CUMHURİYET EDEBİYATINA TOPLU BAKIŞ – 28 (Mehmet Âkif ve Safahat)

136

Servet-i Fünûn’un hemen ardından ve bu akıma karşı saygılı ifâdeler kullanan Fecr-i Âtî topluluğunu görmekteyiz. Ve bu arada güçlü bir şiir dili kuran Ahmet Haşim’i… Sembolizm’in bu güçlü sesi, devrinin siyasî çalkantılarını bir kenara bırakıp, “altın kuleden kuşlar uçurmuş”, başka bir iklimde Divan edebiyatının gül ve bülbülünü yeniden canlandırmıştır âdeta. Kurduğu şiir dili güçlü olmasına güçlüdür ama, bu yapı için taşıdığı kelimeler, günün ihtiyacına ters düşen bir mahiyettedir. Ondan bugüne kalan, uzun süre direndiği dilde sadeleşme akımı çerçevesinde ve ömrünün sonlarına doğru yazdığı birkaç şiirdir. Tıpkı Yahya Kemâl’in “eski şiirin rüzgârıyla” yazdığı gazel ve şarkıları gibi estetik ifâd­ecisi olsa da, zamanını hasrına alacak çapa erişememiştir.

Bu arada, küfecileri, veremli çocukları, mahalle kahvelerini anlatan Mehmet Âkif’i hatırlamamak olmaz. O; şiiri manzumeye dönüştürmüş, bu manzumelerin içinde zaman zaman çok güçlü pasajlar olsa da genellikle sokaktan çıkamamış, “şairâneliğe” kıymıştır. Zaten bu anlayışını “Süleymaniye Kürsüsü”nde açıkça ilân etmiştir:

 

Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim

İnan ki her ne demişsem, görüpte söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:

Sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek.

 

Yine “Safahat”ın başında okuyucuya seslenirken, şiirleri hakkında “bir yığın söz ki samimiyeti ancak hüneri” diyen Âkif’in “hakikat” anlayışına değinmeden geçmeyeceğiz. Yukarıdaki mısrâlardan anlıyoruz ki, Âkif’in hakikat kavramından anladıkları “görüpte söyledikleri”nden ibaret… Hâlbuki defalarca tekrar ettiğimiz gibi “gerçek” ve “hayat” gördüklerimizle sınırlı değildir. İnsanın hissettiği, onun hayâllerini dolduran, içinde sevinç veya hüzün rüzgârlarının esmesine vesile olan her şey insanla ilgilidir ve geniş mânâsıyla hayatın bir parçasıdır. Dünyamızda kanatları gökkuşağından, bakışları mehtabın ışığından kızlar vardır; yıldızlardan gelen… Vardır, çünkü âşık olan şair ruhlu her delikanlı bunu bilir. Bunu bilir, çünkü sevdikleri kız öyledir. Ve her insan bu tür hisleri az-çok yaşamıştır. Yâni bu tür ifâdelerle dolu olan şiirlerde öyle veya böyle kendi hayatından bir şeyler yakalayabilir. Hakikat ve hayat, Âkif’in sandığı gibi “mahalle kahvesi”nden, sokaktaki manavdan ibaret değildir ki… Hem o mahalle kahvesindeki insanların ve sokaktaki manavın, en azından bir zamanlar aynı hisleri tatmadığını kim iddia edebilir?

Yahya Kemâl’in “Geçmiş Yaz” şiirinden bir misâl:

 

Körfezdeki dalgın suya bir bak göreceksin:

Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;

Mehtab… iri güller… ve senin en güzel aksin…

Velhasıl o rüyâ duruyor yerli yerinde!

 

Şimdi bu şiire nasıl “hayatla alâkası yok, hakikat dışı” diyebiliriz? Dalgın su olması şart değil, her insanın (“körfez” olması da mecburî değil) bir yerlerde görebileceği “geçmiş gecelerinden birisi” vardır. Demek ki geniş mânâsıyla hayatla irtibatlı, insanla ilgili ve gerçek ifâdecisidir “yerli yerinde duran rüyâ”…

Misâlleri zenginleştirelim… Tanpınar’ın “Hatırlama” şiirinden iki mısrâ:

 

Bir masal meyvası gibi paylaştık

Mehtabı, kırılmış dal uçlarından.

 

Gerçekten de mehtab “bir masal meyvası gibi” paylaşılabilir ve bu hakikat dışı bir şey değildir. Mâdemki tasavvur edilirken yaşanıyor; o hâlde insanla ilgili…

Bahsi uzatalım… Ahmet Haşim’in bir şiirinden:

 

Bir gamlı hazanın seherinde

Isrâra ne hacet gene bülbül?

Bil, kalbimizin bahçelerinde

Can verdi senin söylediğin gül.

 

Hangi insanın “kalbinin bahçelerinde” bilmem kaç tane gül can vermemiştir? Hangi birimiz “ürkek bir ceylanın peşine düşmüş bir canavar” olmamışızdır dağlarda? Anlaşılacağı üzere, tasavvur edilen bir şey insanla ilgisiz değildir ve insanla ilgili olan bu şeyler de gerçeğin sınırları dışında görülmez. Fakat şunlar sorulabilir:

“Gül zamanı” ile “harp zamanında” yaşayan iki ayrı insanın “yerli yerinde duran rüyâsı” aynı mıdır; “mehtabı” aynı şekilde mi paylaşırlar ve “kalplerinin bahçelerindeki gül” farksız bir biçimde mi can verir?

Âkif, bu soruyu sormak ve hakikate uygunluğu bu noktada aramak yerine, insan fıtratının ayrılmaz bir parçası olan “hayâli” büsbütün reddetmiş, hakikati zâhirî âlemle sınırlayarak bizzat hakikat adına hakikati zedelemiştir. Türk şiirinin en sefil örneklerini sergileyen ve şairâneliğe düşman olan Orhan Veli nesli, belki de “şairâneliğe düşmanlıklarının” ilhâmını Mehmet Âkif’ten almış olabilirler. Yanlış anlaşılmasın, tabiî ki kalite olarak Âkif onlarla mukayese edilmez. Fakat, sokaktaki adamın meselesini şiire yükselteceği yerde, şiiri sokaktaki adamın yanına indirmiş ve “hüneri samimiyetinden ibaret” bir yığın kuru sözle eserini doldurmuştur. Zaman zaman çok güçlü sesler yakaladığını ise reddetmiyoruz.

Âkif’in çağının sorumluluğunu omuzlamaya talib oluşunu takdirle andığımızı tekrar hatırlatalım. Kendi ifâdesiyle “viranelerin yascısı” olan bu şair, yalnızca içinde yaşadığı viraneyi tasvir etmiş, gördüklerini anlatmış ve tamiratın nasıl olması gerektiğini belirtmiştir. Ama o harabeler arasındaki insanın iç dünyasına inmemiş, ruhların mahrem çizgilerini görmeye yanaşmamıştır. Kan ve gözyaşının ortasındaki bir insanın nasıl âşık olacağı, mehtabı nasıl paylaşacağı, ne şekilde “yerli yerinde duracak bir rüyâ” göreceği, “viranelerin yascısı” olan şairin mısrâlarında yerini bulmalıydı. Böyle bir misyonu hayâlden kopmak ve gördüklerini fotoğraflamak sanan Mehmet Âkif, iç âlemin ufuklarından habersiz yaşamış, kendisinden bekleneni verememiş, yâni zamanını kuşatacak, hasrına alacak ve nizâmlayacak üstün vasıflı sanatçı olamamıştır.

 

Kaynak: H.Y. “Hikâye, Roman ve Şiir Çevresinde Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatına Toplu Bakış” başlıklı henüz yayınlanmamış bir eser çalışmasının bölümler hâlinde naklidir. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv yazılarımızda yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında yazılarını yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!