Jorge Luis Borges

72

Ma Alladzi Hadatha Fi Hadath 11/9 (11/9’da Ne Oldu?)

Çok şey konuşuldu üzerine, fakat başvurulan kavramlar arasında en banalı ‘terörizm’ olsa gerek… diyordu bir akademisyen, ismi bizde saklı. Yani off the record (kayd dışı) bir konuşmada.

Hem derinlikli hem aktüel hem kısa hem de ufuklu bir makâle yazmak, üstelik dünyayı yerinden oynatan bir haditha (hâdise) hakkında… Tarzım değil, çok zor ve nitelikli olmasından kuşku duyuyorum. Marathon koşucusundan sprinter olur mu? Başarısı çok tartışılır… Hayırlısı…

Aklım karışık; meselâ Jorge Luis Borges geliyor aklıma, ‘L’Aleph et autres histoires, 1949 – Alef (A) ve başka hikâyeler’ isimli eseriyle. Astronomi şiiri isimli bir şiir kategorisi var ve latinî bir deyim kullanılıyor bu şiir kategoriası için: Nox Oculis. Yâni ‘Gözlerin önünde gece’. Borges’in ‘Gecenin Hikâyesi’ isimli şiiri de bu kategorianın içinde değerlendiriliyor. Borges için, ’aşırıcılık-outrance/ultraïsme, esthetik, avant-garde, métaphore – iğretilme ve metafizik’ kavramlarıyla oynaşan adam diyenler var. Luna de en frente (Karşıdan Ay-1925), Ferveur de Buenos Aires (Buenos Aires’in Şevki/tutkusu/ateşliliği-1923), Cuaderno San Martin (San Martin Defteri-1929) isimli şiirleri lirizmin ve mithologianın doruklarında dolaşan şiirlerdir. Gecenin büyülü gerçekliğine ’touch and go’ yapar. Bu ingilizce kavram aslında bir havacılık terimi ve bir uçağın piste değip yeniden havalanmasıyla iligili. Borges’e yakıştırıyorum: Değ ve geç…

Oradan, İsrâ (Gece Yolculuğu) sûresine dokunup geçelim:

16 – Biz bir ülkeyi yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklılarına emrederiz, onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece, o ülke helâka müstehak olur, biz de onu yerle bir ederiz.

17 – Hem Nuh’tan sonra nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günâhlarını bilmek ve görmekte Rabbin yeter.

Touch and Go…

1938’de başından aldığı bir yara sonucu görme yetisini neredeyse yitirdi, Borges. Millî Kütübhâne’nin müdürü olduğu ve Buenos Aires Üniversitesi’nde İngilizce prof.luğu yaptığı sırada çok zor görüyordu. La Historia universal de la infamia (Alçaklığın/Namussuzluğun Evrensel Tarihi – 1935) isimli eserini çok üst düzey araştırmalar ana gâyesiyle yazdı.

Alfa (Elif) ve Başka Hikayeler, Contes Fantastiques (Fantastik Öyküler-1955) ve Le Livre des Etres Imaginaires (Sanal Varlıklar Kitabı -1967) isimli kitablarıyla realiteyi farklı bir mantığa oturttu: Dünyaya bir anlam vermenin imkansiz oldugunu ve böyle bir labirentin icinden çıkılamayacagi. Eşdeyisle mevcud akıl bu içinden çıkmak durumunda değildi. Ona göre, ´güvenilir, tek ve sâbit´ bir gerçek yoktu. O nedenle, her türden ´realist´ (san´ât, felsefe, mantık vs.) sıfatlı çalışma ve yaklaşım ´sahtekârlık´ ve ´düzmecelik´ içeriyordu. Fantastik işler ´sahtekârlık´ın gücünü çok düşürüyordu ve her realitenin statüsü üzerinde – yaradılışın bağrında kalmayı sürdürerek – plastik müdâhaleler sözkonusu olabiliyordu. Fantastik olan, mevcud realite anlayışı ve tanımlarından çok daha gerçekçi ve moral-coşku sağlayıcıydı. 

Şiirinde ve nesirinde, fiksiyonlar (kurgular) hâkimdi: labirenth, hafıza, ayna oyunları, khaos içindeki dünyâ, pantheizm, sonsuz geri dönüş, bir tek insanla birçok insanın biografileri arasındaki tam-kusursuz uygunluk gibi. Realite, Borges için, ´İlerleyici Körlük´ (Cécité Progressive) idi. Ruhî baş dönmelerine yol açıyordu ve dinmez, dizginsiz ve amansız bir mantığa sürükleniyordu. Bir gün herşey, bilinmeyen bir merkezden gelişecek bir inisiyatifle yerli yerine oturacaktı. Kişiliksiz (impersonel) hâle gelen (getirilmiş olan) lisân hayatımızı berbâd ederek devâm ettiriyordu. Rhetorik basitleşmişti ve Büyük İşler´e yürüyüşte âdeta bir şeytân entrikası gibi duruyordu.

Maximum gücte bir paradigma gerekiyordu ve bu paradigma yeni bir jenerikle çıkmalıydı ortaya. Borges´le berâber dokunup geçmiş oluyorum…

1960´da bu düşüncelerle donanmış olarak bir kitâb yazdı: El Hacedor (Yapan, yapıcı, yaratıcı, yazar). El Hacedor, La Cifra´yla (Rakam, Şifre-1981) taçlanır. Bayağı ve yavan uzlaşmalara (les conventions prosaïques) karşı bir başkaldırı manifestosu, El Hacedor´dan başlayıp La Cifra´ya uzandı/yükseldi. Bunun iki ayağı vardı: Açıktan ve somut itirâz biçimi (El Hacedor) ve Sembolik rhetorikler (La Cifra). Somut başlayan iş, zamanla halk tarafındaki psalmodie (tek düze okuma) arızasından sıyrılıp güzel okuma (tilâvet) aşamasına doğru kemâl kazanır. Şiirde ´Endekasyllavi´ (11 Hece), Alexandrin ve eptasillavi (12 ve 7 Hece) ölçülerini öne çıkardı, şâir. Gözleri iyice görmez olduğunda, şiirlerini belleksek rhetorikle (mnémonique rhétorique) belirliyordu yani zihninde kompoze ediyordu. Sembollere dönmüştü ve semboller ona muhafızlık ediyorlardı: labirenth, ayna, düşünce, hayâl, kaplan, kılıç, kütübhâne. Bilge Tiresias´a benziyordu ve Oedipus´u uyarıyordu.

Ortada bir anakronizm vardı ve herkes farkında değildi. ENDEKASILLAVI (11 Hece düzeni) ile yazılan bir manzum eser zamandışılığa vurulan bir darbe oldu. Pandora´nin kutusu açıldı. Mithik (efsânevî) hafıza ile rhetorik (şiarî) hafıza içiçe geçti. Dış görünüş/biçim (configuration) ile öz (essence) arasında bir esthetik armoni arandı. Şahsî işâretini öldürdü ve sübjektifliğinin direkt belirtecini bastırdı. Herşey, içli ve hazin (élégiaque), lirik, karmaşık ve spekülatif olsun istedi ve, ressâmı resmin içinde gizlenmiş olarak bırakmayı tercih etti.  Mekân ve Zaman, çok küçük (atom-altı) alanlarda bir bütün olurlar. Yörünge mimârisi oradan başlıyor. Yağmurcunun hendesesi…

Historia de la noche (gecenin hikâyesi/tarihi) isimli şiirinde Borges şöyle der:

 

Nesiller boyunca, insan geceyi inşâ etti.

Başlangıç körlüktü;

dikenler çıplak ayaklara tırmık gibi batıyordu,

kurtlardan korkuluyordu.

İki alacakaranlığı bölen gölgenin mesâfesi için,

Kelâmı (örste) dövenin kim olduğunu asla bilemeyeceğiz;

Yıldızlı saatlerin işâretini vermek için

hangi çağda geldiğini asla bilemeyeceğiz…

Kara koçları kutsadılar…

 

Latin 6´li ölçüsünden şekil aldı, ve Pascal´ın teröründen…

Son tahlilde; El Hacedor, 11´lik ölçüyle yazdı. Ve, tüm dünyâ (allâmeleri) yorumlarını döktürdüler. Oysa La Cifra (Şifre) çözümü (déchiffrage) allâmelerde değil yazarda saklı. El Hacedor körlükten başladı, ayaklarına batan dikenlere gülüp geçti, acı alacakaranlığı ikiye böldü, kelâm örste çoktan dövülmüştü. İyşâ Mesih´in yolundaki dikenleri temizleyen Hz. Yahya misâli, El Hacedor da Medhedilen´in yolunu açtı, Cifra´nın yolu. 11 Eylül ile Blaise Pascal çizgisi arasındaki ilişkiyi kurmayı becerebilen, şifreyi çözmede bir adım atar. Mantık saçaklanıyor, herşey herşeyin içinde saklı.

El momento está en las manos de león que rasga la ceguera (Ân, körlüğü yırtan Aslan’ın ellerindedir)…

 

Kaynak: H.A. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv makalelerimizde yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında makalelerini yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!