68 EFSANESİ – Ertuğrul Özkök’ün mü, Mahir Çayan’ın mı 68’i?

189

İKİ MİLÂD

“Türk(iye) Sosyalist Hareketleri-TSH” ni incelenirken, “68 Kuşağı”na değinmeden geçilmesi imkansızdır. Eğer geçilirse, bu bir “hata” olarak görülmeli ve bütüne nisbetle bu “kuşağın” tesirinin büyüklüğü gözönüne alındığında da, ihtimâl netice hükümler “eksiklikle malûl” olarak bilinmelidir. “68” niye bu kadar mühim? Veya niye bu kadar mühimseniyor, adına vakıflar kuruluyor, yâdediliyor, tekrar hayata geçirilmeye çalışılıyor?

TSH için iki büyük “milâd” vardır. Birincisi, “TKP kurucu önderi Mustafa Suphi” nin katledilmesiyle yerine Şefik Hüsnü ve tayfasının geçmesi, ikincisi ise, “71 Yenilgisi”… TSH, bu iki ana unsur vesilesiyle “şekillenmiştir”; ikinci olarak belirttiğimiz unsur, birincisinin tesirinden kurtulma hareketidir ki, bundan, bugüne nisbetle bir değerlendirme yapmamız gerekirse, aralarından sadece THKP-C’nin devamı olan hareketlerde bunu bir nebze görebiliyoruz. Hâkezâ, “TKP-ML eğilimi”, “öz” itibariyle İbrahim Kaypakkaya’nın, sosyalist hareketin geçmişi üzerine yaptığı “radikal eleştiriler” üzerinde yükselmişse de, bugün bir kısım kendinden menkul “en büyük komünist parti” lerde çürütülmektedir. Mevzuumuza dönersek…

“68” i anlamak için o tarihten geriye doğru gitmek icâbetmektedir; çok değil, 27 Mayıs 1960 Askerî Faşist Darbesi’ne kadar… Kaba hatlarıyla geçersek: TKP’nin Şefik Hüsnü liderliğinde “Kemalizm’in ideolog-teorisyen deposu” görüntüsü vermesi, CHP’yi “kapitalist olmadan sosyalizme yönelecek” bir Parti olarak görmesi, 1950’lerde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle “nihâyetlendi” ve bütün yaptıklarının karşılığı olarak “1951 Tevkifâtı” ile “ödüllendirilerek” ağır bir yenilgiyle neticelendi. Bu şekilde ’50’lerin sonuna gelindi. Malûm, “Ordu Gençlik Elele Milli Cepheye!” sloganlarının atıldığı dönem… “Ordu” ile “gençlik elele” vermiş ve “Menderes ipe” demişlerdi. Neticede CHP-TKP işbirliği meyvesini vermiş ve iktidar tekrar ellerine geçmişti. İşte bu nokta, “68” in anlaşılmasında en faydalı çıkış noktasıdı.

YÖN DERGİSİ HAREKETİ

Bahsettiğimiz işbirliğinin “somut meyveleri” nden birisi, meşhur YÖN Dergisi Hareketi‘dir.

“- 1980’lere kadar uzanan süreçte tüm devrimci demokrat hareketlerce neredeyse bir ön kalıp sayılan ve strateji tartışmalarına ana dayanak yapılan feodalizm-kapitalizm, sanayi burjuvazisi-ticaret burjuvazisi, emperyalizm ve milli kapitalizm vb. kategorik ayrımlar ve bunlar arasında kurulan ikilemci mantık YÖN’ün problematik çerçevesinin en aslî unsurları arasında yeralmaktadır. YÖN, tüm dönem boyunca hiç değişmeyen bir çizgi olarak İLERİCİ mahiyette, ülkenin bağımsızlığından ve kalkınmasından yana BİR BURJUVA KLİĞİN VARLIĞINI ARAMIŞ ve ‘DEVRİM’ ANLAYIŞINDA BU GÜCÜN DESTEKLENMESİ, merkezî bir konuma sahip olmuştur.” (1)

YÖN ekibinin, “marksist argümanlarla (‘sınıf önderliği’ meselâ) baştan arasına” kalın bir çizgi çekmesi ve bu ekibin, Kemalizmin Altı Ok’unun “Komünizm belasının panzehiri” (2) olduğunu ifâde etmesi, onların ne derece Marksist-Leninist/ML olduklarını tartışma konusu yapmış olsa da, umûmî mânâda Sol’un “yazar-çizer takımı” nın (3) bu klikte toplu olduğunu, bir “entelektüel cazibe” alanı oluşturduklarını ifâde etmek gerekir. YÖN’ün “tesir ve cazibe gücü” nü ifâde etmek bâbında, bu ekipte meşhur Milliyet ‘editörü’ Abdi İpekçi, hâlâ okunan ve satılan “Türkiye’nin Geri Kalmışlığının Tarihi” nin yazarı ve şu ândaki Dışişleri Bakanı İsmail Cem İpekçi, meşhur Sadun Aren ve yine meşhur Doğan Avcıoğlu’ nun olduğunu zikretmek kâfidir zannedersek.

YÖN, TİP, MDD: ’68’İN HARCI

1960’lardaki sosyalist hareketin “pusulası”, YÖN’ün yukarıda bahsettiğimiz ana karakteridir. Öyle ki YÖN’cüler, aradıkları “devrim kliğini” bulur bulmaz 27 Mayıs’ın ikincisini fakat daha şiddetli ve köklü olanını yapmayı da hedefliyorlardı. “Kapitalist olmayan” fakat “Altı Okun önderliği” nde şekillenecek “antifeodal” karakterli “kalkınmacı milli sosyalizm”; rüya ve hevesleri bu idi…

“TAM BAĞIMSIZ, GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE” ve “TOPRAK KÖYLÜNÜN, FABRİKA İŞÇİNİN”, döneme damgasını vuran sloganlardı. O günlerde varolan Türkiye İşçi Partisi-TİP’in de “devrim ve pusula” olarak öngördükleri YÖN’den “öz” olarak bir farklılık taşımıyordu. Bu esnada ortaya, bu iki hareketle de “birleşikleri” olan fakat sonradan “milâd” olacak hâdiseleri içinde taşıyan “Milli Demokratik Devrim-MDD” anlayışı çıktı.

MDD, hem eski TKP’den hem de bugünkü sol hareketlerden apayrı, “nev’i şahsına münhasır” bir harekettir. “TKP mirası” nın her yönden pisliği ve zayıflığı ile, sosyalistlerin “öcü”  olan “örgütsüzlük” ve “kıble” nin “kâmilen” bulunmaması (yani Sovyetler’in ve Çin’in birtakım yönleriyle “tam” olarak kabul edilmemesi), MDD’yi, “Ordu-Gençlik Elele Milli Cepheye” ci 27 Mayıs pratiği ile “Altı Ok’un şekillendirdiği sosyalizm” anlayışını savunan YÖN’ün teorisine yanaştırdı.

Eğer bir “68” aranıyorsa, o, MDD’cilerin arasında aranmalıdır. Bakıyoruz MDD’cilere, “kadro” tamam: Mihri Belli, Hikmet Kıvılcımlı, Doğu Perinçek, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş vs. Evet, “68” bunların arasından çıkma… Ama, kim temsil ediyor onu? Bunun cevabını verebilmek için “68” in ne olduğunu, neleri gündeme getirdiğini bilmek lazım.

‘ÖĞRENCİ HAKLARI EYLEMLERİ’

“68” fenomenini, 1960’ların ortalarından itibaren, özellikle Fikir Kulüpleri Konfederasyonu ile başlatmak daha yerinde olur. Ve onun Dev-Genç’e dönüşmesinin tarihinde, yani 1968’de… Bu “başlatmak” kelimesini, “gençlik” çağı, daha doğrusu “18 yaşa ayak basma” mânâsına kullanıyoruz. Yoksa, “68” “renk” veren anlayış, YÖN, TİP ve MDD tarafından çizilen “milli sosyalizm” veya piçliği göstermek maksadıyla uydurduğumuz terkible “Kemalist Sol-Sol Kemalizm” anlayışıdır ki, bahsettiğimiz gibi bu tarihten biraz daha geridir. Ama 1968’de elbette kıyamet koptu. Böyle başlayan “dönem” ne zaman bitti? Rivâyetler muhtelif: Kimilerine göre ki, bunların içinde “68”i yaşayanlar da var- “15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi” yle “bitmiş” tir ve iş artık onun “mânâsını” yaşatmaktır. Kimilerine göre ise “hala yaşıyor.”

68’DE NE OLDU?

Dünyada 1968 çok “hareketli” geçti bilindiği üzere. Öğrenciler tarafından başlatılan hareketler özellikle Fransa, İtalya, Almanya ve Amerika’da, “Sovyet ve Çin tipi” örgütlenmeleri başlattı. İtalya’da Kızıl Tugaylar, Almanya’da RAF, (Bayder Maynhof) örgütleri “şiddet eylemleri” ne başladı; Amerika’da Vietnam Savaşına karşı “öğrenci başkaldırısı” ortaya çıktı.

Bizim “68” ise, tam bir “öğrenci hakları eylemi”… Üniversite sözlü imtihanlarının kaldırılması, yemeklerin iyileştirilmesi, burs ve yurt imkânlarının genişletilmesi, sağlık hizmetlerinin “sağlıklı” verilmesi, üniversite idâresine öğrencilerin de katılması, ders notlarının “teksir” yerine “kitap” hâlinde dağıtılması vs… Elbette “68” de başka şeyler de oldu. Meselâ, Amerikan 6. Filo’sunun “ziyareti” ne karşı yapılan gösteriler. Meselâ, “Toprak İşgalleri”… Ancak bu hâdiseler, “68” in “harcı” nı oluşturan örgütlenmeler-anlayışlar ile sonrasında ortaya çıkanlar arasında tartışmalara ve köklü ihtilâf-kopuşlara sebeb olduğundan, bu eylemleri “68” in tamamına şâmil kılmak ve “68 işte budur!” demek, gerçek mânâda sosyalist ol(a)mayanlara pâyeler vermek olacağından, bizim için böyle bir umumî ifade kullanmak imkânsız.

6. Filo’ya karşı yapılan gösterilerin telaffuz edildiği her yerde hemen eklenir,“gericiler elerinde baltalar ile antiemperyalist devrimcilere saldırdılar ve emperyalizmin uşağı olduklarını gösterdiler!”Meşhur “Kanlı Pazar” dır kastedilen… Evet, olmuştur, inkâr edilecek bir hâl yok. Fakat bahsettiğimiz gibi bu mesele kendi aralarında da tartışmalara sebeb olmuştur, neden onlardan bahsetmezler?! Kimse TİP’nin bu mevzuda tavır aldığını ve EYLEMİ REDDETTİĞİNİ söylemez.

Yine “toprak işgalleri” Döneme damgasını vuran sloganlardan birisi “Toprak Köylünün, Fabrika İşçinin” idi. CHP’nin başına geçmiş olan “Umut ve dahi Karaoğlan (olacak) Ecevit” in, YÖN’cüler vasıtasıyla sol hareketi, tıpkı 1925’lerde olduğu gibi CHP-Düzen yörüngesine oturtma çabalarını ve o günlerdeki (bahsettiğimiz üç örgütlenmenin-anlayışın yönlendirdiği) sol hareketi gözlerimizin önüne getirirsek, Ecevit’in “toprak işgalleri” yapan köylüleri alkışlamasını ve desteklemesini de elbette hatırlarız. CHP de bu slogana destek veriyor ve Ecevit, Maoizm ile İslâm arasında bir yol “tutturarak” (!), “Toprak işleyenindir!” diyerek “Ak Günlere” kitapları kaleme alıyordu. “68” in en önemli hâdiselerinden sayılan bu hareketi neden “dışarıda” bıraktığımızı bu hatırlatma ortaya koyuyorsa da, “ihtilâf ve köklü kopuşlar” diye bahsetmemize bir misâl vermek isteriz:

“- ‘TOPRAK KÖYLÜNÜN, FABRİKA İŞLEYENİN’ sloganının yanlış olduğunu, ayrı iki devrim aşamasının sloganlarının birbirine karıştırıldığını, ayrıca BİR BÖLGEDEKİ FABRİKANIN BİZATİHİ O BÖLGENİN İŞÇİLERİNİN DEĞİL, İŞÇİLERİN DEVLETİNE AİT olduğunu…” (4)

Evet o çok methedilen “68” den geriye, bu iki önemli hâdiseyi de verdiğimiz misallerden ötürü çıkartmak zorunda olduğumuzu bildirerek bir kenara koyarsak, ne kalıyor? Bunun böyle olduğunu bilenler “sahtekârlık” yapıyorlar ve bir kısım insanları da buna âlet ederek “68 Kuşağı Önderleri” gibi, kendilerini hemen ele verici bir ifâde kullanıyorlar. Ve çok ehemmiyetli bir noktadır ki, Sol’un burada ruhunu yakalarız; “68 Kuşağının Önderleri” diye bahsedilenler ile bunu söyleyenlerin hemen ardından, bu bahsedilenlerin “efsaneleştirilmelerinin onlara fayda yerine zarar getirdiğini” eklemeleri de ne demek oluyor?

KİM ’68’Lİ

Kim bu “efsaneleşmiş ’68 öğrenci liderleri”?

Herhalde Doğu Perinçek değil; herhalde Ertuğrul Kürkçü değil; herhalde Ertuğrul Özkök değil; herhalde Teslim Töre değil; herhalde Mihri Belli değil; herhalde Cahit Kavak hiç değil. Kim o halde? Hayattaki bir insanın “efsaneleştirilmesi” -istisnalar hariç- pek rastlanılır olmadığına göre, demek ki bunlar ölmüş insanlar… O halde bu bahsedilenler, makalenin başında “ikinci milâd” olarak işaretlediğimiz bölümdekilerdir: Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş.

Bu satırların yazarı olarak, özellikle Deniz Geçmiş’i, ne “devrimci” ne de “sosyalist” olarak kabul edemediğimizi hemen belirtelim. (5) Üniversitenin önünde bulunan Atatürk heykeline kendisinin yerleştirip sonra da patlattığı bombanın akabinde oradan geçmekte olan “uzatmalı” birini, pembecik olmuş yanaklarıyla omuzlara alıp, “Ordu Gençlik Elele Milli Cepheye” sloganları atan, “Yaptığımız, Kemalist Anayasanın uygulanmasını sağlamaktır” diyenin “sosyalistliğine” değil Kemalistliğine; bir iki sayfalık metinden ibaret “THKO Teorisi”nde, (*) “üretimde bulunan proleteryanın savaşıma müsait olmadığı”, bunun için de “üretim dışı proleteryayı (kır yoksulları ve küçük üreticiler)” temel aldığını söyleyenlerin de “devrimciliğine” değil -başkaları ne ilân ederlerse etsinler- “heyecana gelmiş çocuk ruhiyatı” na sahip biri(leri) olduklarına hükmederiz. Ne demek “üretimde bulunan proleteryanın savaşıma müsait olmadığı”… İşçi kardeşim sabah 7 – akşam 5 çalışıyor, devrim için uğraşamıyor, çiftçi kardeşim bi omuz at da devrimi yapalım be!!! Bu da “teori” oluyor!!! Hem de “TKP’nin mirasından köklü ayrılma” nın teorisi!!!

THKO ve Deniz’i bir kalemde geçmek varken, mâmafih burada biraz daha uzun bir değerlendirmeye tutacağız. Deniz hem tipi-karizması-‘masum bakışı’ hem de idamı sebebiyle “romantik devrimci” olarak hatırlanmaktadır. Bugün varolan “68’liler Vakfı” nın temel karakteri de Deniz Gezmiş’i baştâcı etmesidir. Hâkezâ, Kastro kılıklı haydutlar” (6) olarak onu tarif eden Aydınlık-Tİ(İ)KP-Perinçek-İP’lilerin de bugün “tek” savunduğu “önder” dir o. Bunda Deniz’in idamıyla birlikte THKO taraftarlarının birçoğunun kendi “parti” leri Tİ(İ)KP’ne geçmesinin de payı varolmakla beraber, Deniz Gezmiş’in ve TKHO’nun yukarıda iktibas ettiğimiz görüşlerinin kendileriyle de uyumlu olmasının tesiri daha fazladır elbette.

Bugün “68″ denince akla gelen Deniz’dir; “öğrenci lideri” ya!!! Adına vakıflar kurulan, “idamları haksızdı” diye yazılar yazılıp handiyse “iâde-i itibarı” istenecek kadar “rahatça” savunulan Deniz’in diğer öğrenci liderlerinden ziyade böyle bir hayırhahlık ile yâdedilmesi ve bayraklaştırılmasının sebebi nedir?

Bunun cevabı şudur: Deniz, -ister kabul edilsin isterse edilmesin- bir “Sol Kemalist” tir; sloganları hariç, yaptıkları, dönemin “heyecanına” kendini kaptıran, bunların “birşeyleri” değiştireceğine inanan, fakat neyi niçin yaptığının izahını bile yapamayan, sadece sloganda kalmış bir insandır; bakış açısı MDD’yi aşamaz, “anti-feodal” dir yani bahsin özü, bugünkü mânâda “antişeriatçı” dır; yaşasa idi, belki giriştiği “silahlı eylemler” sebebiyle kendini ilerletebilirdi, belki de Doğu Perinçek gibi olurdu. Ama diğerleri, diğer öğrenci liderleri, bir kısım yanlarıyla bu anlayışın içinde kalsalar da, “TKP mirası” denilen bu “duruş”u aşmış veya aşmaya yolaçıcı yolları ortaya koymuşlardır.

Bugün bakın bir kim “68” li? “68’liler Vakfı” adı altıda toplanan “dönek-sol kemalistler”“Aydınlık-İP” isimli tam Kemalistler, Can Dündar ve Ertuğrul Özkök’ün de (7) dahil olduğu medyanın borazancı başları, “Kemalist Ordu” ile darbe tezgahlamaya kalkışan köken olarak MDD’ci -sol literatürce- “büyük sermaye kesimi”; ve hepsinin ortak yanı ŞERİAT KARŞITLIĞI… Sorsanız hepsi “Milli Demokratik Devrim” ci olduklarını söyleyeceklerdir; THKO’nun, THKP-C’nin, TKP-ML’nin Kastro kılıklı haydutlar, maceraperestler” olduklarını da… Ama bundan önce söylecekleri tek şey, “KAHROLSUN ŞERİAT” olacaktır. Herşeylerini bunun üzerine binâ etmişlerdir. Hepsinde ikiyüzlü olabilirler -nitekim öyledirler- ama, samimi oldukları tek şey ŞERİAT-İSLÂM DÜŞMANLIĞIDIR! Acı ama gerçek olan şudur ki, “68 Kuşağı”, gele gele Şeriat düşmanlığına eşitlendi!!!

İki yüzlüdürler, dedik. Eğer bunlar samimi olsalardı, meselâ, MDD’nin, TİP’ne yaptığı “parlamentarizm ve icazetçilik” tenkidinin de arkasında olurlardı. Oysa MDD, özellikle Mahir tarafından getirilen tenkidler ile tarihin bir kenarına atılmıştır. (8) Dün başkalarını “darbecilik… icazetçilik… parlemantarizm” ile itham edenler, bugün suratları kapkara ve dayı dayı yürüyen “çevik”-atik görünümlü birtakım itlerin “icazetleri” altında İslâm’a karşı darbe tezgahçılığı yapmaktadırlar. Dün “teorik” olarak hiçbir katkılarının olmadığı “MDD-SD” tartışmalarından, bugün oturdukları koltukda “etkili ve yetkili” kimseler ile birarada olmanın verdiği avantajla “Darbe” tezgahlamanın ve bunun da ismini “ilericilik ve çağdaşlaşma” olarak sunmanın telaşı içindeler.

İKİ ’68’

Çalışmamızın (yakında kitaplaştırılacak) burada yayınlanmayan ilgili bölümlerinde, MDD, TİP, “PDA-Tİ(İ)KP” ve THKO – THKP-C – TKP-ML/TİKKO hakkında yeterli malûmatı verdiğimizden, bu “68 meselesi” ni fazla uzatmaya gerek yok. Bizim “68” e değinmemizin, hatta haddinden fazla yer ayırmamızın sebebi, son üç hatta son iki yıldır (1996-1998) ona fazlaca vurgu yapılması, fazlaca öne çıkarılmasındandır. Bu bahiste verilecek hüküm şudur aslında:

İki “68” vardır. Birincisi, belirttiğimiz üzere sadece “öğrenci hakları” ile ilgilenen, liderliği içinde sosyalistlerin ve sosyalizme meyilli müslümanların (meselâ Yusuf Küpeli namazında niyazında biriyken marksist-leninist olmuştur) bulunduğu gelip geçen bir hareket. Bir fırtınaydı, geldi ve geçti; esasında bu hâdiseler, “9 Martçı” darbecilerce (İ. Selçuk, U. Mumcu, M. Aksoy gibi kökten dinsizlerce) “Altı Ok’un önderliğindeki milli sosyalizm” (9) için uygun zemin (yukarıda bahsettiğimiz ‘darbeci klik’, yani Cunta) ortaya çıkarmak maksadıyla, yani –Mahir’in ifâdesiyle- “objektif olarak ajan” kışkırtmalarından başka birşey değildir. Bu “68” in, övünülecek bir tarafı, böbürlenilecek bir yanı yoktur; İ. Selçuk gibi tipler için, esasta hayıflanılacak yönleri vardır.

İkinci “68” ise, “68 Öğrenci Hadiselerinin önder kadroları” nın, hem bu hareketleri, hem içinde bulundukları MDD anlayışını hem de umûmî olarak sosyalist hareketi tenkide tâbî tutarak, “ayrı örgütlenme ve teori” ile ortaya çıkmaları ve netice de ise “71 Yenilgisi” ile KİTLESELLEŞMELERİDİR.

Gerek bugün bahsettiğimiz “objektif olarak ajan” larca bayraklaştırılan Deniz’in, gerek Mahir’in “71 Çıkışları” ve gerekse onlardan kısa bir süre sonra içinde bulunduğu PDA’dan ayrılarak ortaya çıkan İbrahim’in “teorik çatısı” nı kurdukları “68” dir, eğer “övünülecekse” övünülmesi gereken… Bugün bunların dışında olan ve “68’liler Vakfı” ile ŞERİATA KARŞI DARBE çığırtkanlığı yapanlar, TÜSİAD’ı, TOBB’u, ADD’si, TİSK’i, DİSK’i, TÜRK-İŞ’i ile “bir avuç oligarşi” zihniyetlilerinin yanında durur ve kimi İsrail, kimi Amerika, kimi Almanya-Avrupa fakat umûmî olarak Batı emperyalizminin kucağında “komünizm belasına karşı, milli, altı ok’çu sosyalizm” in “ışık” ında sefil bir hayat sürerken, “TİKKO, Acilciler, THKC (diye bilinen) Kastro kılıklı haydutlar” olarak isimlendirilenler ise -bunlara nisbetle elbette- daha büyük bir kitle (evet; “kitle”, yani halk, yani kurum-kuruluş-dernek kalabalığı değil) desteğiyle yürüyorlar.

Kendine “sosyalist” diyenin övüneceği tek “68”, “71 Yenilgisi” nin açtığı yolda ilerleyenlerin “68” idir. Dışarıdan, fakat HÂKİM FİKRİN HÜKMÜ, “68” için budur!

Okuyucumuza Not:

Yazımızın içinde geçen gerek tırnakiçi (“ ”) ifadeler, gerekse iktibas metinlerindeki imlâ hataları ve uydurukça kelime kullanımı tamamen kendi tasarruflarıdır. Bizim bir dahlimiz olmamıştır. Belirtiriz.

Dipnotlar:

(*) Bizim kısaca “THKO Teorisi” diye isimlendirdiğimiz “Türkiye Devrimin Yolu” isimli broşürü kimin kaleme aldığı yönünde rivayet muhtelif. Deniz’in, “daha romantik ve masum” tipi olsa gerektir ki, onu ön plâna çıkarmış, birinci adam ilân edilmesine vesile olmuştur. Oysa, dediğimiz gibi rivayet muhtelif bu husûsta: “- 1970 yılında bu mücadelesini Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) örgütlenmesinde vücuda getiren HÜSEYİN İNAN’dır. Hiç kuşku yok ki, … arkadaşlarının verdikleri ve aktardıkları bilgiler ve İnan’ı yakından tanıyanların aktarımlarına göre, THKO’NUN KURULUŞUNU ÖRGÜTLEYEN ve olduğu kadarıyla mücadele programı olan TÜRKİYE DEVRİMİN YOLU BROŞÜRÜNÜ DE KALEME ALAN HÜSEYİN İNAN’DIR. BAŞKALARI CEZAEVİNDE ŞAKA YAPIP diğer işlerle uğraşırken idam cezasıyla yargılanmasının devam ettiği koşullarda (…) THKO’nun ne için mücadele yürütüp neyi hedeflediğini ortaya koyan broşürünü kaleme alır.” (Genç Öncü, 15 Temmuz 1998, s. 9. Vurgular dışında herşey bahsi geçen dergiye aittir.)

1) Erkin Eralp, Ekimler Dergisi, 1. Sayı, s. 118, Eksen Yay., Mart 1992

2) Bu tip ibarelere YÖN Dergisi’nde sık sık rastlanmaktadır. Örnek olarak Muzaffer Karan, Yön Dergisi, 12 Eylül 1962, s. 39

3) İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun, Nokta Dergisi’nin 1 Nisan 1990 tarihli nüshasında yayınlanan röportajında bahsettiği, “Solun en büyük açmazı, savaşan adamıyla, yazar çizer takımının ayrı olmasıdır” sözünü burada hatırlatmak isteriz. YÖN Dergisi gibi, bir dönem için sosyalist harekete yön vermiş bir anlayışın “fikrî” birikimini başkalarında pek göremiyoruz. Aynı zamanda bu grubun, bir Mahir veya İbrahim “gibi” veya “kadar” “savaşçı” yanını da göremiyoruz. Öyle ki, birisi “sadece yazar”, birisi ise “sadece savaşır”. Mahir’in özellikle, bütün yaptığı “açılımlar”, ML’nin bir içtimâî proje olarak tüm yönleriyle ortaya konulması üzerine değil, husûsen Leninizm’in “Bolşevik Parti anlayışı ile, Devrim aşaması ve yolu” üzerinedir. Keza, YÖN’cülerin de böyle bir derdi yok, “millî sosyalizm” icadıyla meşgûller ve Leninistler onlar için “maceraperest”tirler. Hâkezâ bu durum veya “açmaz”, birtakım sathî çalışmalar dışında şu ânda da devam etmektedir.

4) Mahir Çayan, Bütün Yazılar, s. 23, Atılım Yayınları’ndan çıkan 1. Baskı, Mart 1992. Mahir Çayan, “Aren oportünizminin niteliği” başlıklı bu makalesini 22 Temmuz 1969 tarihinde “Türk Solu” dergisinin 88. sayısında yayınlamıştır.

5) Deniz Gezmiş’in yolunu takip edenler oldukça az ve hatta yok denecek nisbettedir. Bunda, elbette onun idamıyla birlikte THKO efradının “Aydınlık-Tİ(İ)KP”ne girmelerinin bir tesiri olduğu gibi, geriye-yarınlara, bahsettiğimiz gibi “teorik” açıdan çok “geri” ve “etkisiz”, üstelik birkaç sayfalık bir iki broşür bırakılmasının da tesiri vardır. Eğer, sloganlara bakarak insanların “ne” olduğuna hükmedeceksek, darağacına giderken, “Yaşasın Türk ve Kürt Halkının Kardeşliği” diye haykırmasından ötürü onu “göklere” sığdıramayanların çizgisine düşeriz. Oysa “imaj-slogan” hiçbirşeydir. Mühim olan “öz”dür. THKO’nun Türkiye Komünist Emek Partisi-TKEP olarak hayatiyeti, Suriye’de oturmaktan bıkmış olan Parti Sekreteri Teslim Töre’nin -zannedersek- 1995 yılında “vatana” dönmesiyle sekteye uğramıştır. Öyle ki, Deniz‘lerin yolunu sürdürdüğünü söyleyen ve bir dönemin meşhur devrimcilerinden olan Teslim Töre, polis sorgusunu “viski, sigara ve karılar” eşliğinde vermiş, ismiyle müsemma olduğunu göstererek teslim bayrağını çekmiş, kendisi bu halde “ifade!” verirken yan odada işkenceye direnen “yoldaşının” yalan söylediğini belirtmiş ve “şöyle şöyle şeyler yapmıştır bu” diye de ifadeler vererek ne kadar “devrimci” olduğunu göstermiştir. Ancak TKEP’nin Sekreterinin bu hâle gelmesi, gerçekten samimi olan ve Deniz’in -belki de- ifade etmek isteyip de edemediği “teorisini” geliştirenler, TKEP-L (LENİNİST) ismi adı altında yeni bir “Parti” oluşturdular. Yeni olmalarına ve hatta önceki “Partileri”nin çok uzun bir süredir hayatta olmasına rağmen yapamadığı eylemlerin daha tesirlilerini iki sene gibi kısa bir sürede gerçekleştirdiler. Özellikle askerî merkezlerle polise ait binalar bu örgütün hedefi olmuştur ve olmaktadır.

6) Ufuk İlsever, 14. 4. 1978, P.D. Aydınlık Dergisi

7) Ertuğrul Özkök’ün Deniz‘lerin idam edildiği tarih olan 6 Mart 1998 tarihinde Hürriyet’teki köşesinde Deniz’i, “romantik ve devrimci”, Mahir’i ise “şiddet taraftarı, sadist ve mazoşist” olarak göstermesi mânidardır.

8) “Mahir’in tutarlı eleştirileri”… Bu sözden kastımız, bir sosyalist olmadığımıza ve Mahir’in kara kaşı ve kara gözüne tutkunluğumuz bulunmadığına göre, “duygusal-hissî” değil, “siyasî” bir tercihin ifâde edilmesidir.

9) “- Kemalizmin altı oku, Türk sosyalizminin temel taşlarıdır. Faşizm ve benzeri ideolojiler, komünizm belası, ancak böyle bir sosyalizm ile önlenebilir.” Muzaffer Karan, YÖN Dergisi, 12 Eylül 1962, s 39

Kaynak: Akademya I. Dönem, Sayı 10, Ağustos 1998.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz