Anarşi, Anarşist, Anarşizm

‘ΕΙΝΑΙ ΕΧΘΡΟΙ ΚΑΙ ΚΑΤΑΣΤΡΟΦΕΙΣ!’

Evet, Yunan Anarşistleri, Selânik zirvesini bu sloganla karşıladılar: ‘Onlar, düşman ve imhâ edicidirler!’ (İne Ehthri ke katastrofis). Kim ‘onlar’? G-8’ler yani, ABD, Almanya, Fransa, Büyük Britanya, İtalya, Japonya, Kanada + Rusya. Emperyalizme karşı mühim bir cebhe Anarşizm.

Yunanistan’da ise epeyce aktifler ve kuvvetliler. Yunan halkından da destek alıyorlar.

«Pazar ekonomisine, parlamenter demokrasiye ve dünyevî entegrasyona yani liberal sisteme hayır » sloganıyla yürüyüp, Yunan parlamentosunun önünden geçerken «Köpek kulübesi » diye bağırıyorlar. Anarşizm Avrupa’da, hususiyetle de gençlik arasında taraftar buluyor. Spiritüel’I (Mânevîyatçısı), Hristiyancı’sı, Lirik’i, milliyetçisi, çevrecisi, eşcinseli, Müslüman’ı ve daha birçok çeşidiyle renkli bir realite Anarşizm.

İlk Tarihî Kullanımları İtibârıyla Anarşi ve Anarşist

Anarşi mefhumu, Yunanca ‘An-Arhia’ (Άν-αρχία) kelimesinden köken almış olup, basit mânâsıyla ‘idâresizlik, yönetimsizlik’ demektir. Tarihî mânâda ‘Anarşi’ kelimesini ilk kullananlar; “Αναρχίης ἐούσης” (Anarhîis êusis=Başsız, lidersiz olan) ifâdesiyle Herodotos, “Ούκ έρέιτ’ άναρχία” (Uk êrît’ ânarhîa=anarşi demiyorsunuz) ve “δημόθρους άναρχία” (Dimothrus Ânarhîa=Toplumsal Anarşi, Halk’ın baş eğmemesi) ifâdeleriyle Aishilleus (Eşil), “Άνομία” (Anomîa=Nizâmsızlık) mânâsıyla tarihçi Thoukitidis, ‘Άσωτία’ (Âsotîa=Çürüme, kokuşma) ve ‘άναρχία δούλων καί γυναικών’ (ânarhîa dulon ke yinekôn=kadınların ve kölelerin başkaldırısı) mânâsı ve ifâdesiyle Platon, ‘Άταξία’ (Âtaksîa=Düzensizlik, nizâmsızlık) mânâsıyla Aristotelis’tir.

Άν-άρχος” (Ân-ârhos) kelimesi, Anarşi (idâresizlik, yönetimsizlik, başsızlık, hiyerarşisizlik, devletsizlik) kelimesinin sıfatı olup, Türk diline ‘Anarşist’ olarak girmiştir. Bu kelimeyi tarihî mânâda ilk kullananlar da, Homeros, Evripides, Aristotelis ve ‘…” (Ânarhon Theôn=Ezeli başlangıçsız / ilksiz İlâh) ifâdesiyle (mânâsıyla) meşhur filolog ve theolog Klimis Aleksandrevs’tir.

Anarşizm’in Birkaç Tanımı

Anarşizm, muhtelif kaynaklar tarafından değişik ifâdelerle tanımlanmaktadır. Normal lugatlarda, ‘idâre yokluğu / idâresizlik’ biçiminde ifâde edilmektedir. Bazı kapsamlı lugatlarda ise, ‘pozitif bir teori’ olarak tanımlanmaktadır. Emperyalist media organlarında ise, ‘yanlış anlamalara yol açacak şekilde’, ‘menfi bir dünya görüşü ve agresif eylemlilikler manzumesi’ biçiminde takdim ediliyor. İleri modern lugatlardan biri olarak Kabul edilen, Webster’s Third International Dictionary, Anarşizm’i, ‘Bütün idâre şekillerine ve idârî tazyiklere karşı olan ve ferdlerin ve grupların, ihtiyaçlarını karşılama temelinde, irâdî işbirliğini ve hür münâsebetini (birliğini) müdâfa eden bir siyâsî nazariye’ olarak tanımlıyor (a political theory opposed to all forms of government and governmental restraint and advocating voluntary cooperation and free association of individuals and groups in order to satisfy their needs). Britannica-Webster lugatı anarşizmi, ‘Bütün idârî otoriteleri lüzumsuz ve arzu edilmez sayan ve ferdlerin ve grupların irâdî işbirliği temeline oturan bir cemiyeti müdâfa eden siyâsî nazariye’ olarak tanımlıyor (a political theory that holds all government authority to be unnecessary and undesirable and advocates a society based on voluntary cooperation of individuals and groups). New Webster Handy College Dictionary’ ye nazaran anarşizm, ‘Bütün idârelerin ilgâsını (öngören) siyâsî doktrindir’ (the political doctrine that all governments should be abolished).

Noam Chomsky anarşizmi, ‘siyâsî doktrin’ olarak tanımlayan lugatın bu tanımını reddeder. Ona göre anarşizm, bir doktrin değil, çok sayıda gelişim ve ilerleme tariki olan ve insanlık tarihinin kalıcı bir halatı olarak varlığını devam ettiren tarihî bir fikir ve eylem temâyülüdür.

The Encyclopedia of the American Left (Amerikan Solu’nun Ansiklopedisi)ne nazaran, ‘Anarşizm’ kelimesinin-bu mânâda-literatüre girmesinden evvel halk ve halk aydınları ‘Lıbertarıan Socıalısm’ terimini kullanıyorlardı [Lıbertaıre (Liberter): Fransızca bir kelime. ‘Liberté (Liberte=Hürriyet) kelimesinden mülhem ve siyâsî literatüre 1858 senesinde dahil oluyor. Mânâsı: İçtimaî ve siyâsî mânâda ferdî hürriyetlerde hiçbir sınırlama kabul etmeyen]. Dolayısıyla, ‘Libertarıan Socıalısm’ ifâdesini Türk diline, ‘Sınırsız Hürriyetçi Sosyalizm’ biçiminde tercüme etmek doğru olur. LS, Meksikalı radikaller tarafından 18.yy’ın erken dönemlerinde geniş bir biçimde kullanılmıştır. (Bu iddianın tartışmalı olduğu ve LS teriminin 20. yüzyılda kullanılmaya başlandığı iddia edilmektedir).

İlk Anarşist

‘Libertaıre-libertarian terimi ‘anarşist’ mânâsıyla ilk defa 1858’de Fransa’da kullanılmıştır. William Godwin, tarihte kendini – modern mânâda- ‘anarşist’ olarak ilân eden ve anarşizm hakkında yazan ilk kişi sayılır. 1756’da, Kuzey Cambridgeshire’ın başşehri olan Weisbech’de doğdu. Feminist Mary Wollstonecraft’la evlendi ve bu evlilikten kızları Mary Shelley doğdu. Mary Shelley, Frankensteın’ın yazarıdır. Godwin 1793 senesinde, ‘Siyâsî Adâlet’ (Political Justice) isimli kitabını yayınladı. Bu kitabda, anarşizmle ilgili fikirlerini serdetti.

Onun ölümünden sonra Pierre Joseph Proudhon anarşizmin lider figürü hâline geldi. ‘Mülk(iyet) nedir?’ isimli kitabı ‘Anarşizm’ terimine büyük bir mânâ kazandırdı ve onu ete kemiğe büründürdü.

Böylelikle anarşizm, sâdece müesses otoritenin redid olarak değil ve fakat mülk ve toprak sahiblerine muhalefetin teorisi hâline de geldi:

“Emekçiler âlemi, ne dokuduğu kumaşları satın alabiliyor, ne imâl ettiği mobilyaları, ne dövdüğü metalleri, ne traşlayıp yonttuğu (değerli) taşları, ne de oydukları taşbaskıları (ve gravürleri); ne ektiği buğdaydan hayır görüyor, ne çoğalttığı şarabdan, ne yetiştirdiği hayvanların etinden; inşâ ettiği evlerde oturmasına, kendi sahneye gösterilere katılmasına, vücudunun taleb ettiği dinlenmeyi tadmasına müsâde edilmiyor: Peki neden? Çünkü, bütün bunlardan zevk almak içun bedeli olan fiatıyla onu satın alması gerekiyordu ve (efendilere giden) yararlanma hakkı buna müsâde etmiyor.

Otorite sisteminde, isterse kökeni başka yerden (başka algılama biçiminde), monarşik veya demokratik, olsun, erk-iktidar toplumun asil organıdır; onunla yaşar onunla ölür; her inisiyatif ona akar, her nizâm, her tekâmül (mükemmelleşme) onun eseridir. İktisat biliminin tanımlarına nazaran, eşyanın tabiatına uygun tanımlara mugayyiren, erk-iktidar sosyal nizâmın sonsuza kadar yerinde tutmaya meyyal olacağı üretimsizler serisidir. O hâlde, demokratlara çok sevimli gelen otorite prensibiyle, halkın da isteği olan ekonomi-politik’in temennisi-arzusu nasıl gerçekleşecebilecekti?

İktidar partizanları, birbirlerinden sâdece taktik konusunda ayrılan bütün bu ‘hânedan-cumhuriyetçi’ (dynastico-républicains) doktrinerler her yere reform taşıma iddiasıyla kendi kendilerini kandırıyorlar, reforme edilecek olan nedir?

Millî atelyeler oluşturma (boş hayali); işçilere kârdan bir pay vermek mi? Bu mümkün değildir. İdârenin tabiatı gereği ‘çalışmayla’ tek ilişkisi, içşileri zincirlemektir, aynı ürünlerle sâdece, vergilerini arttırmak bağlamında ilişkileri olduğu gibi.

Böylelikle, kollektif kudretin aracı olan ve toplumda iş ile imtiyaz arasında vasıta olarak hizmet etmek içun yaratılan iktidar, mukadder bir biçimde sermâyeye zincirlenmiş olur ve proletarya’ya karşı yönelişe geçer (yönelir). Hiçbir siyâsî reform bu zıddiyeti çözemez zira siyâsîlerin kendi itiraflarıyla, benzeri bir reform, hiyerarşiyi başaşağı etmekten ve toplumu dağıtıp çözmekten ziyâde ancak iktidara daha fazla enerji ve yayılım (imkânı) vermekle nihâyetlenir. İktidar monopolün (tekel) imtiyazlarına dokunamaz. Demek ki, emekçi sınıflar içun mes’ele fethetmek değil ve fakat aynı ânda hem iktidarı hem de tekeli kazanmaktır ki, bunun anlamı, halkın bağrından, emeğin derinliklerinden, sermâyeyi ve devleti kuşatan ve bunları fethedip, daha büyük bir otorite, daha etkin-muktedir bir iş olarak fışkırmaktır.

Halk, devrimci çağlarda, hiç bir zaman deplasmanlardan gayrı bir şey aramadı ve istemedi; insan yer değiştirmeleri, servet yer değiştirmeleri. Halk şânı-şöhreti isteyenlere verir; kralları yerinden eder, tahtları kırar; cumhuriyetleri imparatorluklara, imparatorlukları krallıklara ve krallıkları cumhuriyetlere dönüştürür; efendileri, sömürgecileri, favorileri, parazitleri değiştirir. Kendine sadâkatle, kahramanca sakladığı ise, hep sefâlettir.

Cemiyet, despotizm, anarşi olmayan ve fakat nizâmda hürriyet ve birlikte bağımsızlık olan bir sosyal eşitlik devleti bulmak… ».

Anarşizm, Rus anarşistler Mıkhaıl Bakunin’in (1814-1876) ve Peter Kropotkin’in (1842-1921) konuşup yazmaya başlamalarıyla berâber, tamamıyla gelişip serpildi ve teori olarak tanımlandı. Bakunin, dünyada anarşizmin en mühim ve etkili ismi oldu. Kropotkin de ondan ilhâm aldı. Kropotkin, anarşizmle alâkalı birçok kitab yazdı. ‘Mütekâbil Yardım, saha imâlathâneleri ve atelyeler’ ve ‘Ekmeğin Fethi-kazanımı’ isimli kitablar bunlardan ikisidir. Kropotkin ilk uzman ansiklopedi tanımını, Encyclopedia Britannica’nın 1910’daki 11. baskısında yazdı:

‘İdâresiz olarak tasavvur edilen cemiyetin-ki, böyle bir cemiyette aheng, kanunlara boyun eğmeyle veya herhangi bir otoriteye itaatle değil ve fakat medenî varlığın ihtiyaçlarının sonsuz çeşitliliğinin tatmini içun, istihsal ve tüketim uğruna, hürce teşkil ve tertib edilmiş olan, arazisel ve meslekî muhtelif gruplar arasında akdedilen hür mukâvele ve mutabakatlarla elde edilir- hayat ve davranış teorisi prensibine verilen isimdir. Bu hatlarda gelişen bir toplumda, insane eylemliliğinin bütün alanlarını kavramak içun daha şimdiden başlayan irâdî birlikler daha büyük bir yayılım kazanabilirler ve böylelikle iş, kendi fonksiyonlarının durumu içun kendilerine boyun eğme (noktasına varır)…’

Kropotkin’den tâkiben, Leo Tolstoy ‘anarşizm’ kelimesinin mânâsını geliştirdiği fikirlerle tamamladı. Tolstoy, ‘Allah’a imân eden fakat Kilise kurumunu reddeden’ ‘Hristiyan Anarşizmi’ni (Christian Anarchism) ortaya attı ve Anarşizm’in mânâsını genişletti. Tolstoy şöyle diyordu: “Anarşistler, mevcud şeraite nazaran, otorite olmaksızın ortaya çıkacak şiddetin otorite mevcudken ortaya çıkan şiddetten daha fazla olmayacağını ileri sürmekte haklıdırlar’.

20. asırla birlikte, anarşizm zirveye çıktı ve yeni anarşist yazarların ve hareketlerin ortaya çıkmasıyla tanımı daha müşahhas bir hâle geldi. 1886 yılında Chicago’da 8 anarşistin infazı ve hapsi anarşizmin ABD’de ivme kazanmasına ve gelişmesine yol açtı.

The United States. ‘Kuru ot Pazarı sekizi (sekizlisi)’ (Haymarket Eight) hareketi, Voltairine de Cleyre ve Lucy Parsons gibi anarşistleri ortaya çıkardı. Parsons kölelik içinde doğmuştu ve bilâhare anarşist ve emekçi sınıfın mücâdelesinin ateşli bir hatibi hâline geldi. Chicago polisi Parsons’ı, “1000 çete mensubundan daha tehlikeli’ olarak tanımlıyordu. Emma Goldman da, Chicago Şehidleri’ne (Chicago Martyrs) dayanan anarşist hareketin mühim bir figürü oldu. ‘Bir anarşistin mel’un orospusu’ olarak tanımlandı sistem tarafından. Goldman da anarşizmin mânâsını genişletenlerden biri oldu ve anarşist feminizm’in en mühim fikirlerini serdetti.

Emma Goldman’ın hayatı boyunca yoldaşı olan Alexander Berkman da, anarşizm kelimesinin tanımlanmasında başrol oynayanlardan biri oldu. “Anarşizm’in ABC’si” isimli kitabında anarşizmi tanımladı ve tasvir etti. Berkman şöyle yazar: “Anarşizm hür olmanız anlamına gelir; öyle ki, hiç kimse sizi köleleştiremez, size patronluk edemez, sizi soyamaz veya size birşey empoze edemez. Yani, yapmak istediğiniz şeyleri hürce yapabilirsiniz; ve yapmak istemediğiniz şeyi yapmaya kimse sizi icbar edemez”.

Anarşizm, kendi tanımını ısbat eden dev eylemlerle tatbikat sahasına girdi. Anarşizm’in komünsel çabaları Paris Komünü’nde gözlendi. Meksika’da inqılabı örgütleyen emekçi sınıf birlikleri Rıcardo Flores Magon gibi anarşistlerin ve Emiliano Zapata gibi devrimcilerin öncülüğünde anarşistlerin kapasitesini ısbat etmişlerdi. Yine 1936-39 seneleri arasında gerçekleşen İspanyol devrimi de anarşistlerin kabiliyetleri içun bir diğer göstergeydi. Bugünlerde anarşizmi İspanya’da Mondragon gibi bölgelerde güçlü görüyoruz. Buralarda anarşistlerde kolektif bir hayat sürüyorlar ve otoriteden bağımsız yaşamaya gayret ediyorlar.

Anarşizm hâlâ, bir şiddet ve kaos tesisi olarak algılanmaya devam ediyor dersek çok abartılı bir değerlendirme yapmış sayılmayız. Anarşist tarihçi George Woodcock “Anarşistin, sağa sola bomba atan ve terör ve şiddetle toplumu birbirine düşürmeyi arzu eden kişi olduğu şeklindeki gayr-ı ciddî (hafif) fikir çok yaygın. Bu yükleme, onların arasında bomba atmayan veya bomba atanlara iştirak etmeyen az sayıda insanların varlığının görülmesiyle kırılacak” diyor. Anarşizmin kaos olduğu iddiası çok önceleri Alexander Berkman tarafından reddediliyordu: “Size herşeyden evvel anarşizmin ne olmadığını söylemeliyim; o, bomba, düzensizlik veya kaos değildir. Çapul veya cinâyet değildir. Birinin herkese karşı savaşı değildir. Barbarlığa veya insanın vahşîlik dönemine geri dönüş değildir. Anarşizm bütün bunların tamamen karşıtıdır”.

Anarşizmle ilintilendirilen bu beylik (basmakalıb-stereotipik) kategorizasyonlara karşı geliştirilen reddiyeler bazen anarşizmin populer mânâda kötüye kullanımına da yol açabilmiştir.

Günümüzde, Anarşizm erk problemine çözümler oluşturmak içun başvurulan bir kurum olarak algılanıyor. Sâdece devlet erki içun değil, birleşmiş erklerini ve ferdler ve örgütler arasındaki başatlık / egemenlik formlarını aşabilmek içun de. L. Susan Brown gibi anarşistler, ‘varoluşçu ferdçilik’i (existential individualism) gündeme getiriyorlar. Öte yandan, diğer bazı anarşistler ‘Anarko-sendikalizm’e bağlı kalarak sınıf mücâdelesinin devamından yana tavır alıyorlar. Kimilieri, Crass gibi müzik gruplarıyla müzik alanına giriyorlar. Bu grup, ‘Anti-Türcülük’ (anti-specıesısm) çizgisini benimsiyor ve emekçiler ve cemiyet mensubları arasında ‘kendi kendine yeterlilik’ (Self-suffıcıency) şiarını ortaya atıyorlar. Lorenzo Kom’boa Ervin gibi bazı başka anarşistler, eski ‘Kara Panter’ (Black Panther) gibi, yeni örgütlenme modelleri geliştiriyorlar ve ırkçılığa meydan okuyorlar. Earth First! (Evvela Yeryüzü) gibi örgütler bir ‘Eko-Anarşizm’ (Çevreci Anarşizm) meydan getiriyorlar.

Carlo Cafiero’nun Komünizm ve Anarşizm Yaklaşımı

Jura Federasyonu’nun Chaud-de-Fonds’da yapılan kongresinde okunmuştur (1880).

[Aslında, 1876’dan itibâren, ‘herkese eserlerine veya emeğine göre’ şeklindeki kollektivist formül, aşağıdaki komünist formüle yerini bırakmıştır: ‘herkesten, kuvveti kadar, herkese ihtiyaçlarına göre’].

‘Komünizm ve Anarşi birarada bulunmak içun uluyorlar!’ diyordu bir hatib. Bir başkası, ekonomik eşitlikten bahisle, ‘Eşitlik mevcud iken, hürriyet nasıl tecâvüze uğrayabilir?’ diye haykırıyordu. Eh güzel, ben her iki hatibin de yanlış olduğunu düşünüyorum.

En ufak bir hürriyet olmadan mükemmel bir ekonomik eşitlik olabilir. Bazı dinî cemaatler bunun canlı ısbatıdırlar çünkü en bütüncül eşitlik, despotizmle berâber orada mevcuddur. Bütüncül eşitlik (diyoruz) zira şef diğerleriyle aynı kumaştan giyiyor ve onlarla aynı masada yemek yiyor; onlardan, sâdece sahib olduğu kumanda etme hakkıyla ayrılıyor. Peki, ‘Halk devleti’nin partizanları? Eğer her türden engelle karşılaşmamış olsalardı, eminim ki, mükemmel eşitliği gerçekleştireceklerdi ancak aynı zamanda en mükemmel despotizmi de, zira, şunu unutmayalım; mevcud devletin despotizmi, devletin eline geçecek olan bütün sermâyelerin ekonomik despotizminden yükselecek ve yekûn, bu yeni devlete gerekli bütün merkezîleşme ile çarpılacaktı. Ve bu nedenle, hürriyet dostu olan biz anarşistleri, kendimize mübalağalı bir şekilde mücâdele etmeyi teklif ediyoruz. Böylece, söylenenin aksine, eşitlik esnasında bile hürriyetten korkmak içun mükemmel bir sebeb var; hakikî hürriyetin yani anarşinin olduğu yerde eşitlikten korkmak içun hiçbir gerekçe olmamasına rağmen.

Nihâyet, anarşi ve komünizm, birarada bulunmak içun ulumaktan uzak olarak, birarada bulunmamaktan dolayı uluyacaklardı zira, hürriyet ve eşitliğin eşanlamlıları olan bu iki terim, inqılabın elzem ve bölünmez terimleridir.

İdeal devrimcimiz çok sâdedir, gözle görülür: bütün seleflerimizinki gibi, bu iki terimden mürekkebdir: Hürriyet ve eşitlik. Yalnızca küçük bir fark var. Bütün zamanların her çeşit reaksiyonerinin, hürriyet ve eşitlikten bir şeyler devşirdiğini-apardığını gözönüne alarak, bu iki terimin yanına, tam değerlerinin ifâdesini koymakla mükellefiz. Bu iki değerli akça, o kadar sıklıkla çarpıtılmışlardır ki, artık nihâyet elimizde onların gerçek değerlerini elimizde bulundurup ölçebiliyoruz. O hâlde, bu iki terimin yanlarına, anarşi ve komünizmi yerleştiriyoruz: ‘Hürriyeti istiyoruz yani anarşiyi, ve eşitliği istiyoruz yani komünizmi ‘.

Anarşi, günümüzde, saldırıdır, her türden otoriteye, her devlete karşı savaştır. Müstaqbel toplumda, anarşi, savunma, her türden otoritenin, iktidarın, devletin yeniden tesisinin engellenmesi olacaktır: serbestçe ve ihtiyaçlarının, zevklerinin ve sempatilerinin itkisi altındaki ferdin dopdolu ve tam hürriyeti grup veya birlik dahillinde diğer ferdlerinkiyle birleşir; komün veya mahalle içindeki diğerleriyle federe olan birliğin hür gelişimi; bölgede federe olan komünlerin hür gelişimi; ülkedeki bölgelerin hür gelişimi; beşeriyeti teşkil eden milletlerin hür gelişimi.

Komünizm, ideal devrimcimizin ikinci noktasıdır. Güncel mânâda, komünizm hâlâ daha daha saldırı mânâsı taşımaktadır; bu, otoritenin imhâsı değil ve fakat bütün insanlık adına variyetin, yerküre üzerinde bulunan bütün zenginliklerin alınmasıdır. Gelecek toplumda, komünizm, bütün insanlar içun ve ‘Herkesten kabiliyetlerine göre ve herkese ihtiyaçlarına göre’ ilkesine nazaran varolan bütün zenginliğin mutluluğu olacaktır yani, ‘Herkesten ve herkese irâdesince’.

Belirtmek gerekir ki, – ve bu, hususiyetle, rakibimiz olan otoriter ve devletçi (etatist) komünistlere cevab oluyor- variyetin alınması (ele geçirilmesi) ve varolan bütün zenginliğin keyfi-mutluluğu, bize göre, halkın kendisinin işi olmalıdır. Halk, beşeriyet, zenginliği yakalamakta ve onu ellerinde tutmakta kabiliyetli ferdler olmamaları hasebiyle, bir hakikattir ki, bu nedenle bir yöneticiler (güdücüler), temsilciler ve ortak zenginliği muhafaza edecek emin depocular (dépositaires) sınıfı gerekir. Fakat, biz bu fikri paylaşmıyoruz. Aracılar ve en nihâyetinde yalnızca kendilerini temsil eden temsilciler yok! Eşitlik ve hürriyet aracıları yok! yeni hühümet (idâre) yok, halkçı veya demokrat, devrimci veya geçici (provisoire) yeni devlet yok. Müşterek zenginlik bütün yeryüzüne yayılmış olduğundan, hepsi, bütün insanlığa aid olduğundan, bu zenginliğin yükü üzerlerinde olanlar ve faidelenmek noktasında değerlendirenler, bundan müşterek olarak yararlanacaklar.

Falanca ülkenin insanları yeryüzünden, makinelerden, atelyelerden, evlerden vs. Müşterek olarak faidelenecek. Fakat eğer, Pekin’de ikâmet eden birisi bu falanca ülkeye gelirse, diğerleriyle aynı haklara sahib olacaktır; o da, diğerleri gibi ülkenin bütün zenginliklerinden eşit yararlanma hakkının keyfine varacaktır, aynı Pekin’de olduğu gibi. Demek ki, anarşistleri, korporasyonlar (meslekî gruplaşmalar, cemaat birleşmeleri) mülkiyetini kurmak (inşâ etmek) isteyen kimseler olarak sunan hatib yanılmaktadır.

Bir devleti yıkıp yerine bir sürü küçük devlet kurmak gibi, tek başlı bir canavarı öldürüp ondan 1000 başlı canavar çıkarmak gibi!

Hayır: Bunu söyledik, ve tekrar etmeye devam edeceğiz: En sonunda gerçek efendilere dönüşmeleri kaçınılmaz olan aracılar yok, arabulucular yok, zarurî hizmetçiler yok: Varolan bütün zenginliğin direkt olarak halkın kendisi tarafından alınmasını, güçlü ellerinde muhafaza edilmesini ve bizzat kendisinin ondan keyf alma yöntemini belirlemesini-ister üretim ister tüketim- istiyoruz.

Bize sual ediliyor: Komünizm uygulanabilir mi?

Herkese gönüllerince alma hakkı gereğince vermemiz içun yeteri kadar ürünümüz olacak mı?

Cevab veriyoruz: Evet. Kat’iyetle, bu prensip tatbik edilebilecek: Herkesten ve herkese, irâdelerine (gönüllerine) göre, çünkü, gelecek toplumda, üretim o bereketli (aşırı) olacak ki, ne tüketimi kısıtlamak içun en ufak bir ihtiyaç olacak ne de, insanlardan yapabileceklerinden veya istediklerinden daha fazla eser-emek üretmeleri taleb edilecek. Bu devasâ üretim artışı ki, hâlâ bugün bile sebebi hakkında bir fikir belirtemiyoruz, onu provoke eden sebeblerin incelenmesiyle tasavvur edilebilir. Bu sebebler 3 esasa indirgenebilir:

  1. Beşerî etkinliğin muhtelif branşlardaki işbirliği ahengi
  2. Her türden makinelerin sisteme dahil olması.
  3. Zararlı veya yararsız üretimin baskısıyla gerçekleşen iş güçlerinin, iş araçlarının ve hammaddelerin şayan-ı dikkat ekonomisi.

Bilimsel Komünizm Açısından Anarşizm Nedir?

Bilimsel Komünizm zâviyesinden Anarşizm, küçük-burjuva karakterli bir sosyo-politik trenddir. Temel prensibi, bir baskı organı olarak algılanan devletin ve umumî mânâda bütün siyâsî erkin reddidir. Modern Anarşizm’in karakteristik özellikleri, burjuva demokrasisinin çerçevesi dahilinde siyâsî mücâdelenin reddi ve proletarya diktatörlüğü ihtiyacının inkârıdır. Lenin şöyle der: ‘Anarşizm, burjuvazi nizâmından proletarya nizâmına geçiş periyodunda devleti ve devlet ikitdarı ihtiyacını inkâr eder’ (Toplu Eserler, Cild 24, sahife 49). Anarşizm-küçük burjuvazi katmanlarının ve (onunla) hemfikir olan entelijansiyanın-bakış açısındanö özellikle 17-18. asırlardaki burjuva devrimlerinden sonra, hususî bir düşünce olarak zuhur etti. Eşitliğin, kapitalizm iktidarındaki açık, net ve kategorik karakterini ortaya koyarak, burjuva demokrasisini ve burjuva devleti, hususiyetle bireyi fethetmeyi öngören otoritarianizm temâyülü nedeniyle tenkid ederek, Ütopyacı Sosyalizm’e yaklaştı. Sosyal Ütopyacılığın bir formu olarak ve burjuva baskı toplumundan hakikî insan hürriyetinin varolacağı topluma doğru her türlü geçiş evresini inkâr ederek devletsiz hayat yolu fikrini benimsedi.

Prensip olarak, Marksistler’le Anarşistler arasındaki arasındaki fark ilk defâ Lenin tarafından tesbit edilir: ‘Sabık olan, devletin büsbütün ilgâsını arzu ederken, gördü ki, bu gâyeye ancak sınıflar, (devletin kurutulmasına öncülük eden) sosyalist devrimle ortadan kalktıktan sonra ulaşılabilir. Sonraki, devleti bir gecede tamâmen ilgâ etmek istiyor, devletin hangi şartlar altında ilgâ edilebileceğini anlamadan’. (Lenin, Toplu Eserler, cild 25, sahife 489).

Devlet aygıtının imhâsında ısrar etmekle anarşistler, proletaryanın onu neyle replase edeceği ve bir sonrakinin, devrimci iktidarını nasıl konusunda net bir fikir sahibi olmamaktadırlar; devrimci proletaryanın devlet gücünü kullanması gerekliliğini ve proletaryayı, burjuva devleti kullanarak, devrim için hazırlamanın lüzumunu bile inkâr ediyorlar.

Teorik ifâdesiyle, Anarşizm eklektiktir (Seçkincidir). Muhtelif öncüleri, teorik yapılarını Hegel’in bazı fikirleri, değişik pozitivist teoriler hattâ Marksizm üzerine inşâ etmeyi denediler. Anarşizm’in bazı ideologları, teoriye karşı hürmetkâr olmadılar hattâ yıkıcı davrandılar.

Anarşizm’in kat’î ve tam bir ortaya konuşu, 1840’ların Alman küçük-burjuva radikali Max Stirner’le olmuştur. Stirner, hürriyetin sosyal nizâmının yalnızca hür ferdlerle kazanılabileceğini iddia eder. İndividualizm’den (Ferdçilik, bireycilik) yola çıkarak, hem devleti hem de cemiyetin sosyalist dönüşümünü inkâr eder.

Aşağı yukarı aynı dönemde, Anarşizm fikirleri, Fransız küçük-burjuva sosyalisti Pierre J. Proudhon tarafından ileri sürülmeye başlamıştı. Proudhon, Anarşizm terimini siyâsî terminolojiye sokmuştur. Proudhon da, aynı Stirner gibi, devleti sınıf baskısının bir âleti olarak görmekle kalmaz ve fakat yeni bir toplum inşâ etmek için merkezîyetçiliğin ehemmiyetini öngören sosyalist değerlendirmeye de karşı çıkar. Aynı zamanda, Stirner’e mugayyiren, geleceğin toplumunu, hizmet değişimleri ve küçük mülk sahibleri arasındaki akid temeline oturtur. Bu cümleden olarak, Proudhon’un hususî küçük burjuva ütopyacılığı-mutualısm (mütekâbiliyetçilik: Mütekâbil faideler sistemi) formu ortaya çıkar. Bu, ‘cemaat-mülk sentezi’, özel mülk sahibleri tarafından istihsal edilen ürünlerin eşit sahibliği ve âdil değişimi biçiminde idealize edilen küçük-burjuva anlayışından başka bir şey değildir.

Engels’e göre, ‘Bakunin’in kendine has teorisi, Proudhonism’in ve Komünizm’in bir ortalamasıdır. Sabık olanı alakâdar edenin ana noktası, sermâyeyi gözönüne almamaktır; sosyal gelişmeden neşet eden, kapitalistler’le işçiler arasındaki sınıf antagonizmi (zıddiyet ve rekâbeti) (mevcuddur) fakat en mühim şeytan olarak devlet ilgâ edilmelidir

Anarşistler, devrimcilerin siyâsî parti örgütleme ihtiyaçlarını inkâr ederler; fakat aslında, kendilerini yöneten bazı merkezlerin direktifiyle partileşirler ve yönlerini diktatörlüğe çevirirler. Böylelikle, Anarşizm vechesini anti-demokratik otoritarianizm’e ve hattâ kışla komünizmi’ne çevirmiştir (Marx, Engels, Lenin, Anarşizm ve Anarko-sendikalizm, sahife 119).

Rus hürriyet hareketinde, Anarşizm fikri büyük bir taban bulamadı ve zarara yol açtı; Lenin, ‘Narodnizm (Popülist Komünizm) kendini asla anarşizm’den ayırmadı. Anarşizm’in 1917 Ekim Devrimi ve 1918-20 İç Savaşı’nda sırasında bir varoluşu bahs konusudur ki, bu periyodda karşı-devrimci trendde yer alarak dejenere olmuştur’ der.

Modern Anarşizm ağırlıklı olarak Neo-Troçkizm temelinde faaliyet göstermektedir.

EK:

Anarko-Sendikalizm, Devrimci Sendikalizm Dahilinde Çözünebilir midir?

Komünist Anarşist Grup

Errico Malatesta

21. asrın şafağında, büyük devrimci kavga (mücâdele) sendika sorununun etrafında dönmektedir.

Fâsılasız olarak yeniden başlayan 100 senelik kavgalar, sendikanın mevcud ve müstaqbel siyâsî hayatta alabileceği rolü ve yeri üzerinde ortak temeller tesis etmeye kâfî gelmediler.

Bu broşür, hiçbir hâlde, bu mes’ele üzerinde değişik düşünce akımlarının takdimi olmak temâyülü içinde değildir. Enrico Malatesta’nın, 1907’deki Amsterdam Kongresi’ndeki gibi, oldukça eski olan konumlanmaları kesin ve farklı bir biçimde yeniden formüle eden bir kısımdır.

Burada ne hakikat ne tarihî sentez bulacaksınız. Bu, tam bir ılımlılık dahilinde, bizi, dıştalanması mümkün olmayan ve devrimci düşüncenin evriminin akışını önemli ölçüde değiştirmeye matuf dikkatli incelemelere sevkeden bir fikir mes’elesidir.

İdeal istiqbalimizde ferdlerin yeri, bizim için, otoritarizm’e karşı kavgada temel bir sorun olarak kalmaktadır. Günümüze kadar birçok peygamber ve şef namzedini fantazma (sanrı) hâline getiren kitle konsepti, bizi her zaman, terörü ve vahşîlği maskeleyerek, hoş bir mırıltı (monotonisi-yeksenâklığı) dahilinde beşikte salladı.

Faşist, komünist, parlamentarist ve sendikalist düşünceleri kateden ortak nokta esas olarak evrensel meşruluk düşüncesinde yatıyor: Herşeyin iyiliği, herkes tarafından tanınması gereken tek bir fikirden, yani (hakikâten de) idolatri hâline gelmiş (putlaşmış) bir fikirden geçiyor. Demek ki, onu reddeden kişi, en kısa zamanda kendisinden kurtulunması gereken bir karşı-devrimci, bir parazit, bir işbirlikçi veya her türlü zararlılardan biri olarak tanımlanacaktır.

Biz, yalnızca kendi özgürlükleri için kavga yürütmeyi düşünen bir anarşistler bölümünü oluşturuyoruz ve bunların özgür bir dünyaya ulaşacağını düşünüyoruz. Ayrıca, temel olarak hiçbirşeyde birbirimize benzemediğimizi ve yalnızca farklılıklarımızın yeni bir sosyal örgütlenmenin temelini oluşturacağını düşünüyoruz.

Bizim için, eşitlik bir öksedir; cemaatin yüksek ihtiyaç fikrini geliştiren sosyal ve iktisadî yapılar sinelerimizde sâdece sözcüler, organizatörlerler, temsilciler, nihâyet maymun kılıklı varlıklar oluşturma amacını güden bir yanıltmadır. Bunlar bizim müstaqbel idârecilerimizdir.

Kaynak: H.A. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv makalelerimizde yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında makalelerini yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!