İBDA Mimarı’nın Tavsiye Ettiği Eserler

490

İBDA Külliyatı, muazzam bir altyapı vesilesiyle örgüleştirilmiş muazzam bir fikir mimarîsidir.

Şöyle ki, İBDA Mimarı, tüm hayatı boyunca hiç kesintisiz okuması bir yana, eser vermeye başlamadan önce de akıl almaz bir yoğunlukta okumuş olup, bu altyapıya kendisi de vurgu yapar ve “benim kadar okumuş kimse yoktur!” der. Bu yüzden de, ilk yazdığı eserlerden başlayarak hepsinin “taş gibi!” olduğunu ekler. Bir deyişle, neredeyse tüm yazarlarda görülen, ilk eserlerini yıllar sonraki basımlarında tashih etme ve tecrübe eksikliği yahud hatalı bakış kaynaklı yanlışları düzeltme ihtiyacı, İBDA külliyatında görülmez. Sonraki basımlarda, en fazla yeni pekiştirme ve zenginleştirmeler görülebilir; diğer yazarlarda rastlandığı türden, temel hataların sonradan tashih edildiği görülmez.

Burada, Büyük Doğu-İBDA Mimarları’nın başka yazarlarda olmayan bir hususiyetleri öne çıkar. Onlar, Picasso’nun “ben aramam, bulurum!” demesi gibi, bildik diğer yazarların aksine, fikirlerinin özünü ve temel çerçevesini dışarıdaki kaynakların desteğiyle inşâ etmemiş, kendilerinde zaten mevcud sahih bir fikir tohumunun, münbit bir fikir özünün açılışı ve açılımı seyrinde, sadece yeni “vesilelerle” yeni fikirler imâl edip zenginleşmişlerdir. İBDA Mimarı’nın Büyük Doğu Mimarı için söylediği, “O, okumanın gâyesi olan bir yerdeydi!” tesbiti, şübhesiz kendisi için de geçerlidir. Ezcümle, Onlar, başkalarının okuyarak ancak eteklerine varabildikleri fikir zirvesine, okumadan da zaten erişmiş, daha doğrusu eriştirilmiş, kendilerine “Ledünnî İlim” hediye edilmiş seçkinlerdir.

“Madem Onlar Fikir Himalaya’sının zirvesine zaten erişmiş-eriştirilmiş seçkinlerdi, peki her ikisi de Doğudan Batıdan bunca eseri niçin okudu?” diye bir soru hatıra gelirse, buna çok çeşitli bakış açılarından verilebilecek sayısız cevabtan biri hâlinde ve kısaca söyleyebileceğimiz şudur:

İnsan ve toplum meselelerini hem bize tanıtmak ve hem de bu okudukları eserlerdeki meseleler “vesilesiyle” İslâmî bir dünya görüşüne nisbetle çözümlerini sunmak için… Önümüze, bu eserlerde bahsi geçen fikirler, eşya ve hâdiseler “vesilesiyle”, kendi “öz”ümüze-“göz”ümüze göre bir tarih ve kâinat muhasebesi sermek için… Doğuda ve Batıda fikir, ilim, sanat, siyaset, aksiyon çerçevesinde hakikat nâmına ne varsa araştırıp, bize onlardaki “hakikatlerin hakikati”nin İslâm’da olduğunu göstermek için…

Sözün özü, Onlar, “öz”ü dışlarından tedârik etmemiş; dışta ne varsa, içlerindeki “öz”ün ifâde ve açılımına bizim için “vesile” kılmışlardır.

Şu hâlde, Onlar’ın fikirlerine mevzu teşkil eden tüm bu hariçteki eserler ve unsurlar; hem Doğuyu hem Batıyı, hem geçmişi hem bugünü hem de yarını tarayan bir “projektör”ün aydınlattığı; hakikatlerinin “İslâm’a göre” hakikati gösterilen; iyi-doğru-güzeliyle “biz”e mâledilip, kötü-çirkin-yanlışıyla süzülen yahud dışlanan “vesileler”dir.

Burada bizleri ilgilendiren esas mesele, bizce, “fakire balık verme; balık tutmayı öğret!” deyişindeki gibi, Onlar’ın tüm bu taradıkları, işledikleri, süzdükleri, çözümledikleri eserler, unsurlar, hâdiseler ve meseleler “vesilesiyle”, biz okuyucularının İslâmî bir dünya, tarih ve kâinat görüşü kazanmamızı; insan ve toplum meselelerini çözme usulü kazanmamızı; kısaca, İslâmî bir İRFAN ve DİYALEKTİK kazanmamızı amaçladıkları hususudur.

Onlar, kaleme aldıkları eserler yoluyla, hem bize Doğuyu ve Batıyı, tarihi ve kâinatı, insan ve toplum meselelerini, fikir, ilim, sanat, siyaset, aksiyon dünyasını “tanıtmışlar”, ama aynı zamanda ve asıl önemlisi, tüm bu tanıttıklarına nasıl yaklaşmamız gerektiğini, bizim olanla bizim olmayanı nasıl ayırd edebileceğimizi, bundan sonra karşımıza çıkacak sayısız meseleyi nasıl çözebileceğimizi göstermiş ve öğretmişlerdir.

Bundan sonra söyleyeceklerimizi elden geldiğince temellendirici olması gayesiyle yaptığımız bu girişten sonra, yazımızın başlığındaki meseleye, yâni İBDA Mimarı’nın tavsiye ettiği eserlerin neler olduğu bahsine artık geçebiliriz:

Anlaşılacağı üzere, İBDA fikriyatı, Doğudan ve Batıdan binbir çiçek “vesilesiyle” süzülüp üretilmiş bir fikir balı mesâbesinde olduğu için, bizim de o binbir çiçeği elden geldiğince tanımaya başlamaktan, dolayısıyla sağlam bir fikir, ilim, sanat, siyaset, aksiyon altyapısı temin etme yolunda sistemli okumalar yapmaktan başka çıkar yolumuz yoktur. İBDA külliyatını anlamakta zorlanan arkadaşlarımıza, İBDA Mimarı’nın “çok ve çeşitli eserler okuyun!” dediği, günde en az iki saatlik bir okuma rutinimizin olmasını da ayrıca tavsiye ettiği rivayet edilir.

“Peki, İBDA Mimarı’nın okuduğu binlerce eseri biz nasıl okuyabiliriz?” şeklinde haklı bir soru gelirse, ki birçoğumuz için bu hiçbir zaman mümkün olmayacaktır, bunun da cevabını yine İBDA Mimarı vermiştir. Meâlen: “Her gün yeni kitablar çıkması, entellektüeller için de bir takib zorluğu meydana getiriyor. Klâsiklerden şaşmamak lâzım!”. Bir deyişle, Doğuya ve Batıya temel teşkil etmiş fikir, ilim, sanat, siyaset, aksiyon klâsikleri önceliğimiz olmalı; uzmanlık sahalarına has eserleri takibi ise, o alanlarda uzmanlaşacaklara bırakmalıdır. Klâsiklerdeki fikirlerin suyunun suyu, hattâ onun da suyu niteliğindeki gündelik, popüler, fantezi kitablardan uzak durulması gerektiğini sanırız söylemeye hacet yoktur. Ekran (cep telefonu, televizyon, bilgisayar vs) bağımlılığı varken ciddi hiçbir okumanın yapılamayacağını, yapılmaya çalışılsa da maalesef pek faydasının dokunmayacağını da aynı şekilde.

Okumak, elbette okuduğumuzu anlayarak gerçekleştirdiğimiz bir eylemdir. Okuduğumuzu anlamak için ise, okuduğumuz metindeki tüm kelimeleri hakiki ve mecazî anlamlarıyla bilmemiz gerekir. Bunun için de hâliyle lûgata bakmak gerekecektir. Zira yazarlar, bu kelimelerin hakiki ve mecazî anlamlarını bilerek yazmışlar, eserlerini okuyucunun da bu kelimeleri bildiğini yahud öğreneceğini varsayarak kaleme almışlardır. Dolayısıyla, kelimelerinin anlamı bilinmeden “okunmuş” bir metin, gerçekte henüz okunmamış bir metindir. Medeniyetimize âid metinleri okurken Türkçe, Osmanlıca, Arabça, Farsça lûgatlara, Batıya âid metinleri okurken ise Grekçe, Lâtince, İngilizce, Fransızca lûgatlara her gerektiğinde başvurmak da, ciddi ve uzmanlaşma amaçlı okumalar için bizce elzemdir ve başkalarının bunu yapmaması, yapılmasa da olacağı anlamına bizce gelmemektedir.

Sistemli okumanın anahtarı ise, yayınlansın yayınlanmasın, okuduklarından anladığını yahud okuduklarından aldığı intibâları, en güzeli ise okudukları vesilesiyle bir deneme veya makale yazmaktır. Zira yazmak, en küçük çaplı bir kulübeden başlayarak bir köşk ve saray inşasına giden yolda, inşâ ve ibdâ edici olmayı öğrenmek, bildiğiyle amel etmek, ortaya koyduğu verimdeki eksikliklerini farkedip tekrar yeni okumalarla tamamlamak, fikirlerini yazıda objektifleştirip bir heykeltraş gibi rötuşlamak üzere yeni okumalarla mükemmelleştirmek, hem kendisine hem başkalarına faydalı bir fikir işçisi olmak ve bizce en önemlisi İslâm davası bahsinde işin bir ucundan tutmaktır. Allah, bildiğiyle amel edene bilmediğini öğretip ilhâm eder, vesileye tutunanın önüne yepyeni yollar serer.

İBDA Mimarı’nın, belli bir okuma listesi vermek yerine, klâsik yahud sağlam kaynaklardan okumalar yapmamızı tavsiye ettiğini belirtsek de, spesifik olarak yahud zımnen tavsiye ettiği (bizim bildiğimiz) bazı eser isimleri de mevcuddur. Bunlara geçmeden önce, dinimizi, kendimizi, medeniyetimizi, Doğuyu ve Batıyı tanıma amaçlı “genel kültür” dairesindeki okumalar için, yazarımız ve ağabeyimiz Sedat Bulut’un 300 eserlik tavsiye listesini, edebî metinler de içinde olmak üzere geniş bir yelpazeden daha “klâsik ve akademik” metinler için ise kıymetli yazarlarımız Kenan Durdu ve M.E.D.’in 125 eserlik listesini tavsiye ederiz. Sadece Felsefe literatürü çerçevesindeki tavsiyemiz ise, akademisyen yazarımız Yılmaz Aksu’nun 132 eserlik ve çoğunluğu klâsiklerden oluşan listesidir (linkleri yazının altındadır). 

Klâsik eser denildiğinde çoğunun aklına klâsik romanlar gelse de, İBDA Mimarı’nın kasdının fikir, ilim, sanat, siyaset, aksiyon klâsikleri olduğunu yukarıda arzettik. Elbette bu durum, İBDA Mimarı’nın ismen belirterek klâsik roman tavsiye etmediği anlamına gelmiyor. Kendisi, “bir fikir almak için”, gençliğinde, gerekenden fazla sayıda klâsik roman okuduğunu belirtmiş, fakat bizim böyle yapmamıza gerek olmadığını ve bellibaşlı klâsik romanlarla yetinebileceğimizi ifâde etmiş, bu çerçevede örnek olarak da (ki başlıcalarından olmak kaydıyla başka klâsik romanlar da elbette okunabilir) Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sı ile Tolstoy’un “Diriliş”ini zikretmiştir. Ki zaten bu iki eser, bugün bazı hukuk fakültelerinde öğrencilere tavsiye edilen ilk iki eserdir.

İBDA Mimarı’nın “bir fikir, bir arkadaş çevresinde nasıl mayalanıyor” görmemiz bakımından, 1999’da tüm gönüldaşlara ismen tavsiye ettiği klâsik roman ise, uzun yıllar önce baskısı bitmiş olan Émile Zola’nın “Eser” adlı romanı olup, Türkçeye yeni tercümesi “Başyapıt” ismiyle yapılmıştır.

İBDA Mimarı’nın “fikir-sanatla uğraşan arkadaşların başucu eseri” olduğunu belirttiği eser ise, Benedetto Croce’nin, kısaca, “Estetik” isimli eseridir. Eserin uzun ismi, “İfade Bilimi ve Genel Linguistik Olarak Estetik”dir.

Yine İBDA Mimarı’nın, “Batıda keşke ben yazsaydım dediğim iki eser, [Giovanni Papini imzalı] “Gog” ile [Walter Porzig imzalı] “Dil Denen Mucize”dir.” tesbiti ise, açıkça olmasa bile, bizce zımnî bir tavsiyedir ve zaten İBDA bağlılarının çoğu “Gog”u okumuş olup, okuması son haddiyle zevkli bir eserdir.

İBDA bağlılarının zımnî bir tavsiye olarak algıladığı bir başka eser ise, Seyyid Ahmed Arvasî’nin “Kendini Arayan İnsan” adlı eseridir. Külliyatında bu esere yaptığı övgü dışında, 2000 yılında Kartal Cezaevi’nde söyledikleri çok hoştur. Şöyle ki; Kartal Cezaevi’ndeki koğuşunda kalmakta olan İBDA Mimarı’na bir vesileyle bu eser lâzım olur ve cezaevinde İBDA bağlısı gönüldaşların kaldığı tüm koğuşlara haber ulaştırarak, bu eserin kendisine iletilmesini ricâ eder. Ne var ki eser kimsede yoktur. Bunu öğrenince cevabı şu lâtife olur: “Bu cezaevinde benden başka kendini arayan insan yok galiba!”.

Yine zımnî tavsiye olarak eserleri okunabilecek Türk yazarlara gelince; Türkiye’de fikrin Himalaya zirvesi Büyük Doğu-İBDA ise, İBDA Mimarı’nın “Büyük Muztaribler” eserinde saydığı “Uludağ kadar heybetli” beş isim şöyledir: Hilmi Ziya Ülken, Cemil Meriç, Nureddin Topçu, Sezai Karakoç ve Mustafa Şekib Tunç.

Bir diğer zımnî tavsiye, bizce, İBDA Mimarı’nın külliyatında kendisinin “başucu eseri” olduğunu zikrettiği, Muhiddin-i Arabî Hazretlerinin “Füsus’ül-Hikem”idir. Büyük Doğu Mimarı’nın “ilhâmını aldığı eser” olarak zikrettiği, İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin “Mektûbât”ı ise, İBDA Mimarı’nın bizzat şifâhen de vurguladığı üzere, “okunacak eserler listesinin başındaki eserdir”.

İBDA Mimarı’nın zımnen tavsiye ettiğini düşündüğümüz son bir eser ise, “küçük hacimli bir eser olmasına rağmen hâlâ istifâde ederim” dediği, Emile Bréhier imzalı, “İnsan İlimlerinin Bugünkü Konuları” yahud “Bugünkü Felsefe Konuları” başlıklı, ne yazık ki Türkçede baskısı kalmamış eserdir (bir bölümü Akademya sitesinde yayınlanmış olup, linki alttadır, inşallah önümüzdeki dönemde tamamı yayınlanacaktır).

Bu bahiste şimdilik bu kadarla iktifâ etmeyi uygun buluyor, hata ve eksiklerimiz olduysa bildirilmesini ve İBDA’yı yeni tanıyan dostlara faydalı olma niyetimiz adına affımızı istirham ediyor, başka gönüldaşların da katkılarıyla bu bahsi zenginleştirmeyi umuyoruz.

Salih Mirzabeyoğlu’nun Eserleri

İBDA Külliyatına Nereden Başlamalı, Hangi Sırayla Okunmalı?

Büyük Doğu Külliyatına Nereden Başlamalı, Hangi Sırayla Okunmalı?

Okuma Listesi – 300 Kitap – 4 Aşama – 12 Kategori

Doğudan, Batıdan, Türkiye’den 125 Tavsiye Eser (Kenan Durdu – M.E.D.)

Yılmaz Aksu’nun 132 Eserlik Tavsiye Felsefe Literatürü Listesi

İnsan İlimlerinin Bugünkü Konuları – E. Brehier

4 YORUM

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!