AKSİYON HÂRİKASI ABDÜRREŞİD İBRAHİM

0
1060

“Katiyyen bir daha geri dönmeyi düşünmüyordum. Ben Hazreti Peygamber’in (sallâllâhu aleyhi vesellem) dili olmayı düşünüyor, Kur’an’ın bir dili olmayı düşünüyordum.”

Abdürreşid İbrahim

KEŞFEDİLMEMİŞ BİR TÜRKİSTAN KAHRAMANI

Abdürreşid İbrahim’in adına ilk kez, sayıları bugün 150 milyonu aşmış olmasına rağmen İslâm Âlemi tarafından unutulan, Çin devleti tarafından unutturulan Çin Müslümanları hakkında araştırma yaparken bir ansiklopedi maddesinde denk gelmiştik.

Daha sonra, bir kütübhânede gördüğümüz Âlem-i İslâm ve Japonya’da İslâmiyet’in İntişârı isimli kitabı vesilesi ile, O’nun ile olan kopmayacak alâka bağımız kurulmuştu. Zaten Türkiye’de O’nu bilenler de ekseriyâ bu meşhûr ve -Türkçeye çevrilmiş- tek eseri sayesinde tanıyordu. Araştırırken gördük ki, kendisi hakkında internette, dergilerde, sempozyumlarda yazılan, konuşulanlar hep kısa ve neredeyse birbirinin tekrarı niteliğindeydi. Yani hak ettiği değeri görememişti Abdürreşid İbrahim. Ve hakkında yazılan sadece tek kitab vardı. Birkaç da tez çalışması.

Burada yazacaklarımız pek yeni şeyler olmayacaksa da, Abdürreşid İbrahim’in bilinip tanınması adına faydalı ve fikir-aksiyon ilgililerine de çağrı niteliğinde olacaktır. Kendisi aslen bir cevher olmasına rağmen henüz keşfedilememiş. Keşfi için ufacık bir gayret, hem Abdürreşid İbrahim’in davasına hem de keşfettiricisine çok şey kazandıracak olsa da, buna davranmış bir kişi -bildiğimiz kadarı ile- henüz ortada yok. Abdürreşid İbrahim’in de çok yakın dostu olan, Millî-İslâm Şâirimiz Mehmed Âkif’in dahi, mektublarının daha yeni yayınlandığını biliyoruz ki Abdürreşid İbrahim hakkında yapılmasını beklediğimiz çalışmaların neden yapılmamış olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Abdürreşid İbrahim’in günümüz Türkçesine çevrilmiş eseri tektir. Âlem-i İslâm ve Japonya’da İslâmiyet’in İntişârı. Oysa kendisinin onlarca kitabının var olmasının yanında, Mehmed Âkif’in dergilerinde –Sırât-ı Müstakîm, Sebilürreşâd vd.- yahud diğer pek çok Türkçe-Rusça-Arabça-Japonca neşredilen dergilerde-gazetelerde onlarca yazısı vardır. [1] Mücâhede tecrübeleri ve bizzat müşâhedeleri sonucu edindiği intibâları kaleme aldığını, teklifler sunduğunu, çağrılar yaptığını; yazdığı makalelerin başlıklarından tahmin ile ve üslûbu-gâyesi hakkında en büyük kaynak olan tek Türkçe eseri vesilesi ile anlıyoruz. Abdürreşid İbrahim’in, bugün dünyanın en önemli stratejik-ekonomik çekişme alanı olduğu daha geçenlerde ABD tarafından da resmen açıklanmış olan ASYA kıtası hakkında pek çok derinlemesine yazısı vardır ve bu yazılarında bizim yaban kaldığımız konularda gerekli bilgileri vermiştir. Bu yazılar, verdiği bilgiler ve bahsettiği coğrafyalar baz alındığında, reçeli henüz tadamamış bizler kavanozundan dahi anlıyoruz ki zamanımızın emsâlsizi-nadiridir. Daha önce bir yazımızda belirttiğimiz gibi, O’nun yazıları ve o zamanki matbuat âleminin İslâm âlemi ile olan alâkası, bugün -onca teknoloji ve kolaylığa rağmen- zamanımızın “media”sında görünmemektedir.

Singapur’dan Çin’e, Kore’den Japonya’ya, Hindistan’dan Türkistan’a ve Sibirya’ya kadar tetkikler kaleme alan Abdürreşid İbrahim’in yazıları maalesef bugün ulaşılacak hâlde değildir, dergilerde sadeleştirilmeleri yahud kitablarda derlemeleri yapılmamıştır. İcâbında bugün hükûmete politikalarında yol gösterecek, biz ASYACILIK fikrinin bağlısı BÜYÜK DOĞUCU’lara da farklı pencereler açacak, hakikatin birçok yıldızını daha keşfettirecektir. Çok faydası olacağına inandığımız bu yazılar şu ân kütübhanelerde, gelene kıymetini göstermek için beklemektedir.

Bizim de henüz okuma fırsatına eremediğimiz bu yazılar hakkında “nasıl bu kadar emin sözler ediyoruz”un cevâbını Mehmed Âkif veriyor:

– «Asya’yı hangi eserden öğreneceğiz? İtiraf etmeliyiz ki, dünyada en az bildiğimiz bir kıta varsa, o da kendi menşeimiz, kendi memleketimiz olan Asya’dır. Bu eski dünyadaki bitmez tükenmez ülkelerin en meşhurlarını, yalnız isimlerini bilmek suretiyle tanırız. O çeşit iklimlerde yaşayan milletlerin lisanlarına, ahlâklarına, âdetlerine dair, o da yanlış olmak şartıyla pek az şey biliriz. (…) Biz Asya’mız hakkında doğru malûmatı doğrudan doğruya Abdürreşid İbrahim’den alacağız…»

Yine Mehmed Âkif, Abdürreşid İbrahim’in Âlem-i İslâm ve Japonya’da İslâmiyet’in İntişârı isimli eseri hakkında şöyle diyor:

– «Vakıa Abdürreşid’in bu seyahatnâmesi insana o kadar keyif vermiyor. Çünkü birçok acı hakikatleri olanca acılığıyla, olanca üryanlığı ile gösteriyor. Şarkın emrâz-ı içtimâîsini ortaya döküyor. Lâkin hastalık bütün a’râzıyle, edvâriyle meydana çıkmalıdır ki, müdâvâtı kabil olsun, esbâbı bertaraf edebilsin.»

İSLÂMLAR’IN SESİ OLMAK İÇİN HARCANAN BİR ÖMÜR

Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857 yılında Sibirya’nın batı bölgesinde bulunan Tobolsk vilâyetinin Tara kasabasında doğdu. Babası Ömer Efendi siyasî mücadelesi ile Sibirya Müslümanlarının tanınmış liderlerindendi. Annesi Afife Hanım ise medresede muallime idi. Aslen Buharalı olan bu aile, 15. asırda Tara’ya göç etmiş.

İlmin ve davanın nuruyla nurlanmış bir aileye sâhib olan Abdürreşid İbrahim, küçük yaşlarda çevre köylerdeki medreselerde derslere başlar. Sonra -bugün hâlâ Rus işgâli altında olan- Orenburg şehrinin Elmen köyündeki bir medreseye gider. Burası aklında öyle bir yer edinir ki ileride buradan şöyle bahsedecektir; “Gayet fakir bir Başkurt -bir Türk boyu, A.H.- köyü olup, oldukça fakir idiler. Buna rağmen beşyüz kadar talebe okuturlardı. Evlerini talebelere vererek kendileri kümes tâbir olunacak barakalarda, bütün bir aile üst üste yaşarlardı. Bu köyden birisi öldüğü zaman, akrabaları onun okuttuğu talebe sayısıyla övünürlerdi. Talebelerine hiçbir karşılık beklemeden ekmeğini verir, çamaşırlarını yıkarlardı.”

14 yaşlarında iken önce annesini, kısa süre sonra da babasını kaybeder ve kardeşi ile artık yalnızdır. Medreseye devam eder, bir yandan da çalışır, güreşlere katılır. Medhini sıkça duyduğu Kazan’daki Kışkar Medresesi’ne gitmeye karar verir. Gider ve muazzam “Kışkar” kendisini şaşırtır; “Bizim evvvelde gördüğümüz medreselere nisbetle burası adetâ bir dârülfünûn gibiydi.”

1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi yıllarında, memleketine uzak fakat aşk derecesinde tâlib olduğu ilimlere yakın Kazan’da pasaportsuzluktan tutuklanır. İlk mahpusluğunu yaşar. Bu hapis hayatı O’na Medrese-i Yusûfiye olur. Çünkü hapiste bulunan Müslüman siyasîlerden, âlimlerden işgâl altındaki Müslümanların ahvâli hakkında bilgiler edinme ve onlarla fikir teatisinde bulunma fırsatını yakalar. Bu hapis hayatı, ilerideki hayatını büyük ölçüde şekillendirecektir. Ailesinden gelen hamleci-gayretkârlık ruhu, hapishânede biraz daha bilenecektir. Sonraları yazdığı Hapishâne Esrârı isimli eserinde, hapis hayatını anlatır.

1879’da Orenburglu bir Müslüman zenginin vesile olması ile Hacc’a gider. Hacc’dan hemen dönmez ve ilim tahsiline orada devam eder. Burada Mevlâna Şeyh Mazhar Efendi isimli tarikat şeyhinin sohbetlerinde bulunduysa da, hayatının devamında hiçbir tarikate intisâb etmez.

1884’te memleketine dönmek için İstanbul’a geldiği vakit, Ahmet Vefik Paşa, Muallim Naci, İzmirli İsmâil Hakkı gibi devrin siyasileri ve münevverleri ile görüşür. Bu görüşmeler, O’ndaki, fikren kemâle erme müddetinde önemli duraklarından biri olarak ileride kendisine kolaylıklar sağlamıştır.

İstanbul’dan sonra tekrar memleketi Tara’ya varır. 1885’de evlenir ve üç çocuğu olur.

Tara’da kendi gayreti ile bir “usûl-i cedîd” medresesi açar. Medrese için ihtiyaç duyulan kitabları Kırım’daki İsmâil Gaspıralı’dan temin eder. Türkistanlıların genelde hoş karşılamadığı bu çeşit medreseler hakkında Taralılar’ın Abdürreşid İbrahim’e güveni tamdır. Çünkü Abdürreşid’in Medine’de tahsil görmüş olmasından ötürü Taralıların gönlü rahattır. Ayrıca talebelerini Medine’ye göndermesi halkı sevindirir.

Abdürreşid İbrahim medreseleri yaygınlaştırmaya çalışırken, Şehâbettin Mercâni, Rızâeddin Fahreddin, Cemâleddîn Efgânî gibi gibi şahıslarla mektublaşır. İstanbul’a da talebeler yollar. İşgâlci Rusların Abdürreşid İbrahim’den ilk rahatsızlıkları bu talebe akınından kaynaklanır. Ve yoluna taş koymalar başlar.

1891 yılında Orenburg Şer’î Mahkeme âzâlığına seçilir. Müslümanların istifâdesi için dernekler kurar. Mahkeme reisinin Hacc’a gitmesi üzerine 8 aylığına reisliğe atanır. Burada öyle şeyler öğrenir ki bundan sonraki hayatının şekillenmesinde çok büyük etkisi olur. Bu makamda iken MÜFTÜLÜK İLE İŞGÂLCİ RUSLARIN, MÜSLÜMAN TÜRKLERİ RUSLAŞTIRMAK İÇİN BİRLİKTE FAALİYETTE BULUNDUKLARINI MÜŞÂHEDE EDER. Moskof siyasetine âlet olmamak için reislikten istifâ eder.

1895 yılında İstanbul’a gelir. Dostlarının yardımı ile Livâ-ül Hamd adlı risâleyi bastırır ve gizlice Türkelleri’ne (Türkistan, Kırım, Sibirya…) gönderir. Bu eserinde Moskof’un Türkleri Ruslaştırma emellerini anlatır ve zulüm altındaki Türkleri Anadolu’ya hicrete davet eder. Eser büyük tesir uyandırır ve 70 bin civârında Müslüman Türk’ün uzun zaman içinde Anadolu’ya göçüne vesile olur. [2]

İkinci eseri olan Çolpan (Çoban) Yıldızı adlı kitabında ise işgâlci Rusların zulümlerini anlatır. Bu eser, sözkonusu çerçevedeki İLK TÜRK SİYASÎ BELGESİ olarak kabul edilir. İki yıl İstanbul’da kaldıktan sonra Türkistan’a gidip aksakallara, ileri gelen kişilere, aşiret reislerine Ruslara karşı birlik içinde hareket etmeleri gerektiğini anlatır. Sonra tekrar İstanbul’a avdet eder. İstanbul’daki çalışmalarından ötürü, Rus sefirlerin Abdürreşid İbrahim üzerindeki baskısı artar. Bu vaziyet üzere ilk büyük seyahatine çıkmaya karar verir:

– «… fe sîrû fi’l-ard (yeryüzünde dolaşın; Nahl Suresi 16/36) ilâhî emrine uyarak uzun bir seyâhâta çıktım. Önümde bir giden, arkamda bir iten yok idi. Yalnız himmet kemerini bele bağlayarak tevekkül âsâsını ele aldım. Yalnız İlây-ı Kelimetullâh hâlis niyetiyle, Allah’ın ipine sarılma fikrini tervic ve takviye mukaddes emeli uğruna çoluk ve çocuğumu ve minimini ciğerpârelerim olan masumlarımı Allahâ emanet ederek terk ettim. “Ya Allah!” diye yola çıktım.»

Bu ilk seyahati sırasında Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Batı Trakya, Balkanlar, Batı Rusya, Kafkasya, Uluğ Türkistan ve Sibirya topraklarını gezer, çalışmalarda bulunur. Seyahatin sonunda memleketi Tara’ya döner.

1900’de Petersburg’ta İŞGÂL ALTINDAKİ TÜRKLERİN İLK SÜRELİ YAYIN ORGANI OLARAK KABUL EDİLEN Mir’at dergisini çıkarır.

ABDÜLHAMİD HAN VE ABDÜRREŞİD İBRAHİM

1902-1903 yıllarında ilk Japonya seyâhâtini yapar ve burada Ruslar aleyhine faaliyetlerde bulunur. Japonları Asya’nın kurtarıcısı olarak görmesi ve onların Müslüman olmasını istemesi, kendisini Japonya’da kalmaya sevk eder. Halife Abdülhamid Han hazretlerine mektub yazar ve Japonya’da İslâmiyet’in yayılması için yardım ister. Bu konu hakkında Ulu Hakan Abdülhamid Han şöyle bahsetmiştir:

– «Japonların Ruslara karşı kazandıkları zaferin arifesinde idi. Japon imparatorluk ailesine mensub bir prens beni ziyarete geldi. İmparatorundan husûsî bir mektup getiriyordu. Benden İslâm dininin muhtevâsını, îman esaslarını, gâyesini, felsefesini, ibâdet kâidelerini izah edecek kudrette bir dînî-ilmî heyet istiyordu. Bunun sebebi vardı, orada İslâmiyeti yaymayı mukaddes vazife sayan ABDÜRREŞİD İBRAHİM isimli, aslı Kazan’lı olan bir Müslüman âliminden mektub almış, Japonya’da İslâm’ı tâmim hareketine yardımcı olmam istenmişti. İslâm âleminin halifesi idim, bir tarafta dâima iftihar ettiğim ve hizmetkârı olmaya çalıştığım bu âli vazife, diğer taraftan ruhumda bu mâhiyette şerefli hizmete duyduğum hasretle, mümkün olan herşeyi yaptım. Fakat bu yardım daha çok maddî sahada kaldı. ÇÜNKÜ ABDÜRREŞİD İBRAHİM BİZİM DİN ADAMLARIMIZDAN BAŞKA HÜVİYET İÇİNDE İDİ. TÜRKÇE, ARABÇA, FARSÇA’DAN BAŞKA RUSÇA VE JAPONCA BİLİYORDU. KIRK YAŞINDAN SONRA FRANSIZCA VE LATİNCEYİ ÖĞRENDİĞİNİ YAZMIŞTI.» [3]

Müslümanlık, sanırım parlayacaktır orada,

Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada. [4]

Ruslar’ın baskısı sonucu Japonya’dan ayrılmak zorunda kalınca İstanbul’a gelir. Yine Rus baskısı ile tutuklanır ve Rusya’ya teslim edilir. Hapse konulur. Müslüman halkta büyük tesir bırakmış olan Abdürreşid İbrahim’in gönüldaşlarının tepkisi ile karşılaşan Ruslar, O’nu serbest bırakmak zorunda kalırlar.

TÜRKİSTAN’IN HÜRRİYETİ İÇİN

1905 Japonya mağlubiyetinin Rusya’da ve işgâl ettiği topraklarda birtakım hürriyetleri de beraberinde getirmesi üzerine, Abdürreşid İbrahim, o sıralarda Rusların dahi henüz yapamadığı partileşme çalışmalarına başlar. Türkelleri’nde yaptığı çalışmalar sonucu Müslümanlar Kongresini toplamayı başarır. Bu kongrenin gerçekleştirilmesini Rus makamları engellemek ister; fakat kongre, Abdürreşid İbrahim’in keskin zekâsı sayesinde gerçekleştirilir. Şöyle ki:

Kongre için Mekerce valisinin izin vermemesi üzerine Abdürreşid İbrahim, kongreyi bir gemide yapmak teklifini sunar. Teklif kabul edilir ve öyle de olur. Oka Nehri üzerinde seyir hâlindeki bir gemide BİRİNCİ MÜSLÜMANLAR KONGRESİ gerçekleşir. Bu kongre sonrası Aftonomiya yâ ki İdâre-i Muhtariye adlı eserini neşreder. Bu eser, ESİR TÜRKLERİN İLK MİLLÎ BAĞIMSIZLIK FİKRİNİ ortaya koyan belgedir. Lâkin bağımsızlığın önünde büyük bir engel vardır. O da, Müslümanların birlik olamamasıdır. Bunun üzerine, Bin Üç Yüz Senelik Nazra eserini kaleme alır. Rus esaretindeki Müslümanların birlik olması gerektiğini anlatır.

Ekim 1905’te İTTİFAK PARTİSİ’ni kurar. Bu sırada Ruslar bile parti kurmayı henüz başaramamışlardır. Aynı yıl, Türkistan çapında tesire sahib Ülfet (Dostluk) dergisini çıkarır.

Evvela gizlice bir matbaa tesis ettim;

Beş on öksüz bularak basmacılık öğrettim.

Kalemim çok pürüzlüydü, fakat çaresi ne?

Sonra, bilmem kimin üslûbu avâmın nesine!

Dilimin döndüğü şiveyle bütün gün yazdım;

Okuyanlar o kadar çoktu ki, hiç ummazdım.

Usta âsârını verdikçe çocuklar bastı:

Altı ay geçti bizim matbaanın çıktı adı.

 

Bu derginin gâyesi Türkistan, İdil-Ural başta olmak üzere Rusya işgâli altındaki Müslümanlar arasında ittihadı sağlamaktır. Dergi, ilk kez yapılacak Duma seçimleri, medreseler, Müslümanların problemleri, dinî meseleler, muhtâriyet gibi mevzularda Müslüman Türkler’e yol gösterici olur. 85. sayıda Ruslar tarafından kapatılır.

Ülfet’ten sonra, Arabça yayın yapan Tilmiz dergisini çıkarır. Arabça çıkarmasının sebebleri şunlardır: Arab lisânının Şeriat lisânı olması, aralarında anlaşmak için yalnızca Arabçayı kullanan Kafkas kavimlerini bir lisânda birleştirmek ve Kafkasya Müslümanları’nı İslâm Âlemi’nden haberdâr etmek.

1907 yılının Haziran’ında Kazak Türkçesi ile yayın yapan Sirke (Rehber) ile Necat (Kurtuluş) dergilerini çıkarır. Dergilerinin hepsi, Ruslar tarafından Pan-İslâmist (İttihad-ı İslâm yandaşı) olarak nitelenir. Faaliyetlerinden rahatsız olan Rus polisi, dergilerin matbaalarını basıp Abdürreşid’i hapse atmak istediyse de, O, durumu önceden haber alır ve Petersburg’tan ayrılır.

İşte biz böyle didinmekte, çalışmakta iken,

Bir sabah üç tanıdık, seslenerek pencereden,

Dediler: “Şimdi hükûmet basacak matbaanı,

Durmanın vakti değildir. Hadi kaldır tabanı!”

Bir işaretle çocuklar çekilip taa geriye,

Daldılar hepsi birer çıkmaz deliğe.

Onların nevbeti geçmiş, sıra gelmişti bana,

Yolu tuttum yalınız doğruca Türkistan’a.

İkinci büyük seyahatine çıkmaya karar verir Abdürreşid. 1908 yılında Kazan’dan başlar, derken Moğolistan, Mançurya ve Japonya… Kendisine ilgi büyük olur. Konferanslar verir, gazeteler O’nu haber yapar. Japon imparatorluk ailesi ile dostluk kurar. Bu aile vesilesi ile Japon devlet erkânı ile görüşür. Japoncayı öğrenir. Yaptığı telkinlerle bazı devlet adamları İslâmiyet’i seçer. Müslüman olan Japon devlet adamları aracılığı ile de, İslâmiyet’in 1939’da Japonya’da resmî din olarak kabulünü sağlar. Bu resmî kabul, kendisinin çalışmalarında ve çoğunluğunu Türkler’in oluşturduğu Müslümanların hayatında büyük kolaylıklar sağlar. Asya Gi Kay (Asya Savunma Gücü) ismi ile kurduğu derneğin hedefi, Japonya’da İslamiyeti yaymak olur.

Japonya’dan Kore’ye gider. Kore İçişleri Bakanı ile İslâmiyet üzerine sohbet eder. Oradan Çin’e geçer. Oradan da bugün Çinlileştirilmiş olan Singapur’a… Singapur Müslümanlarına vaazlar eder. Orada bir hâdise yaşanır ki, bu, O’na verilen kıymeti ifâdenin yanında, İslâm kardeşliğinin de nişânelerinden biridir: Uzunca seyahatı sonunda parası biter Abdürreşid İbrahim’in. Parasının bittiğini anlayan Singapurlular, çok sevdikleri Abdürreşid İbrahim için para toplarlar ve O’nu Hindistan’a kendileri yolcu ederler.

Hindistan’da Batılıların zulümlerini ve buna karşı Hindistanlı Müslümanların gayretini görür ki, buna çok sevinir. Dikkat çekmesinden ötürü tutuklanır, serbest kaldığında gözetime tâbi tutulur. Bu şartlarda Hindistan’ı gezemez.

Hind’i baştan sona gezmekti murâdım, lâkin,

Nerde olsam, beni takibi yüzünden, polisin,

Tâkatim bitti de vazgeçmede muztar kaldım;

Kaldım amma yine de her mahfile az çok daldım!

Besliyormuş, bereket versin, o iklîm-i kadîm,

“Rahmetullâh”a muâdil yüzbinlerce hakîm,

Rûh-i edyânı görür, hikmet-i Kurân-ı bilir

Ulemâ var ki: Huzurunda bugün Garb eğilir!

Hicaz’a gelir. Oradan Beyrut’a ve Beyrut üzerinden İstanbul’a geçer.

Şarkı baştan başa yıllarca dolaştım, gezdim;

Hem de oldukça görürdüm… Kafa gezdirmezdim!

Bu Arab’mış, bu Acem’miş, bu Tatar’mış, demedim.

Müslüman unsurun hepsini gördüm kendim

Küçük âdemlerin rûhunu tedkîk ettim.

Büyük âdemlerin fikrini ta’mîk ettim.

İstedim sonra, neden böyle Japonlar yüksek?

Nedir esbâb-ı terakkîsi? Yakından görmek.

Bu uzun boylu mesaî, bu uzun boylu sefer,

Bir kanâ’at verecekmiş baana dünyada meğer.

SÂHİB-İ SEYF VE KALEM / KILIÇ VE KALEM SÂHİBİ

Sultanahmet’te bir eve yerleşen Abdürreşid İbrahim, 1910 yılında Teârüf-i Müslimîn (Müslümanların Tanışması) isimli dergiyi çıkarır. Bu dergi, İdil-Ural Türkleri’nin dışarıda çıkarttıkları ilk dergi kabul edilir. Dergide İslâm âleminin meseleleri, maarif, dinî mevzular üzerinde durur. “Yine Pan Turanizm ya ki Akvamı Türk Birleşmesi”, “Hindistan ve Mısır”, “İttihad-ı İslâm”, “Türkiye’nin Bekâsı” gibi başlıklar, yazdığı yazılardan birkaçına âidtir. Seyahat yazılarını parçalar hâlinde Sırat-ı Mustakîm’de yayınlar.

1911 yılında İtalyanlar, Trablusgarb’ı işgal etmiştir. Bu sırada 53 yaşında olan Abdürreşid İbrahim, Trablusgarb’a gitmeye karar verir. Şöyle anlatır hâdiseyi:

– «Şaşkınlıklar zâil olur olmaz herkes Dar’ül Harb’e gitmeye başladı, ben de duramadım, bir ateştir kalbimi kapladı. Gitmeden rahat olamazdım, vakıa ben yaşlıyım, elimden birşey gelmez, fakat hiç olmazsa cihad edenlere su vermeye yararım!»

Bingazi, Trablus gibi cebhelerde bizzat savaşır. Bu cebhede Enver Paşa ile dost olur. Beş ay sonra İstanbul’a döner ve Trablusgarb savaşı hakkında konferanslar verir, cihan Müslümanlarını cihada çağırır. Aks-i sadâ bulur bu çağrılar. Dostları Abdürreşid’i yalnız bırakmazlar. Yolladıkları mektublarla, cebheye gidecek gönüllülerin yola çıktığını, yardım paralarının toplanmaya başladığını haber verirler.

Sırât-ı Mustakîm mecmuâsının tertiblediği konuşmalarda, cihân seyahatı sırasında edindiği kanâatleri, İslâm Âlemi’nin vaziyetini, işgâlci Batılıların yaptığı zulümleri anlatır. Büyük ilgi ve takdîr görür. Öyle ki Sultanahmet Meydanı’nda talebeler tarafından kendisinden sürekli vaazlar taleb edilir olur. SEYYÂH-I ŞEHİR, HATİB-İ ŞEHİR ünvanları ile anılır.

Abdürreşid İbrahim’ın vaazını mısralara döktüğü Süleymaniye Kürsüsü’nde Mehmed Âkif, “O ihtiyar”ın ne kadar etkileyici olduğunu ve Âlem-i İslâm’ın hâlinin ne kadar hüzünlendirici olduğunu Safahat’ın ilgili kısmındaki bir dipnotta şöyle anlatır:

– «Bir zamandan beri için için ağlayan cemaat bu levhanın karşısında feryâdını zabt edemedi. Mâbedin içi bir mahşer hâlini aldı. O hây u hûy arasında ihtiyarın, bir müddet ne söylediği işitilemedi. Nihâyet, O da beş on dakika beklemeye mecbûr oldu.»

1912 yılında Hariciye’den Osmanlı vatandaşlığı taleb eder, kabul edilir. Bu sırada Balkan Savaşları zuhur eder. Trablusgarb’da yaptığı gibi hemen Millet-i İslâmiye’ye mektublar yazar, onları cihada davet eder. Tesiri öyledir ki, Japon gazeteleri Edirne’nin işgâlini siyah çerçeve içinde, hüzünlü bir şekilde haber yapar.

Birinci Cihan Harbi’nde, Kafkasya’da, Ruslara karşı mücadele eden Mehmetçik’e moral amaçlı vaazlar verir. Rus ordusundaki Türkleri Osmanlı saflarına davet eder.

Almanların Rus ordusundan esir aldığı Türkleri Osmanlı ordusunda savaşmaya iknâ etmesi için, Teşkilât-ı Mahsûsa tarafından Berlin’e gönderilir. Esir kampındaki Türkleri irşâda başlar. Mescid yaptırır, Cihad-ı İslâm adında bir dergi çıkarır. Çalışmaları sonucu esir Türklerin çoğu Osmanlı saflarına geçer. Teşekkül ettirilen ASYA TABURU, Irak’ta İngilizlere karşı savaşır.

1918’de Talat Paşa hükümeti düşünce, esir Türkelleri’ne ve davalarına verilen destek de ortadan kalkar. Bunun üzerine, esir Türkelleri’nin münevverleri davalarını Avrupa’da sürdürmek zorunda kalır. Abdürreşid İbrahim ise memleketine dönmeye karar verir.

Tara’ya varmak için çıktığı yol üzerinde, çok kez Bolşeviklerin katliâmlarına şâhid olur. Katliâm seyrede seyrede Tara’ya varır. Tara’da, medresesinde hocalığa devam eder. Artık devir farklıdır. Her türlü ruhçu kıymetin kıyıcısı komünist sistem baştadır artık. Bolşevikler sürekli rahatsız eder, medreselerini kapatır. Bolşeviklerin bu zulümlerine ve insanların komünizme karşı gelmesini engellemek, Müslümanların direncini kırmak için husûsen çıkardıkları kıtlığa dayanamaz. Doğu Türkistan’a hicret eder. Türkistanlılar Türkiye’den geldiğini öğrendikleri için Abdürreşid İbrahim ile yakından ilgilenirler. Kâfirlerin Sakarya’ya kadar ilerlemelerinden ötürü müteessirdir ahâli. Doğu Türkistanlılar, aynen bugünkü gibi, o vakitlerde de o kadar yakından takib ediyorlardır ki Anadolu’daki her hâdiseyi, Abdürreşid İbrahim bile kendisinin bu kadar hürmet görmesinin sebebinin İstanbul’dan geliyor olmasından kaynaklandığını belirtir. Ve sonra başından geçen bir olayı şöyle anlatır.

Bir gece, camına atılan taşla uyanır. Bir ses: “Cemaâtı Müslimîn camide toplandılar, sizi bekliyorlar.” Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanması Türkistanlıları sevince gark etmiştir; mevlidler okunur, muzaffer Anadolu için dualar edilir. “Hemen camiye koştum. Yüzlerce muvahhidîn sevinç gözyaşları dökerek Rabbül Âlemîn’e münâcaatta bulunuyor, secde-i şükrâna kapanıyorlardı… Herkesin ağzında; Halife ordusunun ve onun vekili Gazi Mustafa Kemâl’in ismi dolaşıyordu. Ne âsûde bir hayat yaşıyorlardı. İnsan görmeye doyamıyordu.”

Doğu Türkistan’dan Çin’e, oradan da Moskova’ya geçer. Aldığı haberler kendisinde derin hüzne sebeb olur. Kendi saflarında yahud emri altında olmayanları topluca katletmek isteyen Komünist Ruslar, büyük sun’î kıtlıklar çıkarmışlar, Türklerin ellerinden topraklarını almışlar, medreseleri kapatıp halkı câhil bırakmışlardır. Müslümanlar açlıktan kırılmaktadır. Özellikle İdil-Ural Türkleri… Abdürreşid İbrahim, yardım derneği kurmak için Bolşeviklerle görüşür ve üstün gayretler ile derneği kurar… İslâm ülkelerine yolladığı mektublarla, Müslümanlardan yardım ister. TÜRKİYE, 20 VAGONLUK YARDIMI MEHMETÇİK İLE İDİL-URAL TOPRAKLARINA ULAŞTIRIR. ELÎM BİR HÂDİSEDİR Kİ MEHMETÇİKLER SOĞUĞA DAYANAMAZ VE ORACIKTA ŞEHİD OLURLAR.

Sovyetler’e gelen İslâm ülkeleri yetkilileri için tercümanlık yapan Abdürreşid İbrahim, 1923 yılında başlatılan Müslüman münevver katliâmından kurtulmak için Moskova’dan ayrılır, Konya’ya gelir. İstanbul’a gitmemesinin sebebi, iyi olan Türkiye-Sovyet ilişkilerine zarar vermek istememesidir. Cihanbeyli ilçesindeki Böğrüdelik Köyü’nde, zamanında Livâ-ül Hamd eserinde yaptığı çağrı ile gelen muhâcir Türkler ile beraber yaşar, muallimlik yapar. Bu köyde hâlâ Babay (baba) olarak yâdedilir. Ara sıra yakın dostu Mehmed Âkif’i görmek için Mısır’a gider.

Japonya hiç aklından çıkmaz. 1933’te Japonya’ya gider. Japon Müslümanları ve basını Abdürreşid İbrahim’i büyük bir sevinçle karşılar. Gazeteler, İslâm Âlemi hakkında O’nunla röportajlar yapar. İslâmiyet’in inkişâfı için büyük mücâdelede bulunur. Japonya’daki Türklerin problemleri ile ilgilenir. Japon gazetelerine yazdığı yazılarda, Asya Müslümanlarına, yakında çıkacak savaşta Rusya’ya karşı Japonya’yı desteklemelerini tembihler. Tokyo Camii’ni açar ve imamlığını yapar. Japon kitablarında yer alan İslâmiyet ve Türklük ile alâkalı yanlış bilgilerin giderilmesi için çalışmalarda bulunur. Eşref Edib’in İslâm-Türk Ansiklopedisi’nin İslâm Âlemi ile ilgili maddelerini yazar. Türkiye’den getirttiği İslâm harfleri ile basım yapan matbaalarda dergi ve ilmî eserler bastırır. Vefat etmeden önceki hedefi ise, İngilizce-Arabça yayın yapan bir dergi çıkartmak ve daha fazla Japonun Müslüman olmasını sağlamaktır. İkinci Cihan Harbi buna müsaade etmez.

17 Ağustos 1944’te, 87 yaşında, hayatının büyük bir kısmını İslâmlaşması için harcadığı Japonya’dan, üçüncü ve en büyük seyahatine, Cenâbı Hakk’a doğru yola çıkar. Japon basını ve radyosu, vefâtını üzüntü ile duyurur ve cenâzesi İslâm Âlemi’nden gelecekler için 4 gün bekletilir. Büyük bir merasim ile Tokyo’da defnedilir.

MEHMED ÂKİF’E İLHÂM VEREN DOST

Ömrünün tamamını -her cebhesi ile- cihad için harcayan bu büyük seyyâh, yazmasına ilhâm verdiği Mehmed Âkif’in Süleymâniye Kürsüsünde” şiiri de en büyük şâhidtir ki, Müslümanların derdi ile dertlenmiş, onların dertlerine dermân olmak, seslerini cihana duyurmak için ömrünü vakfetmiştir. Küçük yaşlardan itibaren başlayan çileli hayatı onu yıldırmamıştır. O, senelerce cihan Müslümanlarının durumu karşısında üzülürken, ümitsizliğe düşmemiştir. Dik durmuş, onlarca dergide yazmış, onlarca eser neşretmiştir. İslâm tarihinde eşine az rastlanır büyüklükte azim ve sebat sahibi bir mücâhede adamı olmasına rağmen, Abdürreşid İbrahim hakkında sadece bir kitabın ülkemizde bulunması, bir diğer ifadeyle, 18 eserinden sadece birinin Türkçe’ye çevrilmiş olması, bizce utanç verici bir durumdur.

Hürriyetleri için, namusları için canhıraş mücadele ettiği toprakların üzerindekiler şimdi O’nu hatırlamıyorsa da, Abdürreşid İbrahim, ardında parmakla gösteremeyeceğimiz ama varlığını hep hissettiğimiz, hissedeceğimiz nice dev eserler bırakmıştır. [5]

Sâhib-i seyf ve kalemdi. Zaman ve mekân şartlarının, imânını, Şeriat’ını alt etmesine müsaade etmedi, hep nefsini yendi. Yaşlı hâlde cebhelere koştu, tebliğe koştu. Parasız pulsuz olduğu hâlde, sayısız ülkede İslâmların derdi için didindi. Eksi bilmem kaç derecede, bilmem hangi köydeki Müslümanların hâlini görmek, derdlerini dinlemek için kilometreler kat etti, onlarca kez ölüm tehlikesi atlattı.

Din-i İslâm uğruna, müdâhaleci idi. Budistinden Hıristiyanına kadar, İslâm ve Müslümanlar aleyhine kim varsa, hepsine cebhe almıştı. Çekinmeden suratlarına vuruyordu hakkı. Abdürreşid İbrahim’i tek kelime ile ifâde etmek mümkün değil. Başlığı atarken çok düşündük bu yüzden.

Husûsiyetlerinin başında, en meşhur yönüyle seyyahlık gelir. Kendisi gibi seyyah olan İbn-i Batuta hakkında şöyle der zaten:

– «Rahmetli çok büyük hizmet etmiş. O zamanda bu kadar hizmet hârikalardan sayılsa değeri vardır.»

Bugün Abdürreşid İbrahim için şayet tek bir kelime seçilecek olursa, İbn-i Batuta için sarfettiği kendi sözüyle ama aslında birebir kendini anlattığı üzere, en azından “hârika” denilebilir. Kendisi, örnek alınacak bir dava adamı-mücâhid hârikasıdır.

Eserleri ile bizi beklemektedir.

ESERLERİ

Livâ-ül Hamd, Çolpan Yıldızı, Binüçyüz Senelik Nazra, Vicdan Muhâsebesi ve İnsaf Terazisi, Tercüme-i Hâlim yâki Başıma Gelenler, Hapishâne Esrârı, Aftonomiye yâki İdâre-i Muhtâriye, Suhb-i Sâdık, Devr-i Âlem, İlmihâl-i Tıbbî Hem Din Hikmetleri, Binbir Hadis-i Şerif Tercümesi, Âlem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyet, Asya Tehlikede, Ed-Dînül Fıtrî, Tarihin Unutulmuş Sahifeleri, Rusya’da Müslümanlar yâhud Tatar Akvâmının Tarihçesi, Âlem-i İslâm ve Kafkasya Ahvâli’ne Dair Rapor…

1 – Bu yazıların listesini görmek isteyenler, İsmâil Türkoğlu’nun Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim adlı eserinin son kısmına bakabilirler.

2 – Bugün hâlâ Konya Böğrüdelik’de yaşayan muhâcir Türkler vardır ve Abdürreşid İbrahim’i rahmetle anarlar. Bu köyde yaşayanlar arasında bizzat Abdürreşid İbrahim Hazretlerine talebelik etmiş olanlar da vardır. Ve bu köy ile ilgili ilk çalışma olarak bir belgesel çekimini, internette yaptığımız araştırma sonucu öğrendik ki, Ruslar yapmış. Oysa, o kadar değerli bir geçmişe sahib bu muhâcir Türkler hakkında onlarca film çekilebilirdi.

3 – Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, 1980.

4 – Şiirlerin tamamı, Mehmed Âkif’in Safahat isimli eserinin “Süleymâniye Kürsüsünde” bölümünden alınmıştır.

5 – Abdürreşid İbrahim’in eserleri ve mücadelesine dair ilâve malûmat için, bkz. Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim (İsmail Türkoğlu, TDV Yayınları, 1997) ile “İslâm Dünyasından Yüz Aklarımız; Abdürreşid İbrahim” (Salih Okur, www.cevaplar.org).

Kaynak: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 3, Mayıs-Temmuz 2012, s. 266-276.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz