Judaizm – VII (Bazı Yahudi Şahsiyetler)

KAHİNA DAHİYA BİNT THABBİTA İBN TİFAN

Araplar’ın Kuzey Afrika’ya akınlarından önce Kuzey Afrika’da Yahudilik bayağı yaygındı. Güneydoğu Cezayir bölgesinde Jerawa adında güçlü bir Berberi kabilesi vardı. Bu Yahudi bir kabileydi. Başlarında da Kahina adlı bir prenses bulunuyordu. Kahina, Hasan ibn Al Nu’man komutanlığındaki İslam Ordusu’nu önce yendi. Ancak 700 yıllarında, İslam Orduları’yla yapılan bir diğer savaşta öldü. Bir Yahudi prensesin, savaşçı olması sık görülen bir şey değildir. Bu nedenle Yahudi Tarihi’nde efsâneleşti. Bunu, bazı Arap tarihçileri de belirtirler. Hatta, onun,yenilmemesi hâlinde İslam’ın İspanya’ya geçişinin çok zor olabileceğini söylerler, ona mistik bir yol yükleyenlerde olmuştur.

SAADİA GAON (882-892)

635’te Arap kabileleri Sasani İmparatorluğu’nu yıktılar. Aynı dönemlerde Babil Talmud’u tamamlanmıştı. Talmud, Sura ve Pumbedita akademilerinde okutuluyordu. Sasaniler gibi bu iki akademi de Fırat kıyısındaydı. Bu iki zıt akademinin başına, 930 yılında “Gaon” adında bir baş öğretmen getirildi. Bu özerk kurumların başında, Res Galuta (Tehcir Başkanı) adında bir başkan vardı. Kendisinin Hz. Davud’un soyundan geldiğini iddia ediyor ve Yahudiler’le Halife arasındaki ilişkileri yürütüyordu. Gaon’un ismi Yemen’den Kuzey Afrika’ya kadar bütün Araplar ve Yahudiler arasında bilinir oldu. O, her soruya cevap verebilen adam olarak tanındı. Yazıları, elden ele dolaştı. Yazıları kutsal olarak nitelendirildi. Buna Gneezah adı verilmektedir.

Saadia ben Yosef (Goan), Fayyum’da Dilaz kasabasında doğdu. Bu nedenle El-Fayyumi olarak da anılır. Fayyum, yukarı Mısır’da bulunmaktadır. Gaon, 928 yılında Sura akademisine kabul edildi. Felsefeci, eğitimci ve din adamı olarak eğitmenlik yaptı.

Büyük felsefe klasiği sayılan, Doktrinler ve İnançların Kitabı adlı eseri yazdı. Yolsuzluklara karşı çıktığı için, Res Galuta tarafından tutuklandı ve hapsedildi. Gaon, İslâm Kelâmı ve Aristotales felsefesini de iyi biliyordu. Aklın yüceliğini öne çıkarmasıyla bilinir. Torah’ın da bir akıl kitabı olduğunu savundu. Rabbi geleneğini reddeden Karaizm tarikatını da mahkum etti. Genelde Arapça yazdı.

RASHİ (1045-1105)

Bir Talmud uzmanı ve yorumcusudur. Esas ismi, Rabbi Shlomo İtzchaki’dir. Peshat (yorum) konusunda çok büyük bir ustadır. Özellikle de, yorumları başta Martin Luther tarafından olmak üzere bütün Hristiyan reformistleri çok etkiledi. 1072’de Askenaz Torah Akademisi’ni kurdu. Şiirleri Selihot adı altında toplandı. Hz. Davud’un soyundan geldiği savunuldu.

ABRAHAM İBN EZRA (1089-1164)

Toledo’da doğdu. Felsefeci, dil bilimci, şair, Talmud uzmanı ve astrolog. Kendisi de bir Yahudi olan ünlü filozof Baruh Spinoza’yı çok etkiledi. Şaheserini Londra’da tamamladı. Allah korkusunun oluşumu. Bu, Neo-Platonik felsefeyi ele alan bir eserdi. Reform hareketini de ciddi manada etkilediği biliniyor.

