Coyotte ve Skilia (Sıkıntılı Eser) – IV

369

Hayatın başladığı yerde empresyonizm illâki mevcuddur. İzlenimcilik biçiminde terceme etmek yeter mi?  Sanmam. Fırtına’dan bilinir ki, izlenimcilik olamaz. Nasıl bir duygudur leylakların adı geçse, burnunun direği sızlamak. Kokusunu almak, rengine bürünmek.

Nostalji: Nοσταλγία (Nostalgîa). Νοστος (Nostos): Geçmiş, Mâzi – Αλγία (Algîa): Ağrıma, sızlama. Geçmiş ağrısı, geçmişe duyulan özlem. İştâk-ı Mâzi, Sıla hasreti.

Nostalgîa. Bende leylâk. Ben de leylâk.  

Acer: Canlı, diri. Celer: hızlı, sür’atli. Acceleration: İvme. İvme ; Hızın hızı.

Fortis: Cesur, gravis: ağır, ciddî. Fransizlar, çok ciddî ve ağır bir durumu ifâde ederken ‘C’est grave, diyorlar. Herşeyin müdhiş ivmelendiği ve artık, pasif ve hafif kavramlar yerine iri ve dinamik kavramların revaçta olduğu bir dönemdeyiz. Bu kavramları doğru anlayamayan düşer. Hareket kâbiliyetini kaybeder. Düştün mü, Allah esirgesin, ayağa kalkman çok zor. Herkes üstünden geçer de, darmadağın olsun, parçanı bulamazlar. Mutlaka hareket hâlinde olmak gerekiyor. Denge ile hareket birlikte ve ivme şart. Hızın hızı. Tek başına hız bile yetmiyor; hızın da hızına erişmek mukadder. Tersi; yandı gülüm keten helva. Hayatın ivme kazandığı planda duruyoruz ve zemin ıslaktır. Kaygan diyenler de var. O kaygan zeminde kadavralaşmak kader olmaktadır. Etlerini solucanlar yer. Orada, farklı sıfatların tasallutu ve telaffuzu altındayız: Maigre, malade, mal, misérable gibi, zayıf, hasta, kötü ve sefil. Aman dikkat, fikrin zamanı gelmiş ve bizzât biz, o fikrin sahibleri, kendi kendimize o fikrin önünde durmayalım. Kadavralaşırız.

Roma Cumhuriyeti’nde bazı kurumlar.

Cvilisation: Les instances gouvernementales sous la République.

Comice : Assembléé (Meclis).

Comices Curiates : Dînî Meclisler. Dîn işlerine bakarlar.

Comices Centuriates : Servetlerine nazaran beş sosyal sınıfa ayrılan yurttaşlar meclisi. Bu meclis yüksek idârecileri seçer.

Consul: Devlet başkanı. İmperium’a (En üst iktidâr makamı) bağlıdır. Yani aslında imperium’dur. İmperialiste kavramı buradan mülhem. Roma’nın hediyesidir, kurumsal olarak. Emperyalizm Roma’dır, Romalı’dır. Kurumlaşarak ete kemiğe büründüğü yerdir Roma. Tous les Chemins menent à Rome: Her yol Roma’ya çıkar. Her yolun imperium’a çıktığı görülüyor. Şimdi İmperium, New York’tadır. Yarın, başka bir yere gidebilir. Şarka doğru, gitmemesi için karşısına dikilecek FİKİR Asya ile Avrupa’nın birleştiği ve ayrıldığı yerdedir.  Kadavralar da orada, Şarihler de.

Bu meclis hayat hakkı ve ölüm kararı da verir. Aralarında savaş kararının da bulunduğu bazı yasaları çıkarır.

Comices Tributes: Bütün Yurttaşlar Meclisi. Aşağı kademe idârecileri seçer ve yerel kanunları oylayıp onaylar.

İdâreciler:

Cursus Honorum: Şeref, onur makamı.

Questor: Hazinedâr.

Edile: Belediye başkanı

Préteur: Hâkim

Consul: Devlet Başkanı.

Diğer idâreler :

Censor : Servetlerine göre yurttaş listelerini oluştururlar. Cens. Servet.

Senato : Eski idârecilerden müteşekkildir. 300-900 yesi vardır. Censorlar tarafından tavsiye edilirler ve prensip olarak hayat boyu vazifede kalırlar. Devlet bütçesini idâre ederler ve savaş ya da barışa karar verirler.

Ars longa Vita Brevis : Hayat kısa san’at uzundur.

Ve, Casus Belli: Savaş İlânı, savaş hâli.

Casus Belli diyebilmek için hangi kişisel özellikler gerektiğini bilmek ve onları taşımak gerekiyor. Caesar Iulius’a bakılabilir:

Caesar armorum et equitandi peritissimus, laboris ultra fidem patiens erat. Longissimas vias incredibili celeritate confecit. İn obeundis expeditionibus dubium cautior an audentior.

Meâlen;

Sezar silahları kullanma ve at binme konusunda çok becerikliydi: Ağır işlerdeki direnci inanılması zor düzeydeydi. İnanılmaz bir hızla çok uzun etapları gerçekleştirirdi. Talimleri esnâsında, eğer çok daha dikkatli ve muhteris ise, şübhe etmek gerekirdi.

Demek ki, Sezar çok dirençli, iyi at biniyor, iyi silah kullanıyor, ağır işlerin altından inanılması zor bir ustalıkla kalkıyor, çok sür’atli, çok dikkatli ve muhteris, hırslı. Sür’at felâketti(r). Hayır ve yanlış, doğru yer ve zamanda sür’at felâket olmadığı gibi olmazsa olmaz bir değerdir. Sür’at hayatın ivmelendiği yerde, vehim atına binebilmek ve onu yelelerinden yakalayarak istediğin yere sürebilmektir. Sür’at, vehmin kontrolü ve onun üzerindeki tahakküm gücünün adı oluyor. İvme ise vehim atının maximum enerjisine egemen ve sahib olmayı anlatıyor. De te fabula narratur: Anlatılan senin hikâyendir. Anlatılanlar bizim hikâyemiz ve doğal olarak herkesin hikâyesi. Casus Belli diyebilmek için Caesar olabilmek şart. Fakat, Kleopatra’ya dikkat, Caesar’ı öldüren Brutus ne ki? Brutus,’brutal’dir, kaba saba, inceliksiz, akılsız bir vassal. Caesar’ın korktuğu ve rahatsız olduğu Brutus olamaz, Brutus basit bir hâin olarak sahnede rolünü oynar, oynatılır. Caesar’ın miâdı dolduğu için birileri ona bıçak çekecekti. Tedâvülden kalkmak zorundaydı, kalktı. Ancak, Caesar, Mısır’da yani Şark’ta bitti. Kleopatra’nın aşkı Caesar’ı bitirdi. Kâtil’in adı Brutus değil Kleopatra, Patralı Kadın olmaktadır. Bıçak Kleopatra, bıçağı sokan Brutus. Ben, bıçaktan korkarım, bıçağı saplayandan ziyâde. Casus Belli, Sezar’dır, Sezar’ın dirâyeti. Sezar’a karşı ilân edilen Casus Belli ise kadın’ın dirâyetidir, Kleopatra Sezar’dan daha kudretlidir ve öldürür. Casus Belli, Caesar’da olmayanı da gerektirir; Aşkla yanıp tutuştuğun, adına şiirler düzebildiğin bir dilberi, bir alagözü, bir cins-i latifi, bir deli maşukâyı gözünü kırpmadan kurban edebilmek. Ne adına? Galibiyet adına. Zafer adına ve tarihîlik adına. İdeoloji’yi de ekle. Hegemonya’yı da.

Tarihte ve Uthmanlı’da var. Hançer’in en keskini ve tarihin en büyük âşıklarından birinin adı Yavuz oluyor. Hicâz’a giderken kendisine, ’savaşa gitme, yanımda kal’ diyen ve çok sevdiği kadının yüreğindedir artık hançer. Yavuz unutmak zorundadır, hayatta bırakırsa savaşı kaybedecektir. Savaş hayat olmaktadır ve önündeki en mühîm engelin adı kadın. En sevilen aslında en kâtil pelerini içindedir. En kâtil, en kaybettirendir. Hançerin iki tarafı gibi, iki gırtlak, iki boğaz arasında ve ikisine çok yakın biryerlerde duruş. Hayat orada buz mavisi ve kan kırmızısıdır. Kayser savaşa yürürken hep buz mavisi giyer, kuşanır, hançeri buz mavisidir. Basıp geçtiği yerde önce âl kanlarla kaplı bir elbise ve teni kızıl bir yâr vardır. İhtirasın olmadığı yerde Casus Belli yoktur. Modern dönemin ihtirası çok amatör ve çok kifâyetsizdir. İhtiras, Casus Belli’nin anahtarlarından biri belki de en mühîmidir. Casus Belli, latif bir bedeni zerre kadar çelişki hissetmeden çiğneyebilmek ve esâs latif bedenini en yağız atlara bindirerek uçup gitmek, esip gürleyebilmektir. Ruh, Vehim gadanasına binmedikten kelli, beyaz tenli kadının ne faidesi olabilir? Caesar’ın kaybettiği yer burası. Çiğneyemediği kadın! ve kadın onu tepeleyebilmiştir. Kadın, dünyâ ve semâlarında dolaşan savaş kararı’dır. Belâ’nın en büyüğüdür. 

Peki Casus Belli böyle de, Ars Longa ne hâlde?

San’at uzundur, San’at en ince, kalemden de ince, keskin, alımlı, hoş, güzel ve kadın, yani yine kâtil. Kâtil olduğu için ömrü uzundur ve hattâ sonsuz. Denklemde, ‘vita brevis’tir. Aslında kısa olan hayat sıradan adamların, ordiner varlıkların hayatıdır. Büyükler hayatları da uzun olanlardır. Denklemde ’kısa’ olan taraf niye o duruma düşümüştür. Onu kısaltan nedir? Cevabı denklemin içinde buluyoruz, ’Ars Longa’. Kısa’ya yol açan, kısaltan yani, uzun olandır. Uzadıkça uzayandır. San’at birşeyleri kısaltıyorsa orada başvurulan bir silah (kesici âlet) olmalıdır. San’at insandır ve insan eşitlikçi olamaz, demokrat falan hiç. Kendini uzatmak zorundadır ve bunu yaparken hâliyle başkalarını kısaltacaktır. En keskin ve en rafine neşter san’at oluyor ve insanın en fazla uzayabildiği methoddur. O uzun şeridin üzerinde ise, kısaların canhıraş çığlıkları ve safra, kan ve salya izleri vardır. Sanki o bandın üzerinde akılalmaz mücâdeleler ve boğuşmalar yaşanmış ve ortalık birbirine girmiştir. Girmiştir; san’at ruhundan çıkardığı bisturiyle ’kısa’lara ayırmış, parçalamış ve lime lime etmiştir. Kara gözlü, sürveyan, sağır ve dilsiz, cânî bir san’at perisi şuurların üzerinde sürekli keşif uçuşu yapar. San’at ajandır, istihbaratçıdır ve sayısız muhbir çalıştırır maiyetinde. Egemendir ve dayatmacıdır. Ölmez, ölümsüzdür. Bıçağı şahdamarımıza dayalıdır. Tedhişçidir, saldırgandır ve korku salar. Kısaların altından kalkacağı bir iş değildir. Eğer direnmekten söz edilecekse san’ata Casus Belli’nin kumandanlık makamına oturtulacak irâde san’atın üzerinde olabilmeli ve ‘Ars Brevis’e dönüştürebilmelidir. Var mıdır, böyle bir irâde? Olmalıdır. Arayıp bulmak gerekiyor. Tarihini en büyük devrimi San’atı katletmek, san’ata kılıç çekmek ve san’atı boğazlamak suretiyle kısaltıp dumura uğratmaktır. Kadük olmalıdır. Kısaların lânetinin temsili makamında bir müntaqîm gibi durmak. San’ata dikilmek…

Primus inter pares, yani eşitler arasında birinci. Hayatın başladığı ve ivmelendiği yerde eşitler arasında birinci olmak önemlidir. Bu sâyededir ki, zaman içinde ön açıcı faaliyetler sıkıntılar olmadan yürüyebilsin. Örgütün, organizasyonun, emeğin ve alınterinin ehemmiyetine sürekli vurgu yapıyorum. Sıkı bir organizasyon olmalı ki, meyveleri yenebilir cinsten olsun. Maalesef ve mateessüf, yurdumda ‘örgüt’ kavramı, kendisinden en çok korkulan kavramlar arasında en üst sıradadır ve yığınlar bu kavramdan fenâ hâlde tırsmaktadır. Yığınları bir kenara bırakalım, kendilerini mürekkebi yalamaktan öte kana kana içmiş zümresinden görenlerde dahi bu kaygı şiddetle masiftir. Yaşar Kemal, ünlü edebiyatçı, Kürt olduğunu söyleyebilmekten erinmekte, utanmakta, çekinmekte ve korkmaktadır. Belki de şabbataisttir. Türkiye’de Jean Paul Sartre olmadığını söylemek doğru zira Sartre, De Gaulle’e, ‘Sartre Fransa’dır’ dedirtebilmiş bir yahudî’dir. Yahya Paul (Sartre) Fransa’yı Cezâyir’deki katli’âmlarından ve işgâlciliğinden ve sömürgeciliğinden dolayı en sıcak günlerde mahkûm etmiş ve Paris’i ayağa kaldırabilmiştir. Sartre, kelimenin tam anlamıyla ‘AYDIN’dır ve dahi münevverdir. Fransa’da bir milyon adam Sartre’ın arkasından yürümüş, kendi devletlerinin pratiğini sorgulamış ve yargılamış, nihâyet Fransa Cezâyir’den çekilmiştir. Fransa, Cezâyir’de ‘L’Etranger’dir, yabancı, ve Albert Camus bu gerçekliği ‘Yabancı’da çok açık olarak ortaya koyar. Existencialisme (Varoluşçuluk) Sartre’dır. Sartre, Fransa’da ve dünyânın heryerinde varolabilmiştir. ‘Bulantı’sını dile getirebilmiştir. Orada Jeanne d’Arc da bir kahramandır. Direnmiş ve sonuç almıştır, bedeli hayatıdır. San’at hayat fedâ etmeyi de gerektirmektedir ve Ortadoğu hayat vermektedir. Ortadoğu kahramandır. Ortadoğu’da kahramanlık ve ihânet içiçe yürür, Kürt coğrafyasında da böyle; Kserkses ile Arpagos’da çok belirgindir bu.

Yaşar Kemal – sözde – politik bir varlıktır.Yaşar Kemal, Kürd’dür. Yaşar Kemal, güzel tasvirler yapar ve eserleri birçok lisâna terceme edilmiştir. Yaşar Kemal efsânelerin peşinden koşmuştur, kendinde bulunmayanı bulmak için. Orhan Pamuk, Yaşar Kemal’den çok daha dürüst olabilmiştir. Şabbataist’tir, arkasında ABD, AB ve yahudî güç olsa da yakıcı sorunları dile getirebilmiştir. Benim karşımdaki cebhedendir fakat burjuva ahlâkına sahibdir. Alev Alatlı kalem sahibidir fakat TRT’nda vazifelidir. O hâlde devlet, Alev Alatlı’dan çekinmemektedir. Hattâ, on görev verecek kadar kendine yakın hissetmektedir. Kalemini inkâr etmeden Alatlı’yı ’cultivée’, ’diplômée’ mais pas grand chef olarak tanıyorum. Bunlar ve birçok diğeri için ’primus inter pares’ tartışması sözkonusu değildir. Başka deyimler var; Ascinus ascinus frekat (eşek eşeği kaşır), manu militari (askerî kuvvete dayalı) ve Margueritas ante porcos (domuzların önünde inciler) gibi.

Latince, superlatif relatif’le (göreli en yüksek), ’superlatif absolu’ (mutlak en yüksek) formasyonu arasında fark gözetmez. Örn: Caesar peritissimus est. Bu deyimden; Caesar’ın en becerikli olduğunu anlayabilip, superlatif relatif diyebiliriz zira, bu cümlenin ardından bir tümleç getirdiğimizde, ‘bütün şefler arasında’ gibi, Caesar’ın becerikliliği verili bir gruba nazarandır. Görelidir çünki diğer şefler üzerinde bir araştırma yoktur. O hâlde Caesar, üzerinde araştırma yapılmamışların arasında en becerikli olmaktadır. Caesar peritissimus est cümlesi aynı zamanda ‘Superlatif Absolu’dür; mutlak en yüksek. Burada, Caesar’ın becerikliliği herhangi bir kimseyle veya birşeyle kıyaslanmamaktadır, mukâyese yoktur. O nedenle, bu şef en beceriklisidir. Mütefekkir ‘superlatif absolu’dür (mutlak en yüksek). Bu anlamda kıyaslamaya mahal bulunmamaktadır. 

Anlatmaktan bıkmam, hayatın yüksek ivmeli bir dönemindeyiz.

Doktor cıwanım…

Doctus : Âlim, bilgin.

Doct- : Kök, radikal kavram olarak ilm.

Doct-ior: Kıyaslama olarak; ilm, daha ilimli, daha bilgin.

Doct-ius: Zarf olarak; daha bilgince, daha ilimlice.

Doct-issim-us: En bilgili, çok bilgili, en bilgin, çok bilgin.

Doct-issim-e: En bilgin olarak, en âlimce.

Tam doctus: aynı zamanda bilgin.

Tam docte: aynı zamanda bilgince

Doctus, doktor hekim değildir. Hekim doktor olabilir, doktordur. Hekim bilgin olmayabilir, hekim bilgindir.

Yanlış kullanım şudur: Medecin, Artz, İatros, Tabib kelimelerinin sinonimi (eşanlamlısı) ‘doktor’ değildir, arzederim.

Her disiplinin ‘doktor’u olabilir, sâdece hekimlik sahasına özgü değildir. Ziraat doktoru, hukuk doktoru, orman doktoru vs. Tıbb Doktoru’na genel olarak ‘doktor’ deme alışkanlığı bize özgü bir gelenektir. Doğrusu, hekim, tabib, sağaltman, atasagun vs…

Bonus: İyi, Melior: Daha iyi, Optimus: En iyi.

Malus: Kötü, Pejor: Daha kötü, pessimus: En kötü

Magnus: Büyük, Major: Daha büyük, Maximus: En büyük. Örnek (Musculus Gluteus Maximus: En büyük kalça kası ve aynı zamanda vücûdun da en büyük kası)

Parvus: Küçük, Minor: Daha küçük, Minimus: En küçük. Örnek: Digitus Minimus (En küçük parmak, serçe parmağı).

Multi: Çok, Plures: Daha çok, Plurimi: En çok.

 

Domus et İnsulae;

Domus: Ev, hâne. Roma evi taştandır, hafif ovaldir, Etrüsq etkisi altındadır. Diktörtgen bir gün plandır ve tamamen içe dönüktür. Dışa dönük tek açılımı giriş kapısıdır. Tek katlıdır. Bir merkezîavlu (Atrium) bulunur ki, çift saçaklı bir damla örtülüdür ve bu damın ortasında karre bir açıklık vardır. Bu açıklık, yağmur sularını toplaya yarayan bir havuza (İmpluvium) müsâade eder. Atrium, hem mutfak hem yemek salonu rolü oynar. Aynı zamanda bir ışık ve su kaynağıdır.

Yatak odaları (cubicula) tek’li bir yapıdadır. Atrium’dan basit bir perdeyle ayrılır. Çok küçüktür ve mobilyadan faqirdir. Elbiseleri yerleştirmek için bir dolap ve ahşab bir karyola ve yatak mevcuddur.

Ev sahibi (dominus) kapalı bir büroda çalışır (tablinum). İ.Ö. 2. asırda Yunan etkisiyle bu evin alanı iki misline çıkmıştır. Eski bölümde, atrium cıvarında, kolonlarla çevrilmiş diktörtgenvarî bir galeri (peristylos) merkez3i bir rol üstlenmiştir. Bu merkezî oluşum ikinci bir atrium oluştururarak iç bir bağçeye açılır ve bu bağçede bir havuz bulunur.

Eski bölüm resmî kabullere rezervedir ve yeni bölüm özel daireleri oluşturur. Aydınlama, cilâlanmış şamdanlarla sağlanır. Yine, yağ kandillerinden de (kandela) yararlanılır.

İnsulae; İnsula: ada. İnsulae: Adalar. Aynı zamanda, bir gayrı menkulü veya bir grup gayrı menkulü de tanımlar, îlot.

Az zengin olanlar veya faqirler birbirleriyle içiçe gayrımenkullerde ikâmet ederler. Bunlara ’insulae’ (adalar) adı verilmektedir. Bu kiremitten binâlar yedi kata kadar ulaşabilirler. Konforsuzdur, su, ısıtma yoktur çok yetersiz bir ışık vardır ve bu ışık merkezî avludan kaynak alır.

Bodrum kat zanaatkârlara veya tüccârlara kiralanır.

Totipotent stem cells

Ne demek? Stem Cells bahsinde, bunların kök hücreler olduğuna değinmiştik. ‘Toti’? Tutti? Hepsi, alayı…Totipotent: Herşeyin potansiyeli olan, hepsine potansiyel teşkil eden, anlamında. İnsan hücreleri, sex (cinsiyet) veyâ germ (tohum: sperm ve yumurta) hücrelerine ve somatik hücrelere (geride kalan vücûd hücreleri) bölünebilir. Sperm hücresi ile yumurta hücresi birleştiklerinde tek hücreden müteşekkil döllenmiş yumurtaya hayat verirler. Bu hücre totipotent’tir. Demek ki, bu hücrenin her türden ve bütün insan hücrelerine yol verdiği (gelişiminin önünü açtığı) söylenebilir. Beyin, karaciğer kan, kalb vs. bütün hücreler ‘totipotent’ hücreden köken almaktadır. Embryonik gelişim sürecinde, İlk birkaç bölünüm totipotent’tir, dört gün sonra hücreler özelleşmeye başlarlar.

Nereden nereye… İki hücreden (sperm ve yumurta) insana… Tam yerine rastgeldi, sperm ve ovum…

Sperma: Σπέρμα (Spêrma): Tohum, Çekirdekçik. Erkek cinsiyet hücresi.

Spermatik: Σπερματικός (Spermatikôs). Spermlere âid olan, sperm taşıyan.

Spermatogenez: Σπερματογωνια (Spermatogοnia). Σπέρμα (Spêrma): Tohum, çekirdekçik, men’i hayvancığı – Γενέοθαι (yenêothe): Oluşmak, kewn. men’i hayvancığı oluşumu, Sperm oluşumu.

Spermatore: Σπερματορηα (Spermatoria). Σπέρμα (Spêrma): Tohum, çekirdekçik – Ρηα (Ria): Ria: Akış, akma. İstemsiz olarak men’i akımı.

