İBDA KÜLLİYATI ÜZERİNE DENEMELER – 14 (Kayan Yıldız Sırrı)

75

KAYAN YILDIZ SIRRI

“Şâh Eser – Şâheser”

 – I –

Salih Mirzabeyoğlu‘nun şiirlerini topladığı eseri…  O’nun fikri gibi şiiri de kendine mahsus ve derindir. 1988 tarihli bir örnek:

 

DEVR-İ DÂİM

Bu soğuk tırmalıyor uyuyan duyguları

Sigaramın dumanı kardan adam çekici

Geçit resminde biri çarçabuk deldi zarı

Demir atmış gemiden firâr eden o genci

Yükünden tanıyorum sırtındaydı mezârı

Belli ayak izinden benim garîb gemici

 

Daldım siyâh geceye gezdim suda âvâre

Buz kesen derinlerde terledim devir devir

Hırsızca süzülürken deliklerde bir fâre

Fasıla nişânları ben talimde çilingir

Ayazda ıslık oldum ufuktaydı hep çâre

Fikir kesildi kadın gizli gizli misafir

 

O öyle bir mevsim ki zehir zıkkımdı pekmez

Ağlamak şimdi müşkül unutmak henüz erken

Üstüm başım kan revân ne yan ne yön ne merkez

Sen dön artık gemici düşmeyeyim titrerken

Malûm şifâlar ağır oysa belâlar tez tez

Derdim başımdan aşkın kapıyı çek giderken! [*]

 

 * Salih Mirzabeyoğlu, Kayan Yıldız Sırrı, Şah Eser-Şâheser, 4. Basım, İBDA Yay., İstanbul 1996, s. 45

17 Temmuz 2011

– II –

Mecazî anlamda, “Necib Fazıl’ın ölümünün sırrı”dır. Üstad Necib Fazıl kayan bir yıldızdır; veya eski bir efsaneye göre, her ölenin gökte bir yıldızı kayar… Salih Mirzabeyoğlu, kendi hayatı için çok önemli bir dönüm noktası olan bu ölümü, hece vezninde kaleme aldığı tek şiir kitabında, “Kayan Yıldız Sırrı” diye ele alır. “Ben kimim?” diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir, hikmeti çevresinde… 

Kitaba ismini veren “Kayan Yıldız Sırrı” şiiri ise şudur:

.

Göklerde kanat açmış gûya gönlümce hür kuş

Ben değil mi yine ben kedere hedef durmuş

Gizleniyor bildiğim saklambaç oyununda

Benim gölge âlemde kendisine kaybolmuş

 

Bu mahmurluk sırtımda kaplumbağa kabuğu

Rahatı rahatsızlık şu dünyanın seyrinde

Ah geçmiş ne gelecek şimdiyse uçan buğu

Yollar ki birbirine kavuşmanın derdinde

 

Su üstünde ürperti hep gurbetlik duygusu

Nakışa düşen mânâ deniz üstünde desen

Zamanın nabzımı tutsun diye kurduğu

Dalgada gölge eşya benim gözümde de sen

 

Bir kayanın üstünde bilmem böyle kaç vakit

Rüyâların izinde tâbirlerin peşinde

Yıldırım düşen levha kumaşım ki mücerret

Açıktan geçen gemi yüreğim o gemide

..

Tedirgin bekleyişler berzah sırrında hapis

Fikir ki saklı güzel gözümde açık derin

Pervane çeken mihrak nisbet kurduğum akis

Rüyâların ötesi müjde verdi güvercin

 

Ağı germiş çoktandır yıldız köşeler cinsi

Gebe dumanlı dünya sancı sarınca doğum

Rüzgâr dinlenen dalga kıyı idrakı şimdi

Ruh nisbeti bir harman ışık içinde oyun!

 

Kuş gagası ve dudak topluluktan işaret

Hayat sanat ve mânâ yoğunlukta bir mizân

Mağara dostluğunda doğrulanan öz hikmet

Bütün fikir hisarı aynada duran nişân

-“Kanıma girmiş adam işte önünde hayat!”

Uykuda uyanıklık gözü açık uykuda

Bir ben vardım yine ben dağı delen o Ferhat

Akşam alnımda gezen hararet berrak suda

 

Kayan yıldız sırrı mı sırrı ile barışık

Gümüş renkte duruldu varolmak kuruntusu

Burcumun hissesinde alnındaki kırışık

Ölmek için mi doğduk asıl olmak doğrusu

 

Ömrün sonunda tarla marsık kokulu külhân

Kuyu içinde çile çekmiş insan duygusu

Deri üstünde deri yanık kokusu aman

Olan oldu dünyada kalan insan tortusu

.…

Gökyüzünde bir bulut şeffaf kuyruklu balık

Nazlı nazlı süzülür kıyısında seherin

Rüzgâr toplayan yelken hayret ve sonsuz açlık

Aşkımın şarkısında va’dolunmuş eserim

 

Harfi harfine uygun gözümde tek marifet

Etle kemik bir bütün çile yükünü sırtlan

Kurtuluş gemisinin tayfasından vasiyet

Fikir elinde fikir kölen emrinde kaptan!

 

MAYIS 1983 [*]

* Salih Mirzabeyoğlu, Kayan Yıldız Sırrı, Şah Eser-Şâheser, 4. Basım, İBDA Yay., İstanbul 1996, s. 18-21

30 Ağustos 2011

– III –

1984 tarihli şöyle bir güzel şiirin de yer aldığı Mirzabeyoğlu eseri:

 

SU

Tükenmez seferinde köpük köpük dalgalar

Suyun derdi kendinde hasret kaygı ve umut

İki âşık oturmuş bir merkezden halkalar

Suya düşmüş bir kundak eller üstünde tabut

 

Körpe dallar hevesi hep yeniden tomurcuk

İnsan kaygan bir yaprak rüzgârın bûsesinde

Sessiz sessiz ağlarken meme bekleyen çocuk

Bir sırrın fısıltısı akan suyun sesinde

 

-“Zoru alteden çile suda akan bahtiyâr

Zaman suda işledi şimdi sularda gizli

Durgun suyun kokusu nasibiyle ihtiyar

Geleni karşılıyor mehtâbın nurdan izi!”

 

Herşey suda başladı suya düştü ayrılık

Kaya da tutan yosun sözlükteki isimler

Nefes nefese sular petek içinde varlık

Sürüp giden hâtıra zarfa konmuş resimler

 

Bilmem hangi sularda davetiyem sarılmış

Yemyeşil bir gecede ayrılık kaçırılmış

Kelimeye bürünmüş şırıl şırıl bir akış

-“Yüzünü görmek için her şeyden vazgeçilir!” [*]

 

* Salih Mirzabeyoğlu, Kayan Yıldız Sırrı, Şah Eser-Şâheser, 4. Basım, İBDA Yay., İstanbul 1996, s. 50-51

7 Eylül 2011 

 – IV –

VESİLE

Kuşların düğünü var saçlarında söğütün

Sükûtun ırmağında devrederken güneşler

Hiç konuşma öyle dur yeri yok ki öğütün

Vâdesiz vâdelerde fısıldaşırken eşler

 

Aşk şarkısı söylemek aslında tâ içimden

Ne kaş ne göz ne kirpik hepsi birer vesile

Ama bilmem nedendir muradım bile bile

Kendini aratıyor bir kadının peşinden  [*]

 

* Salih Mirzabeyoğlu, Kayan Yıldız Sırrı, Şah Eser-Şaheser, 4. Basım, İBDA Yay., İstanbul 1996, s. 78

18 Kasım 2011

– V –

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Mesajları…

Bir şiir… Gördüğü elektromanyetik taarruz ve işkence (Telegram) yüzünden “artık şiir yazamıyorum” diyen adamdan – tüm kadınlara:

 

SAÂDET

Seven bir kadının gözbebeğinde

Fâtihini mahkûm eden mahkûmluk

Hayâl bu ya epey söyleşip durduk

Saâdetten ölümün eteğinde

 

Mevsim şeydi her şey bir şey ân durdu

Tâlih cömert esiyordu ummandan

Öyle çatılar çattım ki imkândan

Yalan hasedinden âh ediyordu

 

Kalbimde lezzetin azîz tortusu

Ben hapis kuşu o başka âlemde

Şayet bahsi varsa kader kalemde

Çıkarır karşıma ezel doğrusu

 

Hasret işte adı üstünde hasret

Mühlet bende varlığı ona verdim

Renk şekil ve biçim her neye erdim

Gurbeti andıran visâl… saâdet  

 

1993 [*]

* Salih Mirzabeyoğlu, Kayan Yıldız Sırrı, Şah Eser-Şâheser, 4. Basım, İBDA Yay., İstanbul 1996, s. 75

8 Mart 2012

– VI –

1984 tarihli şöyle bir şiirin yer aldığı eser:

 

ŞEHRİN ÖLÜMÜ

Çöken karanlıkla birlikte şehrin

Üzerinde bir yürek gibi durdum

-“Evet ben falancayım tamam bildin!”

Bekledim bunu umdum bunu kurdum

 

Rüzgâr kaparcasına mendilimi

Büyücü tasında kaybolmuş şehir

Zaman sessizce gömmüş delilimi

Benim bildiğimi süpürmüş nehir

 

-“Ölüm ilânını duymadın demek!”

Arşivden verilen tozlu bir kâğıt

Tanıdık birkaç bina birkaç benek

Mezâr taşım üzerinde bir ağıt

 

Çökmüş omuzumda fazladan günün

Tabut ağırlığı taze ürküntü

Ayak ucunda dikildim ölümün

Hâtırayı harab eden görüntü

 

Ey gönlümün bedeni et ve kalıp

Ey ölümüne ölmeden acınan

Hani günler vardı hayâle dalıp

Senelerce sonrasına ağlanan

 

İşte gerçek oldu yaşayan ölü

Keşke görmeseydim vefâsız gibi

İnadına suskun saklayan dünü

-“Bir işin kalmadı gitsene hadi!”

 

Neye tutunsam iğreti tutamak

Dünya izâfî ölüm muhakkak

Giderken göründü zamanın dibi

Âlemde kârım yalnız ağlamak  [*]

 

* Salih Mirzabeyoğlu, Kayan Yıldız Sırrı, Şah Eser-Şâheser, 4. Basım, İBDA Yay., İstanbul 1996, s. 94-95

14 Ocak 2013

Kaynak: S.G. “İBDA Külliyatı / Salih Mirzabeyoğlu’nun Eserlerine Giriş Mahiyetinde Denemeler” ismiyle 2015 yılında Akademya tarafından basılmış ve bir süre sonra tükenmiş bir eserden kamuoyunun istifâdesi amacıyla yapılmış iktibaslardır. Eser, Türkiye’nin en çok takib edilen forum sitesinde İBDA Külliyatını tanıtma gâyesiyle 2011-2014 yılları arasında kaleme alınmış denemelerden oluşmaktadır.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!