Doğduğumda,
Küre-i Arz ve sabit yıldızlar
Yolları üzreydiler;
Mum işi yapıyor olsaydım
Güneş, benim ölümüme kadar
Kara yüzünü bana çevirmezdi…
Kefen ticareti yapsaydım
Ben yaşadığım sürece kimse ölmeyecekti!..

ABRAHAM ABULAFİA (1240-1300)

Aldığını söylediği bir ilham üzerine 1280’de, Papa 3. Nicholas’ı dininden döndürmek ve Yahudileştirmek amacıyla Roma’ya gitti. Papa’nın cevabı sert oldu: “Yakın onu!“. Fakat Papa, Abulafia için ölüm tâlimatını verdiği günün akşamı, 22 Ağustos’da âniden öldü. Bunun üzerine Abulafia hapse atıldı ve 1 ay yattı. Daha sonra serbest bırakıldı.

13. yy.’da bir Yahudi’nin Roma’ya gelerek, böyle bir konuşma yapması, kuzunun kendi isteğiyle kurt yuvasına girmesi gibi birşeydi. Kimileri bu girişimi peygamberâne bir çıkış, kimileride bir mucize olarak niteledi.

İspanya’nın Saragossa şehrinde doğan Abulafia, tabiata dönük bir yaşam sergiliyordu. Evi, barkı yoktu. Sokaklarda, tarlalarda yatıyordu. 18 yaşındayken Filistin’e, Akra kentine gitti. Amacı, efsânevi Sambatyon nehrini aramaktı, fakat, bu girişiminde başarılı olamadı. Önce Maymonides felsefesini daha sonra da ezoterik Kabbala’yı tahsil etti. 30 yaşında tekrar İspanya’ya döndü. Gizli ilimler konusunda yetkinleşmeye devam etti ve bunu peygamber yolu olarak tanımladı. 1279’da Yunanistan’ın Patra şehrine geldi ve ilk önemli eserini yazdı. Bu kitap, peygambersel anlamda Kabbala’nın izahını içeriyordu. Sicilya’daMesih olarak göründüğü iddia edildi. Bu gelişmeler üzerine, Barselonalı rabbi Solomon ben Adret, Palermo halkına bir mektup yazarak, ona inanılmamasını istedi. İspanya Müslümanları özellikle de Sufiler arasında da ilgi gördü.

Abulafia, temel birliğin gizem yolunda gerçekleşmesi gerektiğini, doktrinal ayrılıkların aşılması gerektiğini, İlahi Işık’a ancak böyle ulaşılabileciğini belirtiyordu. Kendi aynı zamanda “Ekstatik Kabala”nın da teorisyenidir.

GRAÇİA NAŞİ (1510-1569)

1391 Yılında Hristyanlar, Yahudiler’e yönelik büyük bir saldırı gerçekleştirdi. Birçok Sevilla Yahudisi öldürüldü. Geri kalanlar hristyanlaştırıldı. Bunlar arasından bazıları kardinal veya piskopos seviyelerine kadar yükseldiler. Ancak bunlar Yahudiliklerinden asla vazgeçmediler ve gizli âyinlerle inançlarını sürdürdüler. Bu dönmelere, Kastilya dilinde “marranos” (domuz) adı veriliyordu. [Örneğin, Türkiye’de Banker Kastelli adı verilen Cevher Özden de bir Kastilyan dönmesidir.]

Kendisi de bir Yahudi olan Christoph Columbus’un yolculuğunun temel nedeni de keşif falan değildi. Kral Ferdinand ve kraliçe İzabel, bir Yahudi olan danışmanları Don İsaac Abranavel’in tavsiyesi ile Yahudileri İspanya’dan uzaklaştırmak için uygun bir yer aramak üzere Columbus’u sefere gönderdiler. Columbus, ne Amerika’yı ne Hindistan’ı ne de başka bir yeri keşfetmek amacıyla yola çıktı amaç bir grup önemli yahudinin İspanya’dan sağ salim çıkarılmasıydı. Tarihi siyonizm’in önemli ayaklarından biridir bu. Yahudinin yahudiyi anavatana doğru, dolaylı yöntemlerle yönlendirmesi. Aynı 20 yy.’lın ilk yarısında olduğu gibi.Aynı İsaac Abranavel, bir grup yahudinin Antwerp’e, bir grubunun Britanya’ya, bir diğer grubunun da Osmanlı İmparatorluğu’na gönderilmesini kral ve kraliçeye önermiştir.

