Jeni – II Dr. Hakkı Açıkalın

0
473

Ben bu ilmi tahsil ederken, hocam Gaia hâlindeydi. Beni, onun kızı Romana Florenzia’ya emânet etmişlerdi – ki, ben ona princesse des Carpates derken, herkes princesse à quatre pattes diyerek degrade ederlerdi; en son tahlîlde ben nevrotik, sen ise psikotik bir kişilik yapısına sahibsin demişti ve dünyâda geri kalan ne kadar insan varsa onların payına da sınırda kişiliği –état limite– düşürdük. Hefaistos’un Athina’nın eteklerine düşürdüğü –kendini bir türlü alamadığı– bir damla tohum gibi. Jeni’nin bir rakîbesi daha kirlenip gitmişti işte.

Ne yazarsam yazayım imâm bildiğini okuyacaksa Jeni’yi tâ baştan başlatmak var ve Jeni’nin başladığı yerde –22 bâb– ilk kapı Virgini(a) ki, bütün imâmlar kapının önündeler, açmak için kapıyı; sizi gidi fallokrasi’nin ayak takımı diye bağırıyor içeriden V ve imâm taslakları ‘şeyh ile orospu’ sloganı atıp uzaklaşıyorlar. İçeride kimler var tam olarak bilmiyoruz amma ruyâya gelen ilk varlık Şekinah’tır ve patriarach’ın çöktüğüne işâret ediyor. Patriarchia önce enterne’dir ve sonra mâteme bürünüp başlarını kazıtırlar. Arzusuz adamlık ne zordur, biliyorlar ve kalp para basanların asla hutbe okutamayacakları da çok âşikâr; hey sen, bak işte les faux-monnayeurs! Bir Jeni 1925’te counterfeiters’ı okurken ben The Blue Lotus hayranı bir kadındım, dahası Nymphaea Caerulea’nın tâ kendisi. Evet, Nymphaea bendim ve içeride tek bir pedofil’in bile kalmadığından artık emîndim ve bildiğim bir ben, bir Jeni, bir Virgini(a) ve bir de benim aksim olan Nymphaea Caerulea vardı ve 18 daha. O vakte yaptığım tek şey durmak dinlenmek bilmeden ego’mla sevişmekti, hiç kimselerin kapılarını çalmadan bin yıllık bir cezâyı aksimle terleyerek çekmek. Sevişmenin bin bir hâlinden Itrî’siz bir rûh durumu. Emmâre yol üzre taraklanmış bir parankima sevdâlısı bile biz ile oynaşamazdı derdik, akşam fahişe erkeklerin geçtiği yollarda ragione keserken; bir tek lavta çalanlara dokunmazdık. Annelerimizden biri onlar için ilk defâ Jeni ifâdesini kullandığında kısmen ürktük ve Jeni’yi nerede bulacağımızı bilemedik. Bir ana, başlayan için yol var Hadis’in yeraltına dört zifir atlı şarların üstünde. Nereden geldiği belirsiz ama nereye gittiği belli bir seri Yukarı Kuzey Bâkiresi aklımızı almak için gözlerimizi oydu ve dediler ki, eğitmediğimiz tek eğitimli erkek Jeni’dir; Nymphaea’nın hedefindeki saklı rûh.

 

NYMPHALARDETAY

Etimoloji; Yunan lisânında νύμφηnîmfi kelimesi gelin, duvak, peçe, evlenilebilir genç kadın anlamlarına gelir ve edebî mânâda esrarlı güzellik ve esrârlı bâkirelik olarak değerlendirilir. Periler insanlara hem ilhâm verirler hem de bin bir sırrı bünyelerinde barındırarak kendilerini çok çekici kılarlar. Latince’deki yaklaşık karşılığı Nubere, Almanca’da ise Knospe’dir. Hesychius’a göre νύμφη kelimesinin mânâsı gonca gül’dür.

Yunan Mithologyası’nda yeryüzünü ve denizleri dolduran sayısız çokluktaki dişi, ilâhî varlıklar; peri kızları. Bunlar küçük (çaplı) tabiat ilâheleridirlerminor nature goddess. Birçoğu bâkire genç kız formundadırlar. Psikiyatri tarihinin büyük pedofilleri bu des divinités subalternes diye adlandırdıkları varlıkların isimlerini Pazar âyinlerinde çokça geçirip papazların huzurlarını kaçırmışlardır. Freud’ün kimi öğrencilerini Erati veya Elektra diye seslediği bilinir. Neden acaba diye sormaya cesâreti olanlara rastgele. İlâh ve ilâhelerin mâiyetlerini oluştururlar. Çevrelerinde çok sayıda nimfi olan ilâhlar arasında Dionysos, Hermes ve Pan, ilâheler arasında ise Artemis en belirginleridir. Ölümsüz değillerdir ama ilâhlar ve ilâheler gibi ambrosia – ölümsüzlük taamı / ilâh yiyeceği ile beslendiklerinden çok uzun yıllar –pratik olarak sonsuz– yaşarlar ve hep genç ve güzel kalırlar. Doğurganlık ve zariflik sembolüdürler. Mithlerde genellikle güzellikleri yüzünden başlarından geçenler anlatılır, genel olarak perilerin güzelliğine vurgu yapılır.

Çok sayıda nymphnimfi türü vardır ve bunlar yaşadıkları yerlere göre ayrı adlar alırlar; Oreadlar dağlarda, Naiadlar akarsularda, Dryadlar meşe ağaçlarında yaşarlar.

Oreadlar ve Dryadlar yeryüzü tabiatının bir parçası oldukları için SatirlerPan’lar bu nemfler’in hayranıdır.

 

YERYÜZÜ NİMFALARI

Alsiides (λσηΐδες – Dar vâdilerde ve korularda yaşarlar; Alsiidler’den ve âlsea – ἄλσεα olarak bahseden tek şâir Homeros’tur).

Avloniades (Αλωνιάedς – Çayırlarda ve otlaklarda yaşarlar. Eurydice – Evridiki ki, Orfeos onun için Hades’in derin karanlıklarında bir yolculuk yapmıştır, aslında bir Avloniad’dır ve Thessalia’daki Pineios nehri kenarında yaşardı. İlâh Apollon ile nimfa Kirene’nin –Cyrene– oğlu Aristaeos, Euridiki’yi zorla kaldırmak istemiştir. İlâh’ın oğlundan tiksinen peri nerede yürüdüğüne dikkat etmeksizin ondan kaçmaya başlar. Evridiki çok zehirli bir yılana denk gelir ve onun sokmasıyla ölür. Bu gelişme sıkıntılara yol açacaktır); Evridiki (Ευρυδίκη), Orfeos’un kara sevdâya düştüğü peri kızı’nın adıdır. Orfeos’un aşkı Evridiki’nin hikâyesi;

Evridiki bir gün Aristaeos’tan kaçarken ayaklarına bir yılan dolanır. Sevgilisi bu yüzden ölüp yeraltına (uhrâ) gidince, sevgilisini kaybeden Orfeos de ona kavuşmak için büyük çabalar gösterir; ilâhlardan yardım görme umuduyla, hasret içinde muhteşem bir musiki yaratır. Orfeos’un sevgilisine kavuşma çabalarına sonunda bir cevab gelir. Sevgilisine kavuşacaktır, fakat bir şart vardır: Bu da, sevgilisi yeraltı âleminin karanlıklarından ışığa çıkana kadar onun yüzüne bakmaması şartıdır. Böylece ilâhî yardımla, sevgilisi, ethîr (esîr) katlarından çıkıp yükselmeye başlar, fakat tam ışığa çıktı çıkacakken Orfeos dayanamaz, ardından gelen sevgilisini görmek için dönüp geriye bakar. Bu büyük hatasından ötürü de sevgilisine kavuşamaz, Evridiki karanlıklara geri döndürülür. Bir ânda bütün çabalar boşa gitmiştir. Evridiki, geri gömüldüğü yeraltı âlemi bataklıklarından ona şöyle haykırır:

 

Bu ne Orfeos, bu ne?

Bu ne gaflet böyle, seni de yok eden, zavallı beni de?

İşte yine geri çağırır beni zâlim kader,

Uyku kapatır kararan gözlerimi,

Dört yanımı saran gece götürür beni, elveda!

 

Hikâyenin devamında mağara, ağaç, kaplan, yavrulu bülbül sembolleriyle ilişkilendirilen Orfeos yedi ay, havada asılı bir kayanın altında ağlar, gözleri sevgilisine kavuşmaktan başka bir şeyi görmediğinden diğer kadınlarla ilgilenmez, hattâ onları hor görür. Bu yüzden kadınlarca öldürülür, vücûdu paramparça edilir ve organları ırmağa atılır.

Esoterik kaynaklara göre, kökeni Orfeos inisiyasyonu olan bu hikâyede inisiyatik aydınlanma ve kurtuluş themasının işlendiği bir sembolizm vardır. Bu öyküde kullanılan sembollerin şunlar olduğu ileri sürülür: Bacağa dolanan yılan, ahenkli müzikler, kayıp sevgili, karanlıktan ışığa yükselme, geriye dönüp bakma, sevgiliye kavuşamama, uyku ve gece, kaderin çağırması, ağaç, yedi ay ağlama, havada asılı kaya, diğer kadınlarla hiç ilgilenmeme, ölüm ve organlara ayrılma, ırmağa atılma.

(H)Êsperides (σπερίδες – Atlas’ın kızlarıdırlar ve Uzak Batı’nın perileri diye bilinirler. Batı’nın en batı ucunda, bugünkü Fas’ın Tanger şehrinde gözleri kamaştıran bir bahçede yaşarlar. Bu bahçe okyanuslarla çevrilmiştir. Güneşin battığı yerin perileri olan Esperidler Gece’nin yani Nyks‘in kızlarıdır. Sicilyalı Yunan şâir Stesihoros ve Strabo‘ya göre Hesperidler İber Yarımadası’nın güneyinde Tartessos‘da bulunurlardı. Hesperidler’in üç periden oluştuğu söylenmektedir ama çok eski bir rivâyete göre Hesperidler dört periden oluşuyordu. Hesperidler’in Gece yani Niks ile Karanlık’ın –Derîn Zulmet- yani Kara Erebius’un çocukları olduğu rivâyet edilirdi. Bununla birlikte Atlas veya Zeus gibi farklı karakterlerin çocukları olarak da belirtilmişlerdir.

Hesperidler’in bahçesi altundan elma veren ağaç ile bilinmekteydi. Hera bu ağacı Gaia‘nın kendisine düğün hediyesi olarak verdiği meyve ağacı dallarından yetiştirmiş, Hesperidler’e de bu ağaçlara bakma görevini vermiştir. Hesperidler’in bu ağaçlara yeterince sahib çıkamayacağını düşünen Hera ayrıca yüz başlı ejderha Ladon‘u da bahçeye bekçilik yapması için buraya getirmiştir. Ladon‘un bir diğer özelliği ise pençelerinin zehirli olmasıdır.

Herkül’ün onbirinci görevi Hesperidler’in bahçesindeki elmalara el koymaktır.

HeraklesHerkül bu bahçenin yerini bilmediği için, ilk önce şekil değiştirme konusunda usta olan deniz ilâhlarından Nereos‘u yakalamış ve bahçenin yerini öğrenmiştir. Bahçe yolunun üzerinde yenilmez savaşçı Antaios ile karşılaşan Herakles, Antaios‘un yoluna gelen herkes ile güreşmesi geleneği neticesinde, onunla güreşe tutuşmuştur. Annesi Gaia‘ya yani toprağa ayağı değdiği takdirde hiçbir zaman yenilgiye uğratılamayan Antaios‘u bir ağaç dalına asarak öldürmeyi başarmıştır.

Hesperidler’in bahçesine geldiğinde, cennetleri sırtında taşıyan ve Hesperidler’in babası sayılan Atlas ile karşılaşan Herakles, Atlas‘ı elmaları bahçeden çalmak konusunda iknâ eder. Kendi ağır yükünü Herakles‘e devir etme karşılığında elmaları çalan Atlas, geri döndüğünde, bu yükü tekrar sırtlamak konusunda çok istekli değildir. Tam bu sırada Herakles, taşıdığı cennetlerin sırtına tam olarak yerleşmediğini ve biraz kaydığı şeklinde Atlas‘ı kandırır ve fırsattan istifâde ederek, elmaları alıp, Atlas‘a ağır yükünü tekrar iâde eder. Daha sonrada elmaları Athina‘ya götürmek amacı ile yola koyulur).

Aîgli (Αγλη – Göz kamaştırıcı ışık anlamında. Panopeos’un kızı, Theseos’u aşka düşüren peri. Bu nimfa yüzünden Theseos, sevgilisi Ariadni’yi terketmiştir).

Arethusa (ρέθουσα – Nereos’un kızı. Artemis‘in gözdelerindendir. Kendisine âşık olan Alfeos isimli bir göl ilâhından kaçarken, yolu Ortygia adasına düşmüştür. Burada Artemis‘ten yardım istemiş, o da Arethusa‘yı bir kaynağa çevirmiştir. Ancak direnişçi göl ilâhı Alfeos, ırmağının yönünü yeraltına çevirerek kendi gölünün suları ile Arethusa’nınkileri karıştırmayı başarmıştır).

Erytheia (aieqarE Günbatımı ilâheleri veya perileri).

Hesperia (aierepsE Akşam perileri).

Leimakides (VedainomieL Çayır perileri).

Minthe (Μίνθη – Cocytus nehrinin perisi. Derîn yer altı ilâhı Hades’e âşık olmuş fakat Hades’in eşi Demeter’in kızı Persefoni’nin gadabına uğramış ve nâne’ye dönüştürülmüştür; hedyosmus. Eski Yunan’da nâne, biberiye ve mersin ile birlikte cenâze âyinlerinde kullanılıyordu. Burada amaç sâdece koku vermesini sağlamak değildi zira nâne aynı zamanda mayalanmış arpadan yapılan ve kykeon ismi verilen içkiye de katılıyordu. Bu içki, Elefsis Sırları’na katılanların gizli âyinler esnâsında içtiği temel içecektir. İnanca göre bu içki –nâne katkısı nedeniyle– ölümden sonra insanların ruhlarına ferahlatıcı ve azâbları dindirici bir etki yapıyordu).

Napaeae (Nαπααι – Korulu vadiler, dağ vadileri. Statios Thebaid isimli eserinde, peri İsmenis ölümlü oğlu Keranaios’a başvurduğunda onlara yakarmaktadır).

Oreades (ρεάδες / Όρεστιάδες – Dağ perileri. İlâhe Artemis’in emrindedirler).

Pleiades (Πλειάδες – Deniz perisi Pleion ile titan Atlas’ın yedi kızı. Calypso, Hyas, Hyade’ler ve Hesperidler’in kızkardeşleridirler. Hyades ile beraber Atlantides adını alırlar. Artemis’in emrindedirler. Bunlar Dionysios’un çocukluğunda ona eğitim vermişlerdir. İsimleri Yunanca πλεν – pleîn; denize yelken açmak fiilinden gelir. Antik Çağ’da Pleiades yıldız topluluğu Mayıs’ın ortasıyla Kasım ayının başı arasında Akdeniz’de geceleri gözlenebilmekte ve böylelikle gece yolculuğuna izin vermekteydi.

Yedi kızkardeş şunlardır;

  1. Maia; yedi Pleiade’ın en büyüğüdür; Zeus’la olan birleşmesinden Hermes doğmuştur.
  2. Electra; Zeus’la olan ilişkisinden Dardanos ve Iasion doğmuştur.
  3. Taygete; Zeus’la olan ilişkisinden Lacedaemon doğmuştur.
  4. Alkyoni; Poseidonas’la olan ilişkisinden Hyrieos doğmuştur.
  5. Celaeno; Poseidonas’la olan ilişkisinden Lycus ve Eurypylus doğmuştur.
  6. Sterope (Asteropi); Aris’le olan ilişkisinden Oenomaos.
  7. Merope; Pleiade’ların en genci Orion tarafından alınmıştır. Bir başka theoriye göre Sisyphos ile evlenmiş, ölümlü hâle gelmiş ve gözden kaybolmuştur. Sisyphos ile olan evliliğinden oğulları olmuştur.

 

ORMAN NİMFALARI

Dryades (Δρυάδες – Ağaç perileri. Hind-Avrupa dil grubunda derew(o) kök kelimesi ağaç veya koru anlamına gelir. Dryadlar, diğer ağaç perileri olan hamadryad‘lardan farklıdırlar. Dryadlar, insanlarla ilişki kurup evlenebilirler ve çocuk sahibi olabilirler. Hamadryadlar‘ın ömrü ise yaşadıkları ağaçların ömrü kadardır ve ağaçlarından ayrılamazlar. Kısacası ağaçla doğup ağaçla ölürler ama aralarında ölümsüz olanlar da vardır; Orfeos‘un eşi Evridiki bir dryad’dır. Eski Yunan‘da halk ağaç kesmek için dîn yetkililerine ve kâhinlere başvurup, dryadlar’ın bırakıp gittikleri ağaçları seçerlerdi. Dryadlar, Hamadryadlar’la kardeşlerdir, tek farkları hamadrayadlar gibi ölümlülere cezâ vermemeleridir).

Hamadryades (μαδρυάδεςDryad’ın (Rûh’un) ismi – Esmâ-i Rûh olarak bilinirler. Mânâ varlıklarıdır. Ömürleri kısıtlıdır. Athenaeos’a göre sekiz Hamadryades vardır: Bunlar Oxylos (O Xylos; Ahşab) ile Hamadryas’ın kızlarıdır;

Karya (Ceviz ve Fındık); B(V)alanos (Meşe); Kraneia (Çalı ve çalı dikeni); Morea (Dut); Aigeiros (Kara kavak); Ptelea (Karaağaç); Ampelos (Asma ve kara üzüm); Syke (İncir).

Epimeliades (VedailemipE – Elma ağacının koruyucu perileri. Elma (Mηλον) kelimesi Eski Yunanca metinlerde koyun anlamına da gelmekteydi. Bu nedenle aynı kelime koyunların ve keçilerin koruyucusu olan manevî varlıklar anlamına gelmektedir. Saçları elma çiçeği veya koyun yünü gibi beyazdı).

Leuce – Lefke (ekueLOkeanos’unOkyanus’un kızı, Hades tarafından kaldırılmıştır. Hades onu Akkavak ağacına çevirmiştir. Bir başka versiyona göre Persefoni tarafından Akkavak ağacına çevrilmiştir. Akkavak perisi. Akkavak Persefoni’nin rejenerasyon ilâhesi olduğuna işâret sayılmıştır).

Meliades (Μελιάδες – Dişbudak ağacı perileri. Hesiodos’a göre, Gök-İlâh Uranos’un Kronos tarafından öldürülmesinden sonra kanından çıkan varlıklar arasında Meliades de bulunmaktadır. Bunlar ‘Ilımlı Kaderler’ olarak da anılırlar. Meliades soyu kimi zaman tekil olarak da anılır –Melia– zira Melia bir grup kızkardeşten birisinin ismi olarak değerlendirilmektedir. Okeanos’un kızlarından biri sayılmaktadır. Kardeşi olan nehir ilâhı İnakhos ile birlikteliğinden Foroneos, Aegialeo, Nilodiki ve İo doğmuştur. Bir başka mithos’ta Poseidonas ile birlikteliğinden Amykos doğmuştur.

Dişbudak ağaçları’nın –Fraxinusçoğu şekerli bir sıvı salgılarlar. Bu nedenle Eski Yunan’da Meli kelimesi Bal anlamında kullanılmıştır ve Bal kelimesi de Meli kelimesinden mülhemdir. Meliades soyu Girit’teki Dikhti mağarasında Zeus’un dadılığını yapmışlardır. İnanca göre Meliades, Zeus’u sihirli ve ölümsüzlük iksiri olan ballarla besliyorlardı).

 

SU NİMFALARI (EFYDRİADES)

Heleades (Bataklık perileri).

Naiades (Ναϊάδες – Akan suların perileri. Çeşmeleri, kaynakları, kuyuları, dereleri ve kudret sularını onlar koruyorlardı. Bunları spesifik olarak ele alırsak;

Krinaeae – Çeşme perileri, Limnades – Göl perileri, Pigoi – Kaynak perileri, Potamiedes – Nehir perileri, Eleionomae – Bataklık perileri).

Korsia PerileriCorycian Nymphs (Fosis’te bulunan Parnassos Tepesi’ndeki Kutsal Korisia mağarasını koruyan üç su perisidir. İsimleri sırasıyla; Korycia, Kliodora, Melaina’dır. Babalarının ismi Kefisos veya Pleistos’tur. Mağara Korycia’nın ismiyle anılmaktadır. Apollo ile olan ilişkisinden Lykoreos doğmuştur. Kliodora ise Poseidonas’ın sevgilisidir; Parnassos isimli bir çocukları olmuştur. O da meşhur Parnassos şehrini kurmuştur. Melaina da Apollo’nun sevgilisidir ve Delfos’un annesidir. Siyah mânâsına gelen Melaina için yeraltlarını koruyan perilerin de başındaki varlıktır denir).

Nereides (VediereN [Nereides] – Akdeniz’in bizzât kendisi olan Nereos’un kızları. Bunlar 90 kadardır;

Actaea, Agaveγαύη– Meşhur anlamında, Amathia, Amphinome, Amphithoe, AmphitriteμφιτρίτηPoseidonas’ın karısı, Apseudes, Arethusa, Asia, Autonoe, Beroe, Callianassa, Callianira, CalypsoΚαλυψώ– Titan Atlas’ın kızı, Ogygia adasının bânîsi, Odysseas’ı bu adada yıllarca tutsak aldı, Ceto, Clio, Clymene, Cranto, Creneis, CydippeΚυδίππη, Cymo, Cymatolege, Cymodoce, Cymothoe, Deiopea, Dero, Dexamene, Dione –ΔιώνηGaia’nın peri kılığındaki imajı, Doris –ΔωρίςOkeanos’un kızı, 50 Nereid’in annesi, Doto, Drymo, Dynamene, Eione, Ephyra, Erato, Eucrante, Eudore, Eulimene, Eumolpe, Eunice, Eupompe, Eurydice, Evagore, Evarne, Galene, Galatea, Glauce, Glauconome, Halie, Halimede, Hipponoe, Hippothoe, Iaera, Ianassa, Ianira, Ione, Laomedia, Leiagore, Leucothoe, Ligea, Limnoria, Lycorias, Lysianassa, Maera, Melite, Menippe, Nausithoe, Nemertes, Neomeris, Nesaea, Neso, Opis, Orithyia, Panopaea, Panope, Pasithea, Pherusa, Phyllodoce, Plexaure, Ploto, Pontomedusa, Pontoporia, Poulunoe, Pronoe, Proto, Protomeda, Psamathe, Sao, Spia, Thaleia, Themisto, Thetis, Thoe, Thoosa).

Okeanides (Okeanos ve Tethys’in kızları; tuzlu su perileri).

 

DİĞER NİMFALAR

Lampades (Λαμπάδες – Yer altı perileri).

Musalar (VesuM – Güzel Sanat perileri).

Nephelae (Bulut perileri).

 

MÂTEM’DEN DEVAM İLE

Deuil originaire diyorlar ya, yani aslî mâtem veya mâtemlerin atası. Ben buna Ezelî mâtem dedim. Bu eser boyunca sık kullanılan kavramlar var; bakır teller diyelim. Böyle dememi tetikleyen şey onların âdetâ iletken olmaları, akımı iletmede güçlü bir rol oynamaları.

Aklıma –parantez içinde– hemen péché originel geliyor. Bu terim Saint-Augustin tarafından ortaya konmuştur. Herhâlde 397 senesi olacak. Bu kavramdan muradı şuydu, değerli azîz’in: Bir günâh hâli ki, bütün insanlar –aslında erkekleri kasd etmektedir– günâhkâr bir soy –race pécheresse– kökenleri yüzünden bu durumun içinde bulunurlar. Ve, günâh insanoğlu’nun atası Âdem peygamber’in işlediği günâhtır. Yahudî felsefesiyle ve inancıyla başlayan Hristiyanlık’la devam eden bu doktrin sayısız spekülasyonu da beraberinde getirmiştir. Bu karmaşanın nedeni kötülüğün kökeni’ne dönük çok sayıda farklı yaklaşımdır. Kimi düşünce sistemlerinde kötülük’ün tarihi insanlıktan daha eskidir. Bunun da altında çok kısaca iyi ilâh – kötü ilâh esprisi yatar. Yine işin içine bir de insanoğluna medeniyet gölgesiyle sapık sanatlar –les arts pervers de la civilisation– eğitimi veren ‘günâhkâr melekler’ –anges pécheurs– ve dahi rûhların düşüşü diğer bir deyişle ahsen-i takvîm’den esfeli sâfilîn noktasına doğru hızlı bir düşüş –la chute des âmes– konusu girer ve biz mâtem’den sapabiliriz.

Yine de; «Sâdece ağlamak Rûh’uma refâkat etti ve beni hayatta tuttu» diyor St. Augustin. Bu kadar fazla günâhtan çok ürktüğü besbellidir.

Aşil’i büyüten yeğeni Patroklis’in ölümüdür derler ya, insanlığı büyüten de Jeni’dir. Döner mâteme geliriz, yitip giden Kelâm’a ve onu sırtında taşımakta ısrâr eden Jeni’ye. Sinir sistemi ve gerekçe her ikisi birden mâtem chiasma’sından geçip imago’yu zihnimize yansıtır; zevken idrâk karargâhı orasıdır ve yazarın hastalığı bile bulunur à personnalité émotionnellement labile, type Borderline. Melekle arkadaşlık etmek ve eğer gerekirse onunla birlikte düşmek anlamında. Mâtemin bin yüzünden biri de bu.

Açıktır ki, ağlamak, kutlamak, itiraf etmek ve yazmak arasinda bir bağ ve benzerlik vardır. Buradan okuyunca, mâtem; ağlamak, kutlamak, itiraf etmek ve yazmak oluyor. İnsan bu dört varlık atıyla dolaşır mısır tarlalarında ve her bir püskül labirenthdir.

Augustinien yazıda mâtem iki kere görünür. Augustin herşeyden önce geçmişte kaybettiği çok değerli bir dostunun ardından hissettiği umudsuzluğu zorlanarak da olsa itiraf eder.

Sonra kendisini iyice kucağına attığı ıztırab onu Allah’tan, gerçek mânâda ilâhî olandan iyice uzaklaştırmaya ve bu değerlerin yerine o dostunu yerleştirmeye başlar. O raddeye gelir ki, bu hayatta ulaşmak istediği tek şey arkadaşını yeniden görmektir. Bu egoist mâtem onu Hakikî dost olan Allah’a yakınlıktan koparıp dar ve kaba bir dîndâra dönüştürür; Allah’a yakınlıktan değil ve fakat telafi ihtiyacından ve suçluluk duygusundan kaynaklı bir sunî ibâdetçiliğe sarılır. Bu çerçeveden bakıldığında mâtem bu dünyânın bir enstrümanı olup yeryüzü yüceliği cümlesindendir. Kimileri –ve husûsen de psikiyatri ve psikanaliz bilimleri– bunu iyice ileri götürüp onu âdetâ bir mistik tapınma âletine dönüştürürler ki, ben buna ‘objet pourri‘ – çürümüş, kokuşmuş nesne adını çoktan vermiş bulunuyorum.

Aynı Augustin haklı olarak daha sonra şu cümleyi kuracaktır;

En Dieu, l’amitié ne manque pas, car Dieu ne manque de rienAllah’ta dostluk eksik değildir zira Allah’ta olmayan hiçbir şey yoktur.

Mâtemin büyüğünü arayan varsa muhtemelen onu –veya onun kapısını– insanın tâ kendisinde bulacaktır. Insanın büyüğü de Jeni.

Modern zaman psiko-analistleri mâtemin hem yeni (ve / veya modern) hem de ananevî (ve / veya kadîm) olduğuna inanırlar. Ben ezelî ve ebedî diyerek boşlukları kapatmak istiyorum.

Yeni diyorlar; ismine yüklenen mânâları itibârıyla katılıyorum.

Perspektifler itibârıyla? Pek emîn değilim.

Açılımları bakımından? Zor…

Çok ıztırab çektiğinden neredeyse emîn olduğum bir kadın tımarhânede sükût-u hayâl tonuyla bana şöyle demişti:

Je n’ai jamais prononcé le mot merde, même quand je nageais dedans.

O gece Jeni ruyâsında Voici l’agneau de Dieu qui ôte le péché du mondeİşte, dünyânın günâhını ortadan kaldıran ALLAH Kuzusu nidâsını işitti.

Jeni’nin mâteminin başladığı gün o oldu.

Rûhullah ismi verilen Hz. İyşâ Allah’a dostluk mevzuunda en önde gidenlerden biri olmakla bu ismin içindedir. Allah’ın imtiyâzlı dostlarından olmakla ona ithâfen Rûhlar’ın dostluk birliğil’union d’amitié des esprits, kavramını yüksek insanlara teklif ettim, kabûl gördü.

Asıl mesele bu birliğe halel geldiğinde başlar ki, yeryüzünün en kudretli yeşil anasonlu absinthe’iyle ölünse bile bu mâtem devam eder.

 

Kaynak: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 2, Eylül-Aralık 2011, s. 243-251

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz