Ekümenizm İdeali ve Vetiresi Üzerine

177

Herşeyden evvel, Orthodoksi kendisini Hristiyanlığın bir ‘mezhebi’ (Latince Secta, ing; sect, fr; secte, yun; Tagma) veya Hristiyânî bir dogma olarak kabul etmez. O-kendi açısından-Allah yolunun ‘Hakikî Lideri’dir (Hakikî Kilise). Bu zihniyet bağlamında, Orthodoksi’nin (Dosdoğru Kanaat), Ekümenizm’e yaklaşımını belirleyen gereklilik ve sınır şöyle ifâde edilebilir:

1-Orthodoksi, ‘Allah’ın Kilisesi’dir zira ‘Katolik’tir (Katholikos: Genel, herkesi kavrayan-kapsayan, evrensel, yaygın, âlemşumül) ve ‘Apostolik’tir (Apostolikos: Gönderilmiş, vahyedilmiş, irsâl edilmiş). Bu nedenle, Hristiyanlıgın alemşumüllüğünü uygulama planına taşıyacak olan Ekümenizm idealine (ideolojisine) lakayd kalmak mümkün degildir.

2-Allah’ın tek bir Kilise tesis etmiş olması ve bizim de bu Kilise’nin üyesi ve dahi-her ne kadar her birimiz tarafından tam mânâsıyla anlaşılamamış da olsa-İlâhî Hakikat’in muhatabı olmamız hasebiyle, imân mevzu-u bahs oldugunda her türlü platformda bulunuruz. Ekümenik Hareket içindeki temel mes’uliyetimiz, Gerçek Hristiyan Birligi’nin, felsefî tefsirler baglamında, ‘Asgarî Müşterek’ler (Common Minimum) Birligi temelinde degil ve fakat Allah’ın Vahdeti temelinde oldugunu ısrarla işâret etmektir. Allah hiçbir zaman ‘Asgarî’ (Minimum) degil, Hakikat’in tâ kendisidir. Ekümenik Hareket’e iştirâkimizin çerçevesi, Rölativizm’e ihtilafımızdır.

Ekümenik Hareket birçok tarihî evreden geçmiştir. 20. Yy’ın başında birkaç Protestan liderin tekelinde bulundugu sırada, ‘Hayat ve Çalışma-İş’ prensiplerinin tahakkümü altındadır. Bu demektir ki, doktrin’e, kelâm’a, hukuk’a ve ilâhiyyat’a dayalı farklı tefsirler gözardı edilecek ve Hristiyanlar, ‘farklar’ mevcud degilmiş gibi ‘yaşayacak’ ve ‘çalışacak’lar. Çok kısa bir sürede bunun bir ‘Protestan Ùtopyası’ oldugu anlaşıldı. Çünkü, imânlarını ciddiye alan insanlar onu gözardı edemezler ve ‘imân’ları onların birlikte ‘yaşadıkları-yaşayacakları’ temel ilkeleridir. Böylece, ‘İmân ve Emir’ hareketi başladı-başlatıldı ve bu hareket teolojik tartışmayı öne çıkardı. Buna göre, Hristiyan Birligi’ne ‘doktrinal mutabakat’ yoluyla ulaşılmalıydı.

Hareket’in bir sonraki evresi, 1948 yılında Amsterdam’da ‘Dünya Kiliseler Birligi’nin kurulması oldu. Bundan amaç, aktif ve pratik bir ortak çalışma ve teolojik münâzara vasatının oluşturulması ve yüzeyel ve sun’î bir aktivizm (eylemcilik) ve soyutlama ihtimalinin ortadan kaldırılmasıydı. Orthodoks Kilisesi’nin bu harekete katılım amacı da aynıydı. Fakat zaman içinde birçok işi zorlaştırıp yürünemez hâle getirdi. Bunlar arasında en mühimleri şöyle ortaya konabilir:

1-Roma Kilisesi’nin (Vatikan) hareketin içine çok yaygın biçimde girmesi (hareketi ele geçirme temelinde),

2-Protestanizm’in, ‘Yeni İlâhiyyat’ retorigini dayatması. Protestanist yeni ilâhiyyat, Varoluşçuluk (Existensialism) temeli üzerine oturuyor, Hristiyanlar arasında en mühim sorunu teşkil eden ‘doktrinal mevzular’ mes’elesini ihmâl ediyor ve Hristiyânî Birlik’in, sosyal eylem, siyâset ve pratik eylemler üzerinden tesis edilecegini savunuyordu. Bu ilâhiyyat anlayışı, hareketi yeniden ‘Hayat ve Çalışma-İş’ tezinin eksenine oturtuyordu. Bu yönüyle Protestanizm, ‘anti-dogmatik (Nasslar’a muhalif) ve ‘rölativist’tir (izâfîci). [Geçmişte de belirttigimiz üzere Protestanizm, Yahudiligin Hristiyanlıga sapladığı hançerdir yani Yehova’yı yere indirmenin, rölatif kılmanın bir metodu].

3-Kendilerini çok güç şartlar altında (büyük mücadeleler sonucu) ihdas eden, İstanbul ve Moskova Patrikhâneleri gibi bazı Orthodoksi merkezleri, bu tür (Protestan tarzı) bir anlayışın Orthodoks gelenege uymadıgını ve bu ekümenizm teorisini benimsemediklerini, ekümenik hareketin esasında bir müessese olarak ayakta kalabilmesinin günübirlik pratik mücâdeleyle anlam kazanabilecegini ileri sürüyorlardı.

Bu nedenle, Hristiyan Birligi’nin (Hristiyan Hilâfeti) saglanması ‘ütopya’ olmaktan öteye geçemeyecek gibi görünüyor.

Bu noktalar, Orthodokslar açısından, omuzlarına yüklenen ciddi mes’uliyetler olarak algılanmaktadır. Gerek Roman Katolik gerekse de Protestan ideolojinin Orthodokslar açısından oldukça tehlikeli kabulleri mevcuddur. Örnegin, Roman Katolik anlayışın, ‘Papalıgın kurumsal yapısını kabul ettiginiz müddetçe, neye inandıgınız ya da imânınızı nasıl ifâde ettiginiz mühim degildir’ ya da Protestanlıgın, ‘Doktrinler böler, ortak eylem birleştirir’ biçimindeki degerlendirmeleri. Her iki tez de, “Topyekün Hakikat Bilgisi’nin Hristiyanlık’ta mevcud oldugu”, “Mukaddes Ruh vasıtasıyla tesis olunan İsa’nın Kilisesi’nin birliginin kabul edildigi” ve “Bunun, ne yanılmaz ne de izâfî bir haricî otorite’nin öznesi olamayacagı” şeklindeki temel ilkelerle tezat teşkil etmektedirler. Her iki zihniyetin geliştirdigi bu ‘açıklık-açılım’lar karşısında Orthodoks Kilisesi ‘kapalılık’ safında yer alır. Evet dogrudur, Kilise ‘iyi’ olan herşeye açıktır çünkü gerçekten ‘katolik’tir ama ‘Günah’a ve ‘Hata’ya kapalıdır. Allah’ın Sureti olarak halkedilen insan, Kilise’nin mevcud ve potansiyel evlâdı, onun sevgisinin, şefkatinin ve ehemmiyetinin öznesidir. ‘Heretik-Sapkın Batı’, tarihi boyunca birçok ‘otantik’ (gerçek, yigit) aziz ortaya çıkardı; ‘Sivil hürriyetler gelenegi’ bu azizlerden biridir. Tabiî ki, bunlar ‘heretik’ şeyler olarak kabul edilemez fakat bugün hangimiz Allah’ın sayısız nimetlerine şükür ediyoruz ve Allah’ın sâdece Orthodokslar’a degil ve fakat bütün insanlıga açtıgı Kilise armaganını dikkate alıyor ve bu açılımı gösterebiliyoruz.

Orthodoksi dışında (veya onu dışlayan) birlik, ‘Hristiyan Birligi’ degildir. Kesintisiz-Birleşik Hristiyanlık gelenegi hakikî mânâda Orthodoksi’de muhafaza edilmiştir. Ekümenik Hareket’in temel ilke ve hakikati bu olmalıdır. Orthodoks fikriyat, sıklıkla hatalı konumda bulunan iki eşit kanat (kutb) arasında hareketli bir eksen üzerinde bulunur: ‘Açık izâfiyetçilik’ ve ‘Kapalı fanatisizm’. Birincisi, nasslar’ın ve doktrinlerin unutulmasını öngören ve dayatan ve ‘Birlik’in selâmeti için ‘sevgi’ pratigini öne çıkaran naif (saf) Protestan fikri kabul ederken ikincisi, Orthodoksi’nin asla reddedemeyecegi otantik Hristiyan degerlerini tanımayı reddeder. ‘Orthodoks imânın Katolik (Evrensel) Orthodoks ruhu’ bu iki kanadın arasındaki yolun üzerinde bulunur.

Protestanizm’in ‘Hristiyan Birlik’inden anladıgı şey, ‘kurumsal-şeklî’ birliktir. Böylece, Hakikat’in Ruhu, bu kaba-somut şema içinde kıyıda köşede bir yerlere atıldıgından bu zihniyet-sosyal faideleri olsa dahi-‘dinî’ ve ‘ciddi’ kabul edilemez. Yine Roma, tökezlenmeden denetlenebilen, yalnızca kiliseler arası kardeşligi mükemmel olarak yeniden tesis ettirici yapısal birligi degil üstelik, Hristiyanlıgın topyekun kültürel ifâdelerini hür kıldıgında da, eger Orthodoksi, Roma ile ‘Birlik’i (Union) kabul etmiş olsaydı, Ruhî çerçevesine hiçbir katkı saglamayacaktı, çünkü bu birlik de ciddi degildi. Bu cümleden olarak şunu belirtmek gerekir ki, Hristiyanlar’ın birligi, insan ürünü bir şey degil, herşeyden önce İsa’da, O’nun Hakikati’nde ve Ruh’unda birliktir. O nedenle, Orthodoksi, Ekümenik diyalog içinde evvelâ şunu söyler: Önce imân gelir, bundan gayrı herşey sonradan gelir (eklenir).

Hristiyanlar’ın kendi aralarında ‘Resmî’ bir Ekümenizm mevcuddur: Kiliseler arası meclisler, kilise liderlerinin aralarında gerçekleştirdikleri toplantılar, ortak törenler, pek fazla ses getirmeyen deklarasyonlar, konuşmalar ve tebessümler. Bu resmî ekümenizm, temel hükümlerle uyuşan belli başlı Protestan dogmaları bile biraraya getirmeyi başaramamıştır. Velevki bunu becerse, örnegin Orthodoksi ile Protestanlık arasındaki çok sayıdaki maddî fark yakın gelecekte sâbit kalacaktır.

Devrimci Ekümenizm adı verilen modelde ise, Kiliseler ve dogmalar by-pass edilmek suretiyle bir ‘ortak eylem’ öngörülmekte, Adâlet, gelişme, fakir ve ezilmiş olanla bütünleşme gibi seküler mes’eleler öne çıkarılmaktadır. Bu mes’eleler Kutsal metin kaynaklı olmayıp, ‘dünya’ kaynaklı oldugundan, zevk-keyf ve mutlulugun da ‘Yeryüzü’nde oldugu kabul edilmelidir.

Modern Ekümenizm’in bu iki formu (ve digerleri), dua ile, ilâhiyyat’la hattâ Allah’ın söyledikleriyle alâkalı degildir. Bu iki ekümenizm’in de gelecegi yoktur zira birinci formda, diyalog ‘kendinde son’ ve ikincisinde ‘İsa’nın haricinde Birlik’ ortaya çıkıyor.

Orthodoks ‘zealotlar’ (mü’minler-militanlar), Orthodoksi’nin, Dünya Kiliseler Birligi’ne katılmakla saflıgını yitirdigine inanıyorlar. Birçok Orthodoks kilise de kendisini bu birligin bir parçası olarak görmüyor. ‘Unutmamalıdır ki, sayısız Orthodoksi şehidi tarih yazdılar, eger onları unutup tarihi gözardı edersek, bu büyük bir trajedi ve agır bir günah olacaktır’ diyorlar.

Yukarıdaki Orthodoksi degerlendirmeleri karşısında, Katolisizm’in ve özellikle de Protestanizm’in eleştirileri şuydu-şudur: Biz sosyal eylemlilik, zulme ve fakirlige karşı mücadele, eşitlik, adâlet gibi retoriklerle ortaya çıkarken, sen bizi mahkum ederek Hristiyanlıgı göklere hapsediyorsun ve yere indirmiyorsun. Evvela bir durum tesbiti yapıp herşeyi yerli yerine oturtmak gerekir. IRA katolik bir örgüttür ve Katolik Irlandalılar’ın haklarını, hukuklarını savunmak için vardır ama Vatikan IRA’yı tel’in eder ve suratına bile bakmaz, IRA’ya ve Katolik Irlandalılar’a ‘God died’ (İlâh öldü) sloganıyla saldıran para-militer ajan-protestan örgüt Ulster’in eli kanlı katillerine karşı ‘barış ve iyiliksever’ Protestan kiliseleri tamâmen lakayddır ve zımnen destekler. IRA’ya tavır alan Vatikan, ‘konjonktürel’ gerekçelerle olsa gerek, Sosyalist ve lâ-dinî ETA’ya ‘insanî’ bir sempati duyar ve maddî-mânevî yardımını esirgemez. Ama katolik Fransa ve İspanya ETA’nın ensesinde boza pişirir. Yine Vatikan, Nepal’deki Maoist gerillalara, ML Kolombiya gerillalarına (FARC), Meksika’daki sosyalist Zapatistler’e, Peru’daki Maoist ‘Aydınlık Yol’ (Sandero Luminoso) örgütüne, Lübnan’da Müslüman kanıyla beslenen Falanjistler’e, uyuşturucu baronu ve TC’nin yakın dostu ‘Müslüman!!!’ Sali Berişa’ya oluk oluk yardım gönderirken, burnunun dibindeki FLNC’ye (Korsikalı Kurtuluşçular, bunlar Katolik’tir) hiç sıcak bakmaz. Protestan Almanya, hainleşmiş Cezayir örgütü FIS’i kuş sütüyle beslerken, GIA ve MIA’yı ‘gözü dönmüş teröristler olarak algılar ama Fransız ajanı ve İslâm düşmanı Cezayir devlet başkanına ekonomik yardımda bulunur. Aynı Vatikan Israel’den özür diler. Ama refah içindeki katolik Fransa, Ispanya, Italya, Portekiz’in, protestan ABD, Ingiltere, Almanya, İsveç’in, protestan-katolik Kanada’nın protestan-katolik ‘ahlâkları’ nedense hep ‘kendilerinden ırak olan sefiller!’ için ‘timsah gözyaşları’ dökmektedir.

Orthodoksi ise şunu söylüyor: Benim tarihim, başkalarını sömürmekle değil kendimi sömürüye karşı korumakla gelişti. O nedenle, siz ikiniz de hem yalancı, hem ikiyüzlü, hem de namussuzsunuz. Ben, namusunu nisbeten muhafaza edebilmiş Doğu Hristiyanlığını temsil ediyorum. O nedenle de yahudileri sevmiyorum, benim mensuplarım arasında, Solomon, David, Samuel, Daniel, Rahel, Ariel, Esther, Deborah vs. gibi isim sahibleri bulunmaz. Senin mensuplarının yarısı ise bu isimlerden müteşekkil. Aramızdaki temel farklardan biri bu. O nedenle, Hristiyan Ekümenizmi olacaksa bunun öncülüğünü bu yarım-kan hristiyanlara bırakılamaz.

 

Kaynak: H.A. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv makalelerimizde yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında makalelerini yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!