Bu süreçte bir asilzade konumunda olan Beatriz de Luna (Graçia Naşi) de Venedik’e doğru yola çıktı (1544). 1550’de Ferrara’da Dük Ercole’nin himayesine girdi ve Graçia Hannah Naşi adını kullanmaya başladı. Hayatının son birkaç yılı, İstanbul’da Galata semtinde bir malikanede geçti. Graçia’nın ideali, İberya Yahudilerini ihya etmekti. Bu nedenle, gazetelere, eğitim kurumlarına, ibadethanelere büyük destek verdi. Ferrara İncili’nin İspanyolca ve İbranice’de basılması için uğraştı. Özellikle İspanyol ve Portekiz Yahudileri arasında çok sevildi, hatta azize olarak kabul edildi.

BAAL ŞEM TOV (1703-1761)

Onları gördüğünüzde hemen diğerlerinden ayırt edersiniz. Kudüs’te, New York’da, Paris’te, Atina’da,Budapeşte’de, Roma’da hep aynı kılıktadırlar. Kara cübbeli adamlardır bunlar. Bunlar gelenekçi bir tarikat olan Hasidizm’in bağlılarıdırlar. Baal Şem, İbranice, “İsmin Sahibi” anlamına gelir. Tov kelimesi de “iyi” anlamındadır. Kısaca BEST de denir.

Gerçek ismi İzrael Ben Eliezer’dir. Ukrayna’nın Podolia kentinde doğdu. Yoksul bir ailenin çocuğuydu.karizmatik bir kişiliği olduğu için çok kişiyi kolayca etkiledi ve Yahudi şeriatına uymaya çağırdı. Hareket Polonya ve Ukrayna’da yayıldı. Radikal sayılmazdılar, zira havralarda içip şarkı söyleyebiliyor, rabbiliğe sıcak bakmıyorlardı. Başlarında “Rebbe” ve “Çaddık” adı verilen öğretmenler vardı. Birçok eleştiri aldı. Eleştirilerin başında, Kabbala öğretisinin sıradan halka açıklanması ve aşırı vülgarize (bayağılaştırılması) edilmesi geliyordu. Mesih idealini de reddediyorlardı. Hristiyan ideallerine yakın olmakla da ciddi biçimde eleştirildiler.

MOSES MENDELSSOHN (1729-1786)

Bal Şem Tov’un çağdaşı ve muhalifidir. Dassau’da doğdu. Berlin’de, matematik, felsefe ve dil eğitimi aldı. O dönemde Yahudiler üniversitelere genelde kabul edilmiyorlardı. 1764 yılında Berlin Akademisi ödülünü aldı. Sebep ise, metafizikle bilimsel metod arasında en iyi ilişkiyi kurabilmiş olmasıydı. Rakibi ise İmmanuel Kant’dı. Ölümsüzlük üzerine yazdığı “Phadon” adlı eseri onun “Alman Sokrates” olarak anılmasına neden oldu.

Yahudi sosyal hakları ve anti-semitizm için mücadele etti. 1781’de Berlin’de bir Yahudi okulu açtı. Dönmeliğe karşı çıktı. Hasidizm’le çatıştı. “Jerusalem” adlı eserinde, dinin devletten tamamen ayrılmasını savundu. Pantheism’i eleştirdi. Judaizm ruhunu, Doktrin’de özgürlük ve etlemde birlik olarak tanımladı. Söyledikleri şef rabbileri rahatsız etti. Mendelssohn, modernizm ve laisizm ideologlarındandır.

ALBERT EİNSTEİN

Einstein, Quantum (Zerre) teoremiyle, sanılanın aksine aslında Determinist ideolojinin etkisi altında kalmıştır. Einstein, İndeterminizm (Kesinsizlik)e karşıdır. Büyük Birleşik Alanlar Teorisi ve Gizli Değişkenler teorisi, “Materyalist Fizik”in karşısındadır.

Fakat İzafiyet formüllerinde ise, Einstein tamamen materyalist ideolojinin yanında yeralmıştır. Onun biyografisine göz attığımızda bazı ipuçlarına rastlıyoruz:

Paranold düzeyde Alman ve Alman ideolojisi düşmanı (özellikle anti- Hegelian). Reformist. Bu düşüncelerinin Yahudi kırmı ile ilgisi de yok zira, olaylardan çok daha öncelere dayanıyor. Yine üstelik, Almanlar tarafından çok seviliyor.

Kozirev ise Einstein’ı direkt olarak karşısına alır:

“Einstein, almanlar’ın (Alman Aryen ideolojisinin ) bütün bilim ve fiziği tek başlarına temsil etmelerine çok kızıyordu. Dünya Yahudi örgütlerinin Einstein’ı sıkıştırdığı ve bir Yahudi fiziğinden kasıt, Siyonist ideolojinin bilim alanlarındaki tahakküm istemidir. Bu baskıların sonucu Einstein, Uzay’ın saf vakum (boşluk) olduğunu, sırf Esir’e yer vermemek için zoraki olarak belirtti. Oysa orthodox bir Musevi’ydi! Ya da öyle bir imaj veriyordu. Yanı Einstein inançlarını zorluyordu. Bunun nedeni ideolojik yetmezliğiydi. Olaylara tam olarak anlam veremiyor, yahudiler’in kendini neden baskı altında tuttuğunu bir anlayamıyordu. Einstein, Esir’e inanıyordu. Taktiğe göre, yalnızca Madde vardı; Uzay ise “HİÇ BİR ŞEY” den ibaretti! Einstein gibi bir ustanın böyle bir saçmalığa inanması rasyonel değildir. Üstelik tam da o sırada, Uzay’ın tıkabasa enerji alanları ve elektromanyetik dalgalardan oluştuğu netleşmişken. Einstein, bu gerçekliğe de anlaşılmayan bir biçimde direndi ve Yahudi tezini dayatmaya devam etti. Oyunun kuralı gereği, bir diğer Yahudi fizikçi devreye girdi ve sözde Einstein’ı yalanladı ve Uzay’ın vakum (boşluk) değil, enerjik alanlardan oluştuğunu, yeni bir buluş gibi sunarak, güya bir rekabet yarattı. İki taraf ta Yahudi olduğu için başarı Yahudi ideolojisinmiş gibi göründü”.

Aslında, Einstein Uzay’ın genişlediğini bizzat saptamış, fakat bu ölü (statik) uzayın canlanmasından Yahudi ideolojisi ürktü. Bu ürküntü sebepsiz değildi zira, durağan (statik) be evren yerine dinamik bir evren, başlangıç- Son ya da Yaradılış-Kıyamet gibi kavramların gündemleşmesine yol açacak düzeyde dini postulat’ları hatırlıyordu. Bu, dev maddi (kapitalist) dünya yatırımlarını boşa düşürmek anlamını taşıyordu ve materyalist ideolojiyi, kendi soyunun dışında bütün dünyaya yayma politikası güden Yahudi ideolojisinin hem prestiji hem de protokolleri sarsılacaktı. Einstein talimat almakta gecikmedi ve bir kozmolojik sabit üretip bunu formüllerine ekledi ve Uzay’ı durdurmaya kalkıştı ve bundan dolayı da hayli acı çekti. Kozirev ve Friedmann-ki, her ikisi de Alman’dır ve Einstein’ın arkadaşlarıdır. Einstein’ın foyasını ortaya çıkardılar ve Uzay’ın genişlediğini bildirdiler. Bu, ” K sabiri” ne karşı bir manifesto niteliğindeydi. Einstein hatasını kabul etti ve özür diledi ama bu olan bitenleri kimse duymadı, duyamadı. Kol kırıldı yen içinde! Evren genişliyordu. Öyle ki, uzak galaksiler ışıktan da hızlı olarak bizden kaçıyordu! Einsteinistler, hala ” Hiçbirşey ışıktan daha hızlı olamaz” diye galaksi hızlarında da, Einstein’ın kendisinin reddettiği “K sabiti”ni kullanıyorlar…

Einstein, E=M.c2 formülünü nasıl yalnızca madde-enerji eşdeğerliliği üzerinekurarak, boşluktaki enerji alanlarının da bir kütlesi olduğunu be bunların da formüle eklenmesini es geçmişse, birçok şeyi de maksatlı olarak yarım bırakmıştır. Zaman’ın ve Çekim’in tensörünü (gercisini) ölçme güçlüklerini bildiğinden kurnazlıklara kalkıştı. Einstein, tekzip edilene kadar “Efsane” olmayı planladı.

İdeoloji uyarında Esir inancına saklaması gerekiyordu. Esir’e karşı çıkışını, “Michelson-Morley deneyi” (Michelson da yahudi’dir) ne dayandırdı. Bu ikilinin, ışığın hızını bir masada aynalarla ölçmeleri, ışık hızının bulunması için harikaydı ama, Esir adına tam bir skandaldı. Çünkü, ışık gibi süper bir hız, bir deney masasında değil; uzaya çıkıp uzayda dağılmayan bir ışık huzmesiyle çok geniş, en azından 186.000. millik bir mesafe içinde ölçümlenmelidir. O zaman, iki ışık deneti arasında, FAZ farkının interferansı olup olmadığı anlaşılır. Einstein hep, denenmesi ileri teknikleri gerektirenleri ortaya atmış ve namının yürümesi için zaman kazanır.

Einstein, Fitzgerald ve Lorenz dönüşüm formüllerini İzafiyet için istismar ederek kendine mal etmeye kalkıştı. Nasıl ki, Gauss ve Riemann’ın matematik uzayını, Minkowsky’nin Zaman boyutunu birleştirip uzay zamanını ileri sürüp Lorenz’in omuzlarına bastı. Başaramayınca da evreni kısıtlamaya çalıştı. Işık hızıyla giden bir cetvelin boyunu sıfırladı, zamanını ebediyen durdurdu, kütlesini sonsuzlaştırdı ve denklemlerinin sonucu hep sonsuz çıktığı için, matematik tekilliğin(singularity) çözümsüzlüğüne bıraktı.

BARUH BEDEİCT SPİNOZA (1632-1677)

Ünlü filozof. Spinosizm’in kurucusu. Hollanda yahudisidir. Allah’la tabiatı özdeşleştirmeye çalıştı. Akliye yöntemini izledi. İrade ile isteğin özdeş olduğunu ve ahlakın zihni olduğunu savunur. Felsefe’de geometrik yöntemin kullanımını önemsemiştir. Ona göre evren maddi bir birliktelikten başka bir şey değildir. Doğa’nın ilksiz ve sonsuz olduğunu iddia eder. Ona göre, insanlar bilgiye kavuştukça özgürleşirler.

DAVİD HUME

Britanya yahudisi. Filozof. 18. yy. İngiliz andınlanmacılığının temsilcilerindendir. Automatisation Mentale (Zihni Çağrışım) konusunda çalıştı. Aklın eleştirilmesini ve yetilerinin gereği gibi belirtilmesini öğütler. Ona göre, deney nedenselliği asla gösteremez. Felsefe’de eleştiri çağının (Age Crituque) en önemli isimlerinden biridir.

İSAAC NEWTON

Britanyalı Yahudi fizikçi. Çekim yasalarının kaşifi. Newton’a göre, çekim, bazı yasalara uyarak sürekli etki yapan bir etkenin ürünüdür. Bu etkinin maddi ya da gayri maddi olduğunu bilemez. Bu gücü açklayamadığı için Alman Leibniz tarafından ağır biçimde eleştirilir. Bunun üzerine, Newton, “Hypotheses non fingo” (Faraziye kurmuyorum) yanıtını verir.

JOSEB (JOSİF) VİSSARİONOVİCH TSUGASHVİLİ (İGNATASHVİLİ) STALİN (21/12/1979-5/3/1953)

1922-1953 yılları arasında SSCB Genel Sekreteri, 1941-53 arasında SSCB Başkanı. Stalinizm ideolojisinin de kurucusudur. Lider yetksine dayalı bir ideolojidir, lider kutsanır. Tek bir ülkede sosyaliz fikrini Stalin ortaya attı. Bu öğreti, Sovyet orta kademe bürokrasisi tarafından benimsendi. Stalin döneminde SSCB, Nazizm’e karşı ikircikli bir politika izledi. Geçirdiği beyin kanaması sonucu 1953’te öldü. 2. Dünya Savaşı sırasında Amerikalılar, Stalin’e “Uncle Joe ” (Joe Amca) adını taktı. Bu ismi veren de, Stalin’e hayranlık duyan ABD başkanı Roosevelt’dir.

KARL MARKS (Marksizm ideolojisinin kurucusu.)

M. ROSENTHAL (Felsefe Tarihçisi.)

ARNOLD TOYNBEE (Metafizikçi Tarihçi, Tarihin bir tekerrür olduğunu savunmuştur.)

SİGMUND FREUD (Psiko-Analiz’in kurucusu.)

ERİCH FROMM (Psiko-Analiz’in en büyük teorisyenlerinden biri.)

EMİLE MAYERSON (Düşünce-Dil ilişkisinin en önemli kuramcılarından biri.)

VLADEMİR ULYANOVİTCH (İLYİCH) LENİN (Ukrayna yahudisi, Leninizm felsefesinin kurucusu.)

BUKHARİN (Anarşizm’in kurucusu.)

LOUİSE ALTUSSER (Filozof)

WALTER BENJAMİN (Filozof)

MİCHAEL HENRY LEVY (Filozof-yazar)

RAYMOND ARON (Filizof)

LEVİ STRAUSS (Antropolog-yazar)

LEOPOLD BERNSTEİN TROTSKY (Trotskyzm’in kurucusu, Lenin’in öğretmenlerinden)

DANNY KEY (Aktör)

YEHUDİ MENUHİN (Kompozitör)

DAVİD COOPERFİELD (Showman)

DERYL HANNAH (Aktris)

HELENA RUBENSTEİN (Kozmetik Devi)

AARON COPLAND (Yazar)

PACO RABENNE (Moda Devi)

GERRY KASPAROV (Dünya satranç şampiyonu, Yahudi kökenli Ermeni)

DANİEL KOHN-BENDİT (68 Hareketinin Liderlerinden)

KİRK DOUGLAS

MİCHAEL DOUGLAS

ELİZABETH TAYLOR

NOAM CHOMSKY

NATHAN LEVİ (Sabatay Sevi’nin akıl hocalarından, Gazeli Talmud Uzmanı.)

VLADEMİR JİRİNOWSKY

Rusya’da ki 1993 seçimlerinde partisinin aldığı yüksek oyla dikkat çeken Vlademir Jirinowsky çok kısa zamanda son yılların en büyük sansasyonel politikacılarından biri haline geldi. Jirinowsky’i bu kadar kısa sürede ünlü yapan kuşkusuz öne sürdüğü faşizan teoriler ve iddialı tehditlerdi. Ona deli rolü biçilmiş aslında ve oynatılıyordu.

Bu Rus Faşisti, günümüzün Hitler’i olarak lanse edildi. Düşünce, tavır ve eylemleri aynen Alman “fikirdaş”ına benziyordu. Jirinowsky bu benzetmelerden hiç rahatsız olmadı, hatta hoşlandı. Hitler’e benzemek için ne gerekiyorsa yaptı. Tabii ki, konu Hitler olunca, gündeme Naziler’in “Alamet-i Farika”sı da geliyordu: Anti-semitizm, yani Yahudi aleyhtarlığı. Yahudiler aleyhine verdi veriştirdi Vlademir. Yahudi örgütleri de elbette sessiz kalmadılar, O’nu “şiddetle!” protesto ettiler. Avrupa’lı Yahudi örgütleri, hükümetlerine baş vurarak, bu “gözü dönmüş faşist!”in ülkelerine sokulmamasını istediler.

Ama Jirinowsky’nin çizdiği “gözü dönmüş Anti-Semith” görüntüsünde garip bir şeyler vardı. Özellikle konuyu Yahudi yayın organlarında takip edince bazı ilginç bilgiler ortaya çıkıyordu. Çünkü, ateşli Yahudi aleyhtarı Jirinowsky’nin kendisi de bir yahudiydi. Hem de oldukça “bilinçli” bir yahudiydi. 1989 ‘ da Rusya’da faaliyet gösteren “Şalom” adlı Yahudi organizasyonunda “aktif” görev almıştı. Daha da ötesi “Siyonist”ti: 10 yıl önce İsrail’e göç etmek için vize almak istemişti. Ülkesine göçmen olarak yalnızca “tescilli” Yahudileri kabul eden İsrail de bu isteğine olumlu cevap vermiş, ancak Jirinowsky, nedendir bilinmez, sonradan Rusya’da kalmaya kara vermişti… Jewish Chronichl, konuyla ilgili olarak şu bilgileri veriyordu:

“Rusya’nın ilk demokratik seçimlerinde beklenmeyen bir başarı gösteren vladimir Volfovich Jirinovsky, kuşkusuz çelişkilerle dolu bir insan. Yahudi kökenli bir politikacı olan Jirinovsky, Rus milliyetçiliğine kaymadan önce, Rusya’daki Yahudi cemaatiyle çok ilişkiler içindeydi… 1946’da Yahudi Yahudi bir babanın oğlu olarak Kazakistan’da doğan Jirinovsky, bir zamanlar bir Yahudi örgütünün aktif bir üyesiydi. 1989 yılında, Jirinovsky, yeni kurulmuş olan Şalom adlı kültürel Yahudi organizasyonuna üye oldu. Şalom, tüm Sovyetler Yahudilerini tek bir çatı altında toplamayı amaçlayan bir örgüttü. Şalom’un yöneticilerinden Dr. Mikhail Şlenov, Jewish Chronicle’a konuyla ilgili olarak şunları söyledi: ‘Bay Jirinovsky, Şalom’un Yönetim Kurulu’nda görev almıştı. Ayrıca örgütün legal danışmanıydı. Doğrusu üstüne aldığı görevleri ciddiyetle yerine getirirdi.’Jirinovsky, Aralık 1991’de Şalom’dan ayrılarak kendi Liberal Demokratik Partisini kurdu.”

Aynı gazete, Jirinovsky’nin İsrail’e yerleşme izni alma öyküsünü de bir sonraki öyküsünde şöyle anlatır:

“Rusya’daki yeni aşırı milliyetçi lider Vladimir Jirinovsky, İsrail’e göç için on yıl önce girişimde bulundu.

Jewish Chronicle, Bay Jirinovsky’nin 1983 yılında İsrail’e yerleşmek için izin talebinde bulunduğunu ve bu izni elde ettiğini öğrendi. O zaman Rusya’da İsrail elçiliği bulunmadığından, Jirinovsky, yerleşme izni için Hollanda Büyükelçiliği içinde faaliyet gösteren İsrail konsolosluk birimine başvurmuş. İsrail hükümetinin eski bir üyesi, ‘Bay Jirinovsk, İsrail’e yerleşme izni için baş vurmuş, bu izni almış, fakat hiç kullanmamış’ diyerek bilgiyi doğruladı. Moskovalı Yahudi kaynakları, Jriniovksy’nin İsrail’e göç imkanlarının kesilmesi tehlikesine karşılık vize almış olabileceğini bildiriyorlar. Bu arada, geçen hafta Jewish Chronicle’da yayınlanan Bay Jirinovsky’nin Şalom üyeliği olduğunu söylüyorlar. Şalom’un kurucularından biri, ‘Bay Jrinovsky bize çok yakındı’diyor”.

Eski aktif Siyonsti, birden bire antisemit kesilivermişti… Jirinovsky, nasıl olmuştu da birden bire böyle büyük bir dönüşüm yaşamıştı? Ya da gerçekten yaşamış mıydı? Jewish Chronicle, Rus Yahudilerinin Jriinovsky nedeniyle İsrail’e göçü hızlandırdıklarını ve “görünüşe bakılırsa” daha da hızlandıracaklarını detaylarıyla anlatıyor, çoğu yahudinin çoktan “eşyalarını toplamaya başladığı”nı bildiriyordu. Jirinovsky’nin başlattığı antisemitizm nedeniyle Rus Yahudilerinin İsrail’e göçe yönelmesi, dünya medyasında da konu oldu. Bizdeki haftalık Pazar Postası’nda bile konuyla ilgili bilgiler verildi. Pazar Postası’nın verdiği haberde ilginç olan, İsrail’in “bu göç dalgaso nedeniyle endişe duyduğu” şeklindeki açıklamasıydı:”…İsrail de bu konudaki kaygısını dile getiriyordu! Fasist gelişmelerin, özellikle Rusya’da kalmış Yahudilerin vaat edilmiş Topraklar’a doğru bir toplu göç hareketi başlatmaları olasılığı, İsrail yöneticileri rahatsız ediyordu!” Ama ortada garip bir şeyler vardı: İsrail’in “Sovyet Yahudilerinin topraklarımıza göç etmesinden endişeliyiz” şeklindeki bu açıklaması, çok ilginç bir çelişki oluyordu. Çünkü, İsrail, az önce de değindiğimiz gibi, zaten yıllardır bu göçün oluşması için çalışıyordu. Göç, İsrail’in “endişe” etmesi değil, sevinçle karşılaması gereken bir gelişmeydi. Yahudi Devleti, Mesih’in gelişinin alametlerinden biri olduğu için, yıllardır diasporadaki ve özellikle de Rusya’daki Yahudileri İsrail’e getirebilmek için uğraşıyordu. Hatta bu ülkeden göçen Yahudilerin “kazara” başka bir ülkeye değil de, mutlaka ve mutlaka İsrail’e gelmesine çalışıyordu. Kısacası İsrail için Yahudileri ” Kuzey Ülkesi” Rusya’dan çıkarıp İsrail’e getirmek, “olmazsa olmaz” bir zorunluluktu. Ama yine önceden değindiğimiz gibi Sovyet Yahudileri, Siyonist liderlerin daha önce de karşılaştıklarının benzeri bir “sorun” yaratıyorlar, durduk yere evlerini-barklarını bırakıp İsrail’e gitmek istemiyorlardı. İşte Jrininovsky tam bu anda İsrail’in imdadına yetişti. Bir zamanlar kendisinin de yerleşmek istediği anavatanına, Rusyalı soydaşlarını yollamaya başladı. İsrail’in aslında arayıp da bulamadığı göç hakkında “endişeli” olduğu şeklindeki açıklamarı da, anlaşılan görüntüyü kurtarmak içindi. Yeremya’nın kehaneti, zorla da olsa gerçekleştirilecekti…. Görünen o ki, Jirinovsky, “Siyonist olmaktan hiç vazgeçmemiş, ama taktik icabı görüntü değiştirmişti. O bir “sayan”dı (sayan, çoğulu sayanim: gönüllü olarak Mossad’a hizmet veren diaspora Yahudileri). Uyguladığı taktik ise, yeni bir yöntem değildi, yüzyılın başından beri Siyonizm’in önderleri tarafından ustalıkla kullanılıyordu. Jirinovsky’nin yükselişinde önemli rolü olduğu hemen herkesçe kabul edilen KGB’nin başında bir başka Rus yahudisinin, Primakov’un bulunması da, perde arkasındaki gerçekler hakkında fikir veren bir başka işaretti. Evet, Jirinovsky Kudüs’lü sahiplerinin sesidir.

Bu durumu fark edenlerden biri, Washingtonlı gazeteci Yahudi Leon Hadar, şöyle diyor:”İronik bir durum; Saddam Hüseyin’in yakın dostu olan Jirinovsky, İsrail liderlerinin ve onların ABD’deki destekçilerinin ‘İslami fundamentalizm tehlikesi’ hakkındaki sözlerine aynen katılıyor. ‘Yeşil Tehlike’nin Rusya ve dünya güvenliği için en büyük tehlike olduğunu söylüyor ve tüm Avrupa ve ABD dahil olmak üzere tüm ‘beyaz ırk’ın bu tehlikeye karşı birleşmesi gerektiğini iddia ediyor. Jirinovsky’nin bu sözleri, Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington’un Foreign Affairs’de yayınlanan ve Batı’yı İslam dünyası ile yakında çıkacak olan çatışmaya karşı hazırlıklı olmaya çağıran makalesine şaşırtıcı bir benzerlik gösteriyor”.

Jirinovsky’nin yaptığı, “sahipleri”nin stratejilerini seslendirmekten başka bir şey değildir. Çünkü o “sahipler” hedeflerini “maşa” ve “taşeron” lar aracılığıyla gerçekleştirmeyi yeğlemekte, kendilerine ise “barış havarisi rollerini daha uygun görmektedirler. İsrail’in Ortadoğu’da uygulamaya koyduğu sözde barış süreci de bu bakış açısından değerlendirilmelidir.

Kaynak: H.A. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv makalelerimizde yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında makalelerini yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!