İBDA KÜLLİYATI ÜZERİNE DENEMELER – 40 (Furkan)

95

FURKAN

“Lûgat-ı Salihûn”

Salih Mirzabeyoğlu‘nun son kitablarından birinin adı… Diğer adı, Lûgat-ı Salihûn… Buradaki “salihûn” kelimesi “salihler” anlamında…

“Salihûn” deyince, Alev Alatlı‘nın “Kâbus”u da gelecektir hatırlara… Okuyanlar bilir, orada Alatlı bir kâbus resmeder. İslâmcılara remz olarak da “Salihûn Komandoları” der. Ülke, tıpkı Selçuklu’dan sonraki Anadolu manzarası gibi beyliklere bölünür. Bu Salihûn Komandoları da, Bilecik’in, Bursa’nın içinde bulunduğu eski Osmanlı beyliği topraklarında tutunur. “Kâbus”un bundan sonrası anlatılmaz; acaba -yine- üç kıt’aya yayılacaklar mıdır, bilinmez.

Fakat Lûgat-ı Salihûn, yâni Furkan, bu resmin lafa laf bir karşılığı değildir. O daha başka bir kitabtır. Daha doğrusu, benzeri olmayan bir “sözlük”tür. Ebced hesabına dayanan bir lûgattir. Salihlerin lûgatidir. 1’den 999’a kadar sayılar altında binlerce kelimenin, hem sözlük anlamlarının, hem de ebced delâletine göre yerlerinin belirlendiği bir kitabtır. Meselâ rastgele bir sayfasını açıyorum: 130… Bu başlığın altında tam 87 madde (kelime) var. İlk birkaçı:

– «Ayn: Göz. Pınar, kaynak, çeşme. Tıpkısı, tâ kendisi. Zât. Eşyanın hakikati. Kavmin şereflisi. Diz. Altun. Nazar değme. Casus. Her şeyin en iyisi. Muayene etmek: 130.

Kens: Süpürge ile süpürme: 130.

Fülk: Gemi. Sandal, kayık: 130.

Muayede: Bayramlaşmak: 130.

Nigin: Yüzük. Mühür. Hatem: 130.

Na’y: Ölüm haberi getirmek: 130.» [*]

Bütün bu kelimeler, Osmanlı lûgatindeki kelimelerdir. Bütün bunların ebced değeri, 130’dur. Bütün bunlar, birbiriyle müşterek bir hizâ teşkil ederler. Ve bütün bunlar, yerine göre birbiriyle, birkaçıyla, birçoğuyla tâbir edilebilirler.

Nasıl yâni? Şöyle:

– «Dünya hayatında görülen şeyler, uyuyan kimsenin rüyâsında gördüğü şeyler gibidir; yalnız hayâldir… Böyle olunca onun tevil ve tâbiri lâzımdır…»

Te’vil ve tâbir, hermenötik’ten fenomenolojiye kadar birçok Batılı disiplini de içine alan geniş bir sahadır. Te’vil ve tâbirin yollarından biri de, ebced ve cifir ilmidir. Ebced, Osmanlıların iyi bildiği bir ilimdir. Divan edebiyatında, tarih düşürmede vs. kullanırlardı. Eski medeniyetlerden bazılarında da yeri vardır. Hatırlanacağı gibi, Harb ve Sulh’te Tolstoy da bu ilmi Rusça’ya kazandırmaya çalışmıştır… Masonundan Kabbalacısına kadar, hattâ bazı istihbarat şebekeleri de bu ilimle ilgilenirler ve onu bilirler…

İşte bu ilmi ortaya koyan bir eser, Lûgat-ı Salihûn… Tek tek, binlerce, belki onbinlerce kelimenin ebced değerinin hesablandığı, tasnif edildiği, olağanüstü bir çalışmanın ürünü… Salih Mirzabeyoğlu, bu eseri, Bediüzzaman‘ın “yazmak isterdim” diyerek tarihe ısmarladığını ve kendisinin yazdığını söyler…

Evet, öyle böyle değil; bu dev eser, apayrı bir ilim ve ihtisas konusudur. 

* Salih Mirzabeyoğlu, Furkan – Lûgat-ı Salihûn, İBDA Yay., İstanbul 2006, s. 212

16 Ocak 2012

Kaynak: S.G. “İBDA Külliyatı / Salih Mirzabeyoğlu’nun Eserlerine Giriş Mahiyetinde Denemeler” ismiyle 2015 yılında Akademya tarafından basılmış ve bir süre sonra tükenmiş bir eserden kamuoyunun istifâdesi amacıyla yapılmış iktibaslardır. Eser, Türkiye’nin en çok takib edilen forum sitesinde İBDA Külliyatını tanıtma gâyesiyle 2011-2014 yılları arasında kaleme alınmış denemelerden oluşmaktadır.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!