savaş sanatı tarihinde de böyledir, insan her şeyi değiştirebilir. Öyleyse biz nasıl çok üstün zekâlı, çok güçlü bir fiziğe ve ruha sahip bir ırk yaratıp, bunlarla nasıl insanlara hâkim olabiliriz çalışmaları yapılıyor. Hakikaten de öyle; şimdi karşınızdaki insanın biyoenerjisi sizden üstün ise, farkında olmadan siz onun düşüncelerine adapte olmaya başlıyorsunuz. Karizmatik liderlerin halk kitlelerini arkasında sürüklemesi gibi… Ki bu çalışmalarda, biliyorsunuz, Hitler de vardı; Atatürk’ün de bu konuda, parapsikoloji üzerine birçok çalışması vardır. İkisi de parapsikolojinin önemini kavramış insanlar.

– Dünya derin devletinden devam edelim; Rotschild’ler, Rockefeller’lar… Hakikaten manzara bunlardan mı ibaret, yoksa bunların arka plânında “başkaları” da var mı? Meselâ Ümit Sayın’ın internet üzerindeki görüşmeleri yayınlandı. Orada bir şeyden bahsediyor, diyor ki “masanın başında da şeytan oturur.” Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Buna bir örnekle cevap vermek istiyorum müsaade ederseniz. Tanıdığım bir iş adamı Amerika’dan kaçıp geliyor, gelirken de en fazla 1.5 milyon dolarını getirebiliyor. Bana şöyle bir olay anlattı:

“Volkan Bey, ben Amerika’da 35 metrekare küçük bir büfeye sahiptim, bana dediler ki; “Boston’da bu büfeyi açmışsın da neden bizim mason derneğine üye olmuyorsunuz? Olursanız, bizim cemaatimiz de sizden alışveriş yapar, işinizi büyütürsünüz”. Tuttum üye oldum, yalnız masonlar ateisttir, dinsiz bir dernektir diye biliyorum. “Hayır tam tersi, eğer dinsizseniz üye almayız, Allah’a inanmanız şart, mason olabilmeniz için Allaha inanmanız gerekiyor” dediler. Bunun üzerine ben de girdim iyi niyetle. Çalışmalarım, faaliyetlerim arttıkça, tabiî derecelerim de artmaya başladı. Benim 35 metrekarelik büfem, 33. derece mason olacağım zaman, 4.000 metrekarelik bir restoran hâline gelmişti. Boston’da beş yüz tane üniversite var, üniversitenin bütün dekanları Yahudi ve bakın mason demiyorum, masonluk yok… Rektörler ve masonlar Yahudi, onun altındaki öğretim üyeleri ise mason, tamamen mason. Mason olmadan zaten orada öğretim üyesi olamıyorsun… Şimdi, bu üniversitenin dekanlarının hepsi bende yemek yiyorlardı. Çünkü birader olduğum için tabiî… Onlardan biri olduğum için gitgide işi büyüttük. Fakat şöyle bir şey sezdim, meselâ 7-8. dereceden masonlar kendi aralarında toplantılara katılıyorlar, kendi aralarında bir sırra sahipler, 14. derecedekiler kendi aralarında sırlara sahipler, 33. derecedekiler de tamamen kendi aralarındaki sırlara sahipler… Dereceler yükselmeye başladıkça, ben ilk başladığımda bütün dinler; Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevîlik, gerçek dindir, bunların hepsi Allah’a inanır, hepsine saygımız var şeklinde başladı. Sonra yavaş yavaş dereceler artmaya başlayınca, ben daha üst grupların toplantılarına katılmaya başlayınca, Müslümanlık aleyhinde tenkitlere ve yorumlara başladılar.”

Dikkat edin, alt derecelerde yok bunlar… Geçenlerde bir arkadaş, televizyonda “hayır, ben de masonum, beş vakit namazımı kılıyorum, hacca gidiyorum, problem yok” diyor. Evet yok, neden yavrucuğum, çünkü sen 8. derecedesin, dolayısıyla sana ses çıkarılmıyor.

– Peki bunu, deşifre edilen masonluğu sulandırmak ve perdelenmiş bir şekilde göstermek için mi yaptılar, yoksa hep böyle miydi?

Hayır, işte bakın o arkadaşımızın örneği çok mükemmel, hâtta bana dedi ki:

“Volkan Bey, ilk size açılıyorum, hanımım bile bilmiyor mason olduğumu. Sonra ben 16. dereceye çıktım, baktım Hristiyanlık da tenkit edilmeye başlandı. Müslümanlığın dışında, Hristiyanlığın da geçerli bir din olmadığı, İsa’nın herhangi bir adam olduğu, kendi uydurduğu safsatalar olduğu falan söylendi. Fakat sizi öyle bir bağlıyorlar ki o süreç içerisinde, yâni artık o şatafat, o balolar, o papyon kravatlar, viskiler, âlemler, danslar, valslerden müteşekkil girdabın içine bir kapılıyorsunuz ki, geri dönemiyor, “ya ben bunları nasıl kaybedeyim şimdi, bunları inkâr edersem, bütün bunlar elimden çıkar gider” diyorsunuz. Ben artık alışmışım lüks uzun Amerikan arabasına binmeye, villada oturmaya. Bu villadan kalkıp da ben tekrardan nasıl 65 metrekare eve döneceğim, artık zaten kendiniz de dejenere olmuşsunuz, kapılıp gitmişsiniz. Sonra, 33. derecedeyse, artık Hıristiyanlığın ve İslâmın din olmadığı, bu insanların Yahudiliğe hizmet için yaratıldığı, çünkü Yahudiliğin üstün ırk olduğu ve Allah’ın Yahudileri diğer insanları yönetmek için yarattığı konuşulmaya başlandı. Öyle bir beyin yıkama oluyor ki, en son diyorsun ki “evet ya, Yahudiler hakikaten üstün millet. Kardeşim eğriye eğri, doğruya doğru, biz bir şey yapamayız, bunların bizi yönetmesi lâzım. Biz de tabiî insanız, biz de yaşayacağız ama yönetici onlar olmalı. Çünkü alttan alta, gizliden gizliye Yahudi hayranlığı oluşturuyorlar.”

Türkiye’de de zamanında Marshall planı çerçevesinde Amerikan hayranlığı oluşturulduğu gibi. Şimdi:

“33. dereceden mason olacağım, ertesi gün tören var. Aynanın karşısına geçtim, şöyle kendime bir baktım, gerildim, affedersin özür diliyorum, “tuu” diye yüzüme tükürdüm. Dinine küfrettiriyorsun, milletine küfrettiriyorsun, zaten sen ha yaşar ha yaşamazsın, sen artık insan olmaktan çıktın. Sen 33. derece mason olacaksın ama artık insan değilsin, bir hiçsin. Kimliğin, kişiliğin, her şeyin bitmiş. Sen o toplantılarda milletine ve dinine sövdürüyorsun.”

Ertesi sabah istifa dilekçesini sunuyor. “Oo”, diyorlar:

“Beyefendi, sen bizim bütün sırlarımızı öğren öğren, biz seni besleyelim, büyütelim, buralara kadar getirelim, sen ondan sonra ben çıkacağım de, öyle mi? Tabiî çocuk oyuncağıydı, öyle mi? Ama yine bizde zorlama yoktur, çıkmak istiyorsan çıkarsın, tabiî vebâli var. Ben ise kesin kararlıyım, çıkacağım. Bir hafta sonra vergi müfettişleri geldi. Çünkü vergi müfettişi mason, emniyet müdürü mason, polis mason, savcı mason, hâkim mason, bütün mülkî idare mason… Vay sen şurası şöyle oldu, burası niye biraz daha eğri, o bardaklar niye yıkanmamış, bilmem ne, sen niye şurada böyle yaptın? Derken, bana bir vergi cezaları gelmeye başladı, temizlik bilmem ne, bugün siz bile isteseniz bu evde bin tane şey bulursunuz, artniyet olduktan sonra. Ve beni çökerttiler… Bir ânda ben ışık hızıyla tekrar 35 metrekare büfeye döndüm. Hepsi altı ay sürdü.”

Sonra, en sonunda, artık orada birisine bir şeyler yapıyor, 1.5 milyon dolarını kaçırabiliyor Türkiye’ye…

Ve buradan anlaşılıyor ki, bunlar o kadar dışarıdan göründüğü gibi sosyal kurumlar değiller. Zaten biliyorsunuz, 1937 yılında Mustafa Kemal bizzat emir vererek mason derneklerini kapatıyor. Çünkü bunların İtalyan masasına bağlı olduğunu, dışarıdan yönetildiğini görünce çağırıyor “sabah sekize kadar, bütün bu Adana’daki, İzmir’deki, Ankara’daki localar kapatılacak, sabahleyin istifa dilekçeleri bana verilecek. Aksi hâlde sizi toprak altı yaparım.” diyor. [*] Bunlardan birisi de Nadir Nadi, Cumhuriyet Gazetesi’nin sahibi. Şimdi baktığın zaman, bu masonluk derneği böyle, bir de bunların üst düzeyi İllüminati var ki, bu tamamen Amerikalı Yahudi bankerlerden ve silah tüccarlarından oluşan bir grup… Bu düzen tamamen gerçek. Bir ülkede sağı da onlar yönetiyor, solu da onlar yönetiyor. Yâni yöneteceksek biz yöneteceğiz, diyorlar.

Olmuyorsa, cinayetler başlıyor; Bayram Ali Hoca’nın şehid edilişi de bu planın bir parçasıydı, Hızır Hoca’nın da…

– Bahsettiğiniz masonik yapı ve onun arkasındaki İllüminati, Siyonistler, Evangelikler; bunların dinî ve felsefî nitelikleri nelerdir?

Meselâ Yahudiler İslâm’ı bölmek için Vahhabî mezhebini ortaya attılar, Abdülvahab aracılığıyla… Böylece, bayram var mı, şu var mı; bunların hiç biri Resulullah döneminde yoktu, şimdi de uygulanmaması lâzım. Mevlüt var mıydı, şu var mıydı, bu var mıydı derken, İslâmî ritüelleri asgarîye indirmeye çalıştılar. Şimdi Yahudiler İslâm dünyasında Abdülvahab aracılığıyla Vahhabî mezhebini destekleyip Müslümanları zayıflatırken, Hıristiyan dünyasında da Evangelistleri destekleyerek, Püriten mezhebini kurmak suretiyle Hıristiyanları zayıflattılar. Luther bile Yahudi asıllı bir ailenin çocuğu. Fakat Püriten mezhebi bunlardan farklı, şöyle bir akaid var: Şimdi İsa Aleyhisselâm’ın tekrar geleceği inancı var ya, bunlar diyor ki: “Bunun olması için üç şart gerekiyor; bir, İsrail bağımsız bir devlet olacak. İki, Kudüs başkent olacak. Üç, vadedilmiş topraklar İsrail’in hâkimiyetine geçecek. Ondan sonra ise İsa Aleyhisselâm gelecek ve tüm dünya Hıristiyan olacak.” Şimdi bakın orada, Hıristiyanların ağzına bir parmak bal çalıyorlar. O kadar sinsi ve akıllılar ki, “siz” diyorlar, “İsrail’e vaat edilmiş Nil’den Fırat’a kadar bölgede onların hâkimiyetini sağlayın, ondan sonra İsa gelecek, fakat herkes Hıristiyan olacak, Yahudi falan olmayacak” diyorlar. “Ama siz önce şu imkânı sağlayın.” İşte bugün baba Bush ve avanesi bu Püriten düzene, Evangelist dediğimiz mezhep üzerinden bağlıdırlar. İllüminati de buna dayanıyor. Çünkü bunun arkasında tek dünya devleti ideolojisi var. Bütün devletleri kaldırmak, sınırları kaldırmak, masonların da zaten –biliyorsunuz- ideolojisinde bu vardır, böylece bu sistemi oluşturmak. Ama şimdi hesaplara bakıyorsun, dünyada merkez bankası özel olan tek Amerika vardır. Dünyada bütün merkez bankaları kendi devletleri tarafından idare edilir. Kendi devletlerinin uhdesindedir. Bir tek Amerika’da özerktir ve Yahudilerin elindedir. Yâni Amerika’nın parasını bile basarken Yahudi basıyor, Yahudi kontrol ediyor. Böyle bir kontrolün olduğu bir dünyada siz başka bir şey bekleyebilir misiniz? Şimdi siz Püritenlerden, yâni şu ânki Evangelistlerden, Bush ve avanesinden, Filistin’de samimi olarak bir barış çalışması çıkabileceğini düşünebiliyor musunuz? Adam diyor ki, “Filistin dâhil Fırat’a kadarki bütün bölgelerin Yahudilerin eline geçmesi gerekiyor.” İsa’nın gelmesi için onu bekliyor. Bu düşünce sisteminde olan insan Filistin konusunda samimi olabilir mi?

– Peki hocam, şöyle devam edelim: Ergenekon, Balyoz; birçok operasyon yapılıyor. Bize göre birçok tetikçi, katil toplanıyor… Bunun arkasında da bir o kadar daha sermayesi, medyası ve siyasetçisi var. Ama bunlara hiç kimse ilişmiyor. Bu ülkede ne değişirse değişsin, bu adamlar hiçbir zaman değişmiyor. 90 senedir hep aynı adamlar, aynı yerde duruyorlar. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Sorunuza soruyla cevap vereyim: Çiller, Mesut Yılmaz’a dokunabildi mi? Mesut Yılmaz da Çiller’e dokunamadı, değil mi? Yâni al gülüm, ver gülüm. Çünkü ikisi de birbirinin açığını biliyor. Kasetleri çıkıyor Baykal’ın, MHP’nin falan, Ak Parti’nin de vardır. Bunlar artık Kasım ayında mı ortaya çıkar, ne zaman çıkar bilmiyorum. Ama bu kaset garantisi var. Ankara’da ben bu havayı aldım. Bir hafta kaldım orada. Şimdi, şu soruyu hiç kimse sormuyor: Batık bankaların yönetim kurulu üyeliklerinde emekli orgeneraller görev aldı. Peki, bu emekli orgenerallerin hangisi iktisat mezunu? Adam geliyor, teklif getiriyor bana. Benim demem gerekmez mi ki, ben harp okulu mezunuyum, iktisatçı değilim; beni niye bankaya alıp yönetim kuruluna getiriyorsunuz. Şimdi bunların demesi gerekmez mi ki; bu konu bizim uzmanlık alanımız değil, biz bu görevi kabul etmeyiz demeleri gerekmez miydi? Çünkü onu niye alıyor, uluslararası bir ilişkide Necdet Menzir’in ismini kullanacak veya orgeneralin ismini kullanacak. Bakın diyecek ki şirketimizin yönetim kurulu başkanı emekli orgeneral bilmem kim. Tabiî, kendileri de bu tezgâhın içinde oldukları için, bu tezgâh derken muhalefetiyle iktidarıyla bir düşüneceğiz, ifrat ve tefride kaçmadan, iktidarda da aynı şey söz konusu, muhalefette de.

– Hocam, son olarak şöyle bitirelim: Mirzabeyoğlu’na yapılan Telegram işkencesini duymuşsunuzdur, takip etmişsinizdir, okumuşsunuzdur. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bildiğim kadarıyla, Telegram işkencesi Amerika’da çok sık kullanılan bir yöntem. Guantanamo’da da uygulanır. Meselâ, bakıyorsunuz hiç olaya müdahil olmayan El-Kaide üyelerini dergi okuyor diye tutuklayıp, Afganistan’dan tâ Guantanamo’ya götürüyorlar. Orada ona cihaz marifetiyle “ben yaptım!” dedirtiyorlar. Zihin kontrol sistemi, gelişmiş aygıtlarla mümkün… Meselâ, Hasan Mezarcı da var. Mirzabeyoğlu’na yapılan işkenceler ona da yapıldı. Mirzabeyoğlu iyi dayandı, iyi direndi, demek ki biyoenerjisi yüksek. Fizik olarak ve ruh olarak yüksek ki buna dayanabiliyor. Başka birisi olsaydı, çoktan intihar etmişti.

– Bu cihazın arkasında kim var, muhakkak yabancı menşeli bir ürün, lâkin bu faaliyeti yurtiçinde idare eden işbirlikçileri sizce kimler?

Bunlar tamamen Amerikan kaynaklı. Bırakın onu, bakın şu ân Türkiye’nin üstünde bir ölü toprağı olduğunu müşahede ediyor musunuz?

– Tabîi tabiî, meselâ müşahhas bir örnek verelim. Kur’an yakılmıştı hatırlarsınız. Bir protesto düzenledik biz. Normal şartlarda, böyle elîm bir hadise vukubulduğunda, özellikle Beyazıd Camii’nin önünün mahşer yeri gibi olması icab ederdi; oysa ki biz toplam yedi kişiydik. Kimse olmayınca, polislerden bile katılmak isteyenler oldu. Öyle vahim bir tablo vardı. Hani işin anlaşılması için söylüyoruz.

Bu neyi gösteriyor? Artık zihin kontrolü bazı âletlerle, hâtta artık bunların sismik olarak depremler bile yaptıkları, suni depremler oluşturdukları olmuştur.

– Bu bahsi geçen HAARP teknolojisi…

Evet, gerçekten doğru. Amerika bu konuda çok ciddi çalışmalar yapıyor; İngiltere, İsrail ve Amerika. Buna Japon, Alman bilim adamlarını falan almıyorlar. Artık bir lobi hâlinde faaliyetlerini sürdürüyorlar, emperyalist bir düşünce var burada. Üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu…

– Vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Asıl ben teşekkür ederim…

*  Editörün Notu: Aytunç Altındal başta olmak üzere birçok masonluk araştırmacısına göre, Mustafa Kemal de bir masondur.

KAYNAK: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 4, Ağustos-Ekim 2013.

 

 

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz