Kavramlar, Kelimeler ve Raks

155

Üst Dil ve Üst Mânâ cümlesinden olarak sık sık hattâ aralıksız bir biçimde bilgilendirme ve dahi bilgilenme saldırısına devâm etmekte bir sakınca görmüyorum. Meselâ meşhur papatya öyküsü, hazır bahar da gelmişken şu papatyanın hoş ve neredeyse masalsı ama-mâlesef-gerçek öyküsüne bakalım.

Devir Osmanlı devri, Yer Yunan adalarından biri, İki asker bir bilgi notunu ulaştırmak üzere Papaz’ın evine gider, kapıyı çalarlar. Kapıyı papazın karısı açar. Papazla görüşmek istediklerini söyler, askerler. Kadın papazın içeride bir işi olduğunu ve beklemeleri gerektiğini belirtir ve onları içeri buyur eder. Bahçede sohbet etmeye başlarlar. Askerler kadına ismini sorarlar. O da yerdeki bir çiçeği göstererek benim adımla bunun adı aynı der. Bunu söylerken tam olarak şu şekilde ifâdelendirir: «Papaz’ın karısının ismi ile şu gördüğünüz çiçeğin ismi aynıdır. Yunanca «Papadia», Papaz’ın karısı anlamındadır. Askerler ise olayı tersinden okurlar ve yerdeki çiçeğin isminin, Papaz’ın karısı anlamında kullanılan Papadia olduğunu düşünürler ve gülerler.

Oysa kadın, kendi isminin «Marguerita» olduğunu vurgulamak istemektedir. Neredeyse bütün Batı dillerinde «Marguerita» olarak bilinen bizim «Papadia» o gün bugündür, «Papatya» olarak dilimizde hayatını sürdürmektedir.

«Fesleğen ektim gül bitti» diye bir şarkı vardır, hatırlayanlar olacaktır. Bizim fesleğenin atası da «Vasilikos». Yunanca «Vasilias» yani «kral» kelimesinden geliyor. Vasilikos, krallara lâyık anlamında bir kelime ve kral sofralarının baş tacı. Eski Yunan’da hemen her yemeği süslüyor. Onsuz yemek âdeta düşünülemiyor. Yani sofraların kralı da fesleