Al’den Eloah-Elohim, Oradan Alewî

431

ELOHİM (אֱלוֹהִים אלהים) İbranîce ‘ilâhlık’ anlamında. Bu kelime aslında ilâhlık konsepti olarak ele alınabilir. Zâhiren, ibranîce ‘El’ kelimesinden mülhem. Morfolojik olarak (dış görünüşü itibârıyla) Eloah (אלוה) kelimesine denk düşer ki, Arabî ve Türkî lisânında ‘İlâh’ kelimesiyle karşılık bulmaktadır. Elohim kelimesi ‘Eloah’ın çoğulu olmaktadır yani ‘ilâhlar’ anlamında. Bir diğer deyişle ‘Elohim’ kavramı ‘Pantheon’ (ilâhlar meclisi, ilâhlar bütünü) olarak da ele alınabilir. Elohim kelimesi Eski Ahid’in ibranî metninde Genesis’in (Tekwin, Oluş) bölümünde 3. kelimedir. Bu kavramın tam mânâsı sürekli tartışılmaktadır.

Bazı hâl ve vak’âlarda (örneğin Exodus – Çıkış 3:4’de ‘Elohim ona çalıların ortasından seslendi’ denmektedir). İbranî gramerinde tekil bir isim olarak da kullanılmaktadır. Burada, İsrael’in ilâhı anlamındadır. Başka hâllerde, Elohim, Eloah’ın (אלוה) çoğulu olarak kullanılmaktadır. Bu mânâda Elohim ‘çok ilâhlı’ (Politheist) bir kavramdır (Meselâ, Çıkış 20:3’te “benden evvel başka ilâhınız yoktu” denmektedir). Geç Bronz Çağı metinlerinde ki, bunlar Kenanî Ugarit metinlerdir, Elohim kelimesi (‘lhm) bütün Kenan pantheonunu kapsayan bir kelimedir. Yani, El (לא) ailesinin babası, atası, yaratıcı ilâhî gücü, patriarkal kudret.

Diğer hâllerde mânâ net değildir. Meselâ ‘Muktedir Varlık’ anlamı (Genesis 6:2’de , “… Elohim’in oğulları insanların kızlarının doğru olduklarını gördüler ; ve, onları eşleri olarak aldılar…, Exodus 4 :16’da “… ve sen (Musa) onun (Harun) üzerinde Elohim gibi olacak(sın)” denmektedir. Burada, Elohim’in insanlar arasından arasından birtakım kanun koyuculara işâret ettiğinden bahseden yazarlar vardır. Veya, hem ilâh’a hem de ona paralel olarak insana atıf olması ihtimâli vardır. İlâh’ın oğlu kültürü de buradan çıkmıştır. Yine, yahudîlik’te sıklıkla karşılaştığımız, ‘ilâhıyla güreşen, kavga eden, berabere kalan mağrur soy’ anlayışı da ‘Elohim’ kavramına da bulaşmış görünüyor.

Elohim kavramının etimolojisi tam olarak bilinmemektedir. Değişik theoriler mevcud:

İlâh, ilâhların ilâhı, en üst ilâh, yücelerin yücesi anlamlarına ‘ÂL’den (לא) köken almaktadır. ‘ÂL’ kelimesi, ‘yüksek, en yüksek, tepedeki, yukarıdaki, zirvedeki’ anlamlarına da gelmektedir. İsrael havayolları ‘El-Al’ buna işâret eder yani yukarıların en yukarısındaki, yücelerde anlamına. Yani ‘Güçlerin hepsini en üst düzeyde kontrol eden varlık’.

Bir diğer ihtimâl (‘lhm) Ugarit arşivlerinde ‘aile’ veya ‘ilâhlar meclisi’ anlamındadır ve Kenanî atası ilâh ‘El’e tekâbül eder.

İbranîce uzmanı (Hebraist) Joel M. Hoffman kelimenin Kenanîce ‘Elim’ kelimesinden geldiğini ileri sürmektedir. Kenanî ‘Elim’ ile İbranîce ‘Elohim’ arasında bir ‘Heh’ (H) harfi farkı vardır. Bu ‘H’ın eklenmesi ile israel ilâhı diğer toplulukların ilâhlarından ayrılmaktadır. Bu duruma ‘Mater Lectionis’ adı verilir. Meselâ ‘Abram / Abraham’ veya Sarai / Sarah. Yahweh’de (YHWH) de böyledir. İsrael için by ‘H’ âdeta bir referans veya bir imzâ niteliğindedir.

Karel van der Toorn ‘Elohim’ kelimesinin ‘Eloah’ın çoğulu olduğu konusunda ısrârcı yaklaşmaktadır. D. Pardee ise ‘Eloah’ kelimesinin etimolojisinin net olmadığını söylüyor.

El’ veya ‘Ul’ kelimelerinin ‘güçlü olmak’ anlamı var. Ama, ‘karşısında olmak’ anlamı da var. Bunlardan türeyen ‘Ayıl’ kelimesi ‘grubun, sürünün, çetenin, topluluğun karşısında duran, bulunan’ anlamına geliyor. Elah (Terebenthin ağacı, en ileri-yüksek terebenthin ağacı, bu ağacın en sivri dalı – Alah/Elah Artsiaralit) ; Bu ağacın çoğulu da Elohim. Samî kökenli etimolojiler genellikle ‘3 sesli’ köke (triconsonantal roots) oturur.

Bazı başka yazarlar kelimeyi ‘Eloah’ (ilâh) ‘Alah’ kelimesine bağlarlar. ‘Alah’ (Yere batıran, yere çalan, yerden yere vuran) anlamına gelmektedir. Alih (“şaşkınlığa uğramak, korkmak, ürkmek; korkudan başka bir yere sığınmak, başka bir güce sığınmak, kaçmak). Bu anlamda, Eloah and Elohim kavramları ‘Korku ve saygı duyulan, önünde saygı ile eğilinen’ mânâsını yüklenirler. Veya, “Kendisinden sakınılan, kendisine sığınılan” anlamındadır.

Bazı Eski Ahid araştırmacıları ‘Elohim’ kelimes ile Ugaritler’in atası veya ilâhı ‘El’ arasında ilişki kurmanın doğru olamayabileceğini ileri sürmektedirler. Bunun da nedeni olarak, İsrael ile Kenanîler arasında dînî bir birlikteliğin olmadığını vurgulamaktır. Ancak çoğu uzman bu iki kavramın aynı kökten oldukları konusunda ısrârcı yaklaşmaktadırlar. Ugarit inancı ile Eski Ahid gelenekleri ortaktır anlayışı güçlüdür.

İnsanbiçimci tektanrıcı anlayışa (anthropomorphic monotheistic concept) göre Elohim kelimesi çoğuldur ve amacı anlam ve formu yükseltmek ve yüceltmektir. Böylelikle ‘İlâhî Hazretlik Makamı’ soyutlanmış olmaktadır.

Orthodox Trinitarian Hristiyan yazarlara nazaran, Mukaddes Teslis (Holy Trinity) anlamındadır.

Bir diğer bakış açısına göre, seküler araştırıcılar, heterodox Hristiyan ve yahudî ilâhiyatçılar ve politheistler (çok tanrılılar), Elohim kelimesinin erken yahudî inancı olan Judaik Politheizm’e denk düştüğünü söylerler. ‘İlâhlar’ anlamı n uygundur. Veya bu Elohim kelimesi ‘El’in Oğulları anlamını taşımaktadır. En yüce varlık ise ‘El’ olmaktadır. Ancak monotheist rahibler, Eloah’ı YHWH’ye denk düşürmek için Elohim yerine ‘Eloah’ı tercih edip diğerini kullanmamayı yeğlemişlerdir.

Bir de, Pantheon yani ilâhlar meclisi olarak bilinen güç odağının birlikten teklik doğması biçiminde bir ilâha bağlılığı sözkonusudur. Zeus’un ‘Baş ilâh’ olması gibi. Burada esâs olan değişik güçlerin bir güce biat etmesi anlamı belirleyicidir. Bu bağlamda, Elohim kavramı ‘kollektif çoğul’ olarak kabûl edilebilir. Bu biçimiyle, ‘İlâhlar Birliği’nin temsilcisi, başı anlamı vardır. Kısacası, burada çoğul gibi görünen fakat tekil bir rolü olan varlık gündemdedir.

Alternatif politheist theoriye göre üç kavram etrafında yoğunlaşılmaktadır: El. Elohim, Eloah. El: Ata-İlâh, Baş-İlâh anlamındadır ve çok sayıda ilâhî oğlu vardır. Teslis (Üçleme, triloji) anlayışı buradan köken almaktadır. Bu çoğul ilâhların toplamına ‘Elohim’ (ilâhlar) adı verilmektedir. Eloah ise her bir küçük ve yerel ilâha tekâbül etmektedir.

Bir başka anlayışa göre, Elohim kelimesi, peygamber Şmuel’in (İsmail) ruhuna işâret etmektedir. Samuel 28:13’de Endor’un büyücüsü Saul’e dünyâdan ‘ilâhların’ (Elohim) yükseldiğini gördüğünü söyler. Bunun mânâsı Eski İsrael’de ilâhî varlıkların misyon belirttiğidir.

Bazı İslâm âlimleri, ALLAH isminin ibranîce ‘Eloah’ (İlâh) kelimesiyle bir linguistik (dilsel) akrabalığı olduğunu ifâde ederler. Elif-lam-lam-he (ALLAH) ile Alef-Lamed-Wov-Heh (Eloah) kavramları arasında dil akrabalığı olması güçlü bir ihtimâl hattâ neredeyse kesin.

The Church of Jesus Christ of Latter-day Saints (LDS – Son Gün Azîzleri’nin İyşâ Mesîh Kilisesi veya Mormon Kilisesi de diyebiliriz) ‘Elohim’ kavramını olduğu gibi ‘Eloheim’ biçiminde kullanmaktadır. Burada, Eloheim kavramı İlâh-Baba (God the Father) kavramını ‘Baş ilâh’tan, İlâhlar ilâhından (Godhead) ayrı ve onun bir azası olduğunu anlatmak içindir. Yani, bu kilise, İyşâ aleyhisselâmı ilâhın kendisi olarak görmek yerine ilâhlık kurumunun bir âzâsı olarak görme eğilimindedir. Buna Yunanca ‘Prosopo’ denir yani ‘Veche -Yüz’. Allah’ın bir görünüşü – belirişi olarak Hz. İyşâ anlamında ‘Eloheim’ denmektedir. Bir diğer anlayışa göre Mormonlar’ın İyşâ yaklaşımındaki ‚Eloheim’ kavramı bir yönüyle ’The Council of the Gods’ (İlâhların Konseyi) mânâsınadır. Bu mânâ Yaradılış anlatımı açısından da önemlidir. İbrahim Kitabı’nın 4. başlığında ’Büyük Değeri olan İnci’ esprisiyle buna değinilmektedir.

Anthroposofi (İnsan hikmeti, insan bilgeliği; Manevî-ruhî mes’elelerin bilimsel methodlarla açıklanmaya çalışılması) ilminde – ki, Rudolf Steiner tarafından geliştirilmiştir – Elohim, Roman Kayholik gelenekte Melekler Hiyerarşisi’nin 6. krallığını temsil eder. Dionysius the Areopagite’in terminolojisinde, ilâhî ruhların hiyerarşik seviyesi ‘Eksousiai’ (yunanî) veya Potestas’a (Latinî; Kudret / Büyük kâbiliyet) atfedilir. Elohim: Eksousiai. Bu düzey, Melekler (Angels), Arş Melekleri (Archangels) ve Arşlar/Principati seviyelerinin üzerinde yer alır.

Eksousia’nın rolü temel ruhî tekâmülde belirleyicidir. İnsanın öz gücü de ‚Exousia’dan gelir. Eksousia hem dünyânın hem de insanın gelişim gücüne işâret etmektedir. Yahweh bu kudretlerden biridir. Yhwh, insanlığın sakınımı için Ay kürrelerinin etrafında hareket eder. İnsanî varlık olan İyşâ’da, ruhanî varlık olarak Mesîh’in bedenlenmesi hâline de Eksousia aktarımı denir. İyşâ Mesih ise, bütün hiyerarşilerden geçerek / onlarla donanarak Eksousia’nın bizzât kendisi hâline gelmiştir. İnanç budur.

ALAHA

Asurî lisânında Alôho, ‘Tek İlâh, Bir İlâh’ anlamına gelir. Aramî lisânında da Alaha aynı mânâda olup, ‘İbrahim’in Allah’ına tekâbül eder. Asurîce Alôho kavramının ‘peygamberler’ anlamı da vardır. Yani, ‘ilâhlar’ bir buuduyla ‘peygamberler’ olarak anlaşılmaktadır.

ELYON

Elyon: Elyōn (ןוילע), geleneksel olarak Samariten ibranîce’de ‘İlliyyon’ biçiminde söylenir. Anlamı, ‘Daha yüksek, daha yukarı’dır. İbranî lisânında ‘İh’, Samî lisânında ise ‘İy’ kökünden gelir ve ‘yukarı çıkmak, yükselmek’ anlamındadır. Bu yönüyle ‘ilâh’ veya ‘en yüce’ anlamındadır. Yunanî Eski Ahid’de ὕψιστος (İpsistos – en yüksek) ifâdesiyle kullanılmıştır. İlâhîlerde ‘Yalnız Mukîm’ olarak geçer, genelde. Deuteronomi 32:8’de Mûsâ’nın son şarkısında ‘Elyon’a rastlanır.

Elyôn mirâsını milletlere dağıttında,
İnsanın (Âdem) evlâdını ayırdı;
halkların arasına sınırlar koydu
İsrael’in oğulları sayısınca

Ancak, yunanî Eski Ahid’de ‘İsrael’in Oğulları’ kavram yerine, angelōn theou ‘Allah’ın Melekleri’ deyimi vardır. Sâdece birkaç yerde huiōn theou ‘Allah’ın oğulları’ ifâdesi mevcûddur. Ölü Deniz Tomarları’nda (The Dead Sea Scrolls) 4Q fragmanında ‘bny lwhm’(Allah’ın oğulları) ifâdesi bulunmaktadır. Aşağıdaki âyete (dizeye) dikkat etmek gerekiyor:

Allah’ın halkına (kullarına) verdiği;

Yakub onun mirâsının büyük parçasıdır.

Burada ‘Elyon’, Elohim anlamyla üstüste geliyor fakat ‘Allah’ anlamna gelip gelmediği çok net değil. Buradan, Elyפn’un insanlar 70 oנluna göre 70 millete ayrdığı biçiminde anlaşabileceği (Ugarit metinlerinde bahsedilen El’in 70 oğlu ifâdesi) gibi, bahsi geçen her oğul 70 milletin üzerinde vâsî ilâh da olabilir. Bunlardan biri de ‘Baş ilâh’ olarak seçilmi olabilir. Diğer taraftan, Elyon diğer milletlerin idâresini oğullarna vermi kendisi de Baş ilâh olarak İsrael’i kendisine seçmiştir. Her iki tefsir de kabûl görmektedir.

İşâya Kitabı’nın 14.13-14 bölümünde Elyon kavramı çok mistik bir bağlamda kullanılmıştır. Burada, Şeytân’ın düşüşüne ilişkin son spekülasyonlar ele alınır. Burada Babil prensi şöyle tasvir edilir:

En uzak kuzeyde (Zafon) Konsey binâsında taçlanacaktım (tahta çıkacaktım)
Bulutların zirvelerine çıkacağım;
En Yüce (Elyôn) gibi olacağım.

Burada Yhwh’nin isminiden kaçınılmaktadır. Bunun yerine Elyôn kavramı kullanılmaktadır.

Oysa, Samuel 22.14’de Elyôn ‘ilâh’la aynı anlamda kullanılmıştır:

İlâh cennetten gürledi,
ve Elyôn (En Yüce) onun sesini bihakkın dile getirdi (onun sesinden konuştu).

97.9 no.lu ilâhî’de:

Senin için dünyâda İlâh, Elyôn’dur;
Sen, ilâhların ötesine yükseltildin.

Sanchuniathon tarihi bir efsâneler tarihi olarak da ele alnr. Sanchuniathon tarihi Eusebios’un Praeparatio’sundan gelir. Terceme ise Byblos’lu Filo’ya âiddir. Eusebios, neo-Platonist yazar Porfirias’tan da iktibâs yapar. Porfirias’a göre, Berytus’lu (Beirutlu) Sanchuniathon yahudîler hakkında hakikati yazmaktadır zira Hierombalus’un (Yerubbaal) kayıdlarına ulaşmıştır. Yerubbaal, ilâh Yahwh’nin (Ieuo) rahibidir . Sanchuniathon, tarihini Beirut kralı Abibalus’a adamıştır. Bu tarih, Trojan Savaşı’ndan evvel, Hz. Mûsâ zamanına yakın bir dönemde yazılmıştır. O dönemde, Asur devletinin başında Semiramis (Şamram) vardır. Bu tarih, pre-Homerik kahramanlar çağına denk düşmektedir.

Sanchuniathon’un eserini Ammouneis’in gizli yazıtlarına dayandırdığı düşünülmektedir. Fenike mâbedlerinin sütûnlarında bulunan mistik yazıtlarında ilâhların aslında insanlar oldukları ve kendi ölümlerinden sonra mâbede ibâdet etmeye geldikleri ve Fenikeliler’in krallarının isimlerini aldıkları ve onlara kosmosun unsurlarını tatbik ettiklerini ve tabi’ât varlıklarına da tapındıklarını belirtmektedir.

1929 yılında Suriye’de Ras Şamra’da (eski Ugarit) bulunan mitholojik Ugaritik metinler bazı Semitik (Samî) elemanlar taşıyorlardı. Bunlar, İ.Ö. 2. bin’den bu yana değişikliğe uğramadan gelmişlerdi.

Felsefî mânâda, Taautus’un kosmogonisi Filo tarafından Mısır’da Thoth ile kıyaslanmıştır. Erebius ve Rüzgâr’la başlayan ve Eros’la (Arzu) yürüyen süreç. Môt kelimesi Fenike ve ibranî lisânında mevcûd ve ‘Ölüm’ anlamında. Arabî’ye ‘Mewt’ olarak girdiğini görüyoruz. Bu kelime çeşitli Fenike lehçelerinde ‘Mud’ veya ‘Mut’ biçiminde de söylenebiliyor. Karışık bir durum olarak, hayatın tohumları ve zekî hayvanî varlıklar olarak Zofasemin’ler ortaya çıkıyor. Bunlar ‘cennetin gözlemcileri’ olarak da anılıyorlar. Hepsi bir yumurtanın ürünü olarak ortaya çıkıyorlar. Kökleri ve dağılımları çok net değil. Môt aynı zamanda hayat veren bir öğe konumunda ve belli bir evreden sonra patlıyor (yarılıyor) ve bir ışık (enerji) yayıyor. Cennetlerin buradan ortaya çıktığına inanılıyor.

Jacob Bryant’ın etimolojik hattı ve Môt’un mânâsı üzerine değerlendirmelerine bakabiliriz. Eski Mısır’da Ma’at evrenin temel düzeninin şahsîleştirilmesine denk düşüyordu. Dişil bir varlık atfedilen Ma’at, Thot’un eşi olarak kabûl ediliyordu.

Bir şecere:

Hypsistos (YyustoV) — Autochton (AutoctonaV) — Epigeios (EpigeioV) — Elus (ElouV) — Siton (Suton) —Ashtart (Astur) — Rhea (Reia) — Asherah (Aserac) — Baaltis (BaalthV) — Ba’alat (Baalat) — Gebal (Gempal) — Cronus (CronoV) — Zeus (DuaV) — Arotrios (ArotrioV) — Aphrodite (Afrodhth) — Dione. Persephone (Persefvnh) — Athena (Aquna) — Anat. Sadidus — Demarûs — Hadad — Sydyc — Zadok — Titanides (TitanideV) — Kotharat (Pothos) — Eros (EroV) — 7 oğul Muth / Mot — Adodus — Hadad — Zeus — (Artemides – ArtemhdeV) — Thanatos (QanatoV) — Pluto (Plouto) — Anobret — Nereus (NereoV) — Perea (Perea) — Belus — Apollo (ApollonaV) — Iedud — Pontus (PontoV) — Sidon (Sudon).

Yukarıdaki şecerede Elus isimli bir ilksel – ilâhî varlığa rastlıyoruz. Bu varlığın ‘El’ ile alâkası var mıdır? Bunu kesin bir dille ifâde etmek mümkün değil ancak güçlü bir ihtimâl olduğunu belirtebiliriz. Aynı ilişkiyi Frasî bir kavram olan ‘Div’, Türkçe ‘Dev’, Fransızca ‘Dieu’, Latince ‘Deus’ kelimeleri, yunanî ‘Theos’ (ilâh) ve yine bütün bunları ‘Zeus’ ve bu kelimenin de aslı olan ‘Dias’ ile birarada ele almak gerekiyor.

Fenike ilâhlarından Elioun ‘Ypsistos’ (en yüksek) olarak anılıyordu. Bunun ‘Elyôn’la aynı olduğu güçlü bir ihtimâldir. Fenike mithologyasında ‘Elus’ yunan pantheonundaki titan ve Zeus’un babası olan ‘Chronos’a (Hronos) denk düşmektedir. Bu da ‘Eloah’tır. Hronos ile Kenanî ilâh ‘El’ aynı varlığa tekâbül etmektedir:

Elioun’un dişisi (dişi karşılığı) Beruth’dur. Beyruth ismi bu ilâhenin isminden mülhem.

Hitit theogonisinde birincil ilâhların başı Alulu’dur. Bu ilâh Gökler’in babası olarak kabûl edilir. Hattâ yeryüzünün de babasıdır. Oğlu ‘Gök ilâh’ tarafından tahtından indirilmişti. O da, kendi oğlu Kumarbi tarafından tahttan indirilmiştir. Alulu, Elion, Eloah, Elohim, Elioun, El benzeşmelerine dikkat.

Elyon’un eşi Beruth ile ibranî Berit arasında bir ilişki olabilir mi? Berit, ‘Sözleşme, Ahid’ mânâlarına geliyor. Yine Beyrut şehri ile bu Berit’in bağı güçlü duruyor.

ELOHİM

Bir görüşte şudur; Elohim erken Kuzey geleneğinde İsrael Krallığı’nın ilâhı olarak bilinirken, Yhwh (Jehovah, Iehova) ise güney geleneğini temsil etmekte Judah ve Yeruşalaim Krallığı’nın ilâhı olmaktadır. Fakat, ‘Yhwh Elohim’ cümlesi Eski Ahid’de 915 kez geçmektedir. Bu da yukarıdaki hipotezi zor duruma düşürüyor. Bu bölüm Türkçe’ye ‘Efendi İlâh’ biçiminde tercüme ediliyor. Yani kuzeyin ve güneyin ilâhları sayılan Elohim ve Yhwh birarada anılıyor.

Raëlianlar’a göre, Fransız gazeteci Raël’in isminden mülhem, dünyâdışı bir soya verilen isimdir Elohim. Bunların lideri ise Yhwh’dir. Yani Eloah (ilâh) dünyâdışı soyun bir mensubu, Elohim, o soy mensublarının hepsi ve Yhwh de onların lideri, baş ilâh. Ayrıca, Elohim kelimesinin ‚Gökten gelenler’ anlamında olduğu da bu anlayışa âiddir.

Şimdi de, Arabî, Farsî ve Türkî kavramlara bakıyoruz:

âl: Arabî; pek yüksek, pek yüce. Bülend.

al: Arabî isim; hile, düzen, aldatma. Sülâle, soy, hânedan. Akrabâ ve taallukat. * Yaz sıcaklarında su gibi görünen serâb. * Hile, tuzak.

âl: arabî isim [aslı ehl] âile, sülâle; hanedan.

âl: arabî isim. Serab; sabahları ve akşamları çöken sis, buğu.

Âl-i Abâ: Hz. Peygamber’in (S.A.V.) kendisi ile beraber, kızı Hz. Fâtıma Validemiz, damadı Hz. Ali ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den (R.A.) müteşekkil hey’et. “Hamse-i âl-i abâ” da denir. Hz. Peygamber’in (S.A.V.) giydiği abâsını mezkûr sahabe-i güzin hazerâtının üzerine örterek hususî duâ ettiğinden bu isimle anılmaları meşhurdur.

Âl-i Beyt: (Ehl-i Beyt). Hz. Peygamberin (S.A.V.) sülâle-i tahiresinden yetişenler ve sünnet-i seniyyesinin menbaı ve muhafızı ve bihakkın sünnete ittibâ ve onu idâme ettirenler. Al-i Resûl, Al-i Nebi, Al-i Muhammed ve Ehl-i Beyt gibi tâbirlerle de söylenir. (Eğer denilse: “Neden hilâfet-i İslâmiye, Al-i Beyt-i Nebevî’de takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı. Elcevab: Saltanat-ı dünyevîye aldatıcıdır. Al-i Beyt ise, hakaik-ı İslâmiyye’yi ve ahkâm-ı Kur’âniye’yi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya Nebi gibi mâsum olmalı veyahut hulefâ-i râşidin ve Ömer İbn-i Abdülaziz-i Emevî ve Mehdi-i Abbasî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın. Halbuki Mısır’da Âl-i Beyt nâmına teşekkül eden Devlet-i Fatımiye Hilâfeti ve Afrika’da Muvahhidin Hükûmeti ve İran’da Safevîler Devleti gösteriyor ki, saltanat-ı dünyeviye, Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dîn’i ve hizmet-i İslâmiyet’i onlara unutturur. Halbuki saltanatı terkettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyet’e ve Kur’ân’a hizmet etmişler. Resûl-ü Ekrem (S.A.V.), gayb-âşinâ nazarıyla görmüş ki: Âl-i Beyti, âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nûraniye hükmüne geçecek, âlem-i İslâm’ın bütün tabakâtında kemalât-ı insaniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazifesini görecek zatlar, ekseriyet-i mutlaka ile Âl-i Beyt’ten çıkacak. Teşehhüddeki ümmetin “Âl” hakkındaki duâsının makbûl olacağı keşfedilmiş, yani nasıl ki millet-i İbrahimiyye’de ekseriyet-i mutlaka ile nûrani rehberler Hz. İbrahim’in (A.S.) âlinden, neslinden olan enbiya olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyye’de de (S.A.V.) vezaif-i azime-i İslâmiyet’te ve ekser turuk ve mesâlikinde enbiya-i benî İsrâil gibi, Aktab-ı Âl-i Beyt-i Muhammediyye’yi (S.A.V.) görmüş. Bu hakikatı te’yid eden diğer rivâyetlerde ferman edilmiş: “Size iki şey bırakıyorum, onlara temessük etseniz, necat bulursunuz. Biri: Kitabullah, biri: Âl-i Beytim” Çünkü: Sünnet-i Seniyye’nin menbaı ve muhafızı ve her cihetle iltizâm etmesiyle mükellef olan, Âl-i Beyt’tir.

Âl-i İbrahim: Hz. İbrahim Peygamber’in (A.S.) neslinden gelen ve onun mânevî yolunda yürüyenler. Bütün müslümanlar, Mü’minler.

Âl-i İmrân: İmrân soyundan gelenler. (İmrân ikidir. Birisi: Hz. Mûsâ ve Harun’un (A.S.) babaları olan İmran ibn-i Yaşür ibn-i Lâvi ibn-i Yakub ibn-i İshak ibn-i İbrahim’dir (A.S.) İkincisi: Hz. Meryem’in babası olan İmrân ibn-i Metan ki, bu da Süleyman ibn-i Dâvud ibn-i İyşa neslinden, bunlar da Yahuda ibn-i Yakub neslindendirler. İki İmrân arasında 1800 sene geçtiği söylenir).

Âl-i İmran Sûresi: Kur’ân-ı Kerîm’in üçüncü sûresinin ismi olup Medine-i Münevvere’de nâzil olmuştur. Bu sûreye Eman, Kenz, Ma’niyye, Mücâdele, İstiğfar Sûresi ve Tayyibe de denilir.

Ala : Bahşişler. Lütûflar. Nimetler. İhsanlar.

A’ala: Daha iyi. Pek iyi. En yüksek. Ziyâde ve mürtefi olan.

A’alâ-yı İlliyîn: Cennette en yüksek derece. Cenâb-ı Hakk’ın indinde en iyilerin ve kâmillerin derecesi.

A’alâ Sûresi: Kur’ân-ı Kerîm’in seksenyedinci sûresi olup Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur.

Ala: Yükseklik. Büyüklük. şeref. şan.

Ala: farsî; Kirleten, kirli yapan.

Alâ: Gramer: Arabçada harf-i cerdir. Buna isim diyen de olmuştur. Müteaddit mânâ ile kelimenin başına getirilir; mânevî istilâ ve tefevvuk bildirmek için ekseriyâ mecrurunu istilâya delâlet eder. Bazan mecrurunun mukabiline müstâli olur. (maa) gibi müsahabet için gelir. (lâm) gibi tâlil için olur. Mücaveze için olur. Harf-i cer olan (min) mânâsına ve zarfiyyet için ve harf-i cer olan (bâ) mânâsına isim olur. “yukarıda” mânâsına gelir. * Üstünde, üzere. (Yunanca ‚Epi’, Fransızca ’Sur’ ve kurdî ’Ser’ öneklerinin karşılığıdır).

âlî: a.s. yüce, yüksek, ulu; mevki bakımından en üstün

alî: a.s. yüksek, büyük; şanlı, şerefli

âlî: a.s. âletle ilgili, âlete ait, teknik; yemin eden

ali: Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. Necib.

âli: Büyük, yüksek, şerif, celîl, azîz olan.

Aliyy-ul Murtaza (R.A): Esedullah (Allah’ın Arslanı), Aliyy-ibni Ebi Talib, Ebutturâb, İmâm-ı Ali isimleri ile de anılır. Hz. Resûl-i Ekrem’in (S.A.V.) amcası Ebu Tâlib’in oğlu olup Hicret’ten yirmi üç yıl önce doğmuş ve Bi’setin ikinci günü daha on yaşında iken imân etmiş, hiç putlara tapmamıştır. Bunun için mübârek ismi söylendiğinde, Kerremallâhü Veche diye tâzim edilir. Bütün gazâlarda, dîn muharebelerinde çok kahramanlık ve fedâkârlığından dolayı “Esedullâh: Allah’ın arslanı” nâmını da almıştır. Aşere-i Mübeşşere’dendir (Cennetle şereflenmiş 10 kişi). Âyet’le medhedilmiştir. Kendinden evvelki üç Halife-i Kirâm’a (R.A.) seve seve biât etmiş, onlara Şeyh-ül İslâm gibi hizmetlerine iştirak etmiştir. Evliyânın reisidir. Hicretin kırkıncı yılında şehîd edilmiştir.

 

Kaynak: H.A. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv makalelerimizde yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında makalelerini yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!