Spermatozoon: Σπερματοζωo (Spermatozoo). Σπέρμα (Spêrma): Tohum, çekirdekçik – Ζώο (Zôo): Hayvan. Olgun erkek (Eril) üreme hücresi, sperm hayvancığı.

Ovaryum (Ooforon). Ώάριον (Ôârion) veya Ώόφερουσα (Ôôferusa: Yumurta taşıyıcı). Yumurtalık. Oon: Yumurta + Foro: Taşımak.

Oon: Yumurta, Ovum.

Ovoferektomi (Ooferektomi): Ώάριονεκτομη (Ôârionektomi). Ώάριον (Ôârion): Yumurtalık – Εκτομη (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarmak. Bir ovaryumun (Yumurtalık) cerrahî yöntemlerle çıkarılması.

Ovoforit: Ώάρειτις (Ôâritis). Ώάριον (Ôârion): Yumurtalık – Ειτις (İtis): İltihâbî durum. Ovaryum iltihâbı. Yumurtalık iltihâbı.

Ovoforosalpinjektomi (Ooforosalpinjektomi): Ώόφοροσαλπυγγεκτομη (Ôôforosalpigektomi). Ώάριον (Ôârion): Yumurtalık – Σαλπυγγας (Salpigas): Borazan / Rahiymi yumurtalığa bağlayan tüb. Εκτομh (Ektomi): Cerrahî olarak çıkarma. Bir ovaryumun ve aynı taraftaki Fallop borusunun birlikte cerrahî olarak çıkarılması.

Ovojenez: Ώογένεσις (Ôoyênesis). Ώόν (Ôôn): Yumurta – Γένεσις (Yênesis): Oluşum, tekwin, oluş. Ovaryum’da (Yumurtalık), yumurta üretimi ve şekillendirilmesi.

Ovosit: Ώοκυτος (Ôokitos). Ώόν (Ôôn) veya Ώβεον (Ôveon): Yumurta – Κυτος (Kitos): Hücre, ambar. Yumurta hücresi.

Ovosperm (Oosperm): Ώόσπερμα (Ôôsperma). Ώόν (Ôôn): Yumurta -Σπερμα (Sperma: Tohum, çekirdekçik, men’i hayvancığı. Döllenmiş durumdaki yumurtadaki, yumurta ve spermin birlikte olması hâli.

Ovum+sperm= Döllenmiş, fertilize olmuş yumurta >embryo (cenin, fœtus, cücük)> doğum>insan>ölüm>ayrışma>tabiata hizmet… Kısaca maddî varlığın döngüsü böyle… Ama, maddî varlık, hepsi bu. Hayat mı bu yani? İkra’, bismi rabikellezi halak (Halk eden rabbinin ismiyle oku), Halak-el insane min alak (O, insanı alak’tan, ovosperm’den, halk etti)…

Ve, o insan kâtil oldu, zâlim oldu, haysiyetsiz oldu, namussuz oldu, ahlâksız oldu, kısaca esfel-i sâfilin (sefiller sefili) derekesine düştü…

Ahlâksızlık ve moral erozyon hayata bitişiktir. Buna rağmen insan, hiçbir utanma işâreti belirtmeden, hayatını sürdürür. Yani maddî hayatını. Daha da kötüsü, utanmazlık karşısında nâçârdır. Bunun bir anlamı kölelik olmaktadır ve üst düzey bir köleliktir. Buna rağmen insan, hayatını sürdürmek istemektedir. Oysa, hayat karşısındaki davranışı itibârıyla bakıldığında, en büyük yalancıdır. Hayata karşı müdhiş saygısızdır. Uğruna fırtınalar koparılması şart olan yaşam karşısında bu pratikle, kendi değersizliğini açıkça ortaya koyar.

Oralı bile değildir ve bu durum, büyük bir ahlâqsızlık seviyesini göstermektedir. Morali, kurtuluşçu ve hürriyetçi tarafı olmayan ve yine tedbiri de olmayan bir hayat. Kaybedileceği âşikârdır. Bu durumda, hayatı ciddîye almaktan nasıl bahsedilebilir? Nasıl inandırıcı olunabilir? Ve, nasıl saygı beklenebilir? Zordur…

Emperyalizm ve dünyâ egemenleri yeni bir kavram ortaya koyuyorlar: Terör. Devamla, ’bizim hayattan anladığımızın tam zıddıdır’ diyorlar. İddiâsı budur, nettir. Reformcuların, revizyoncuların, STÖ’nin ifâdeleri de bu yöndedir. Bu hâliyle, insanoğlunun yukarıdaki tezleri ve iddiâları temsil ve kabul etmekten öte bir değeri bulunmamaktadır. Yine o hâlde, insanın bir namus (nomos) ve devrimcilik problemi de yoktur. İddiâsı olmayanın devrimciliği de sorgulanır. Çaba inceliği de olmaz. Böyle (bir) insan hayatı sırtlayamaz, ölüdür. Bu duruma ‘Kadavra Yaşamı’ adını veriyorum. Zombi Yaşamı. Hayatı geliştiremeyen ve yürütemeyen insan, temel sorunun da kaynağıdır.

İnsan kendisini nasıl ve neden örgütlemesi gerektiğini bilmemektedir. Neye karar verdiğinin de farkında değildir. Bu konuda kendini hiç sorgulayamamaktadır. Bu, dostlar alışverişte görsün kâbilinden bir yaşamdır. Bu yaşam değersizdir ve tarihe mâl olamaz, çöplüktür. Aynı (bu) yaşam irâdesizdir, öngörüsüzdür, kör-kütük’tür. Doğuştan yenilgidir.

İdeoloji tam da burada kendi ehemmiyetini göstermektedir. Aynı, bir derwişin sürekli zikr hâlinde olması gibi ân be ân, bıkıp usanmadan ideolojiyi zikr etmek gerekir. Bunun bir başka mânâsı pratik siyâset yapmaktır. Aksi gaflet. İnsanın gafleti çok derindir.

İnsan bu nedenle esfel-i sâfilin noktasındadır. Ve, bu noktadan, bu düşkünlüğün, sefâletin en berbâd olduğu yerden ahsen-i takwim kokusu alamamaktadır. Alması için gerekli şey hayatın ciddîyetini kavramaktır.

Hayatın başladığı yerde hep kadınla uğraşılmıştır. Kadınla ilgili söyleyecek şeyler hiç bitmez. Garib bir kavram: Rahıym. Esirgeyen, koruyan mânâsına. Bir organ ismi. Sâdece kadınlarda mevcud. Tıbb dilinde ’Uterus’ adını veriyoruz.

Υστερα (İstera): Rahim, Uterus. Uterus kelimesi yunanî ’İstera’dan mülhem. Latinî’ye ’Uterus’ biçiminde geçiyor. Yine yunanî’de ’Mitra’ kelimesiyle de karşılanıyor. Dimitra: Di-mitra: Çift rahıym mânâsına. Dimitra: Bereket ilâhesi, Demeter. Üretkenlik, bereket, verim, randıman.

Hâmilelik esnâsında 90 misline çıkıyor. Eğer sâdece rahıym üzerine konuşacak olsaydık, 90 sahifeden fazla yazmamız gerekecekti belki çok daha fazla. RAHIYM üstündür, en üstündür. Kadına yüklenmemiz ki, daha da yüklenebiliriz, rahıym’le ilgili kompleksimizdendir. San’atın ana rahmi olan Ortadoğu, Anadolu ve Mezopotamya’da kadın üstündür, az buz değil. Erkeğin sıkıntısı büyüktür. Bu eser onun için sıkıntılı eser olmaktadır ve kadınla hesablaşırken kendisiylede yüzleşmek ihtiyâcı vardır. Yüzleşmek zor zenaattır. Bir bilge, ’sâdece rahıym dört kerre erkek eder’ diyor. O hâlde, en az dört kerre erkekle yüzleşmemiz lâzım. Bütün kadın zâviyesinden bakarsak belki dörtyüz kerre…

Hamâsetle işimiz yok. Adam gibi yüzleşmekten bahsediyoruz. En büyük ve belki de tek zaafı var kadının: Merâk. Curiosité Mortelle diyor frenk; öldürücü merâk. Üç tane de çok mühîm ve üstün hasleti var: Annelik, şefkât ve esirgeyicilik. Bachofen, ‘Analık Hakkı’nda, analığı bilmeyen sevgiyi bilmez der. Demek ki, külli erkek sevgiyi adam gibi bilmiyor. Şefkâti de yoktur ve o nedenle idâm edip şiddete başvurur, kaba cezâlandırmayı bilir. Esirgemek yerine itaati dayatır. Patriarchal düzen işte kısaca bu. Erkek kâtildir, kadın maktûl. Kadın, elmanın kokusunu duyduğu yerde düşüp ölen kuştur, nadide bir kuş, sırrını ve hikmetini bilemediğimiz. Kadın, san’âttır, san’âta yönelmemizin sebebi bu… Bir alfa kurttur ki, bütün yavruları beslemek için fedaîdir. Yavaş yavaş çıkıyoruz congelateur’den ve dondurucular çağından ilk çıkması gereken ve ısıttığımız kadındır.

Hayatın şekillenmeye başladığı yerde koku ve reng var. Bunlara ’tuhaflık herşeydir’ kalıbını da ekleyebiliriz. Meselâ ’Rum’ (Rom, yunan, elen) bir tuhaflıktır. O kara ve koyu bir düşmandır. Düşmanlık hissinin derinlerinde biryerlerde ‘kompleks’lerin izine rastlıyoruz. Bizim bir Platon’umuz, Aristo’muz, Sokratis’imiz, Zinon’umuz (Xenon), Dimokritos’umuz, Leukippos’umuz, Anaxagoras’ımız, Thalis’imiz, Pythagoras’ımız, Xenofonos’umuz, Porfirias’ımız, Euclides’imiz, Hippocrate’ımız, Galenos’umuz, Herodot’umuz yoktur. Kompleksler tâ oralara kadar ve esâsında daha bile aşağılara kadar gider. Necib Fazıl (Rh.A), Arab Lisânı ve Yunan Aklı’nı iki büyük mucize olarak açıklarken birçok sualin cevabına da imzâ atıyordu. O yunan’dan bugün eser yoktur ve turizm geliridir. O yunan’ın bugün yükselebileceği yer, kendi tarihini ve mucizevî değerlerini çok ucuza sattığı ve çarçur ettiği için, burasıdır, şu ânda bulunduğu yer, daha yukarı çıkması bu koşullarda mümkün değil. Karşısında; Türkiye’nin (Anadolu’nun) geleceği en sefil durum da yine bugünkü durumudur, daha aşağı düşemez zira daha aşağısı vakumdur, çöplüktür, hiçliktir. Birisi tavan diğeri taban yapmıştır ve büyük bir fark göremiyoruz. Antik Yunan’a ve onun geliştirdiği ’mucize’ye ulaşma iddiâsında olduğumuzu ilân etmemize gerek bile yok, O mirâs bizim olacaktır ve hakkını biz vereceğiz. Biz de kim? Megalolar! Biz kırk kişi, birbirimizi bilenler. Onlar da bu seviyeye ve ruha ulaştıkları zaman kendilerini tanıyıp silkinecekler. Onlar? Pou ecoun mia idea!

Onlar ve karşı yakadaki muhatabları. Hayatın başladığı yerlerde düşman olanların bir kısmı. Onların Maria diye tesmiye olunanları vardır ve hayatın başladığı yerde doğuma şâhiddir. Theotokos. Theos: İlâh. Toko: Doğum. İlâhı doğuran. Hz. Meryem’e Orthodoks Hristiyanlar’ın verdiği isimlerden biri. İlâh’ın Annesi anlamında. Maria, doğuma şahâdet etmiştir. Maria’yı, Yunanî Maria şeklinde yazabiliriz. İbrânî-Miriam, Arabî-Meryem. Duldu, hâli vakti yerindeydi, yapayalnız ve içe kapanıktı ama çok asildi. Hâzihî hanımefendiydi, büyücü olmakla suçlanırdı. Maria büyük şâhiddir. Kompleksleri üzerine yoğunlaştırmayı hak etmiyor değildi. Daha orada hayatın hayli zor olacağı âyân beyân ortadaydı ve dahası vardı ve ’İt’s raining cats and dogs’.

Bir sürü şeyin bardaktan boşandığı yerdeyiz. Orada, Ramona da vardı. Zanaatkârlığın ve işlemeciliğin, nakkaşlığın yüzünden okunabildiği bir kadın. Ramona san’attı. Ne alâkası var bilemiyorum fakat, ne zaman Ramona’yı hatırlasam aynı ânda aklıma Âdiyat sûresi’nin Swahili lisânındaki meâli gelir. Aradım, buldum, aktarıyorum :

KWAJİNA LA MWENYEZİ MUNGU MWİNGİ WA REHEMA MWENYE KUREHEMU

1        Naapa kwa farasi wendao mbio wakipumua

2        Na wakitoa moto kwa kupiga kwato zao chini

3        Wakishambulia wakati wa asubuhi

4        Huku wakitimua vumbi

5        Na wakijitoma kati ya kundi

6        Hakika mwanaadamu ni mtovu wa fadhila kwa Mola wake Mlezi!

7        Na hakika yeye mwenyewe bila ya shaka ni shahid wa hayo!

8        Naye hakika bila ya shaka ana nguvu za kupenda mali!

9        Kwani hajui watakapo fufuliwa waliomo makaburini?

10   Na yakakusanywa yaliomo vifuani?

11   Kuwa hakika Mola wao Mlezi siku hiyo bila ya shaka atakuwa na khabari zao wote!

 

Kaynak: H.A. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv makalelerimizde yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında makalelerini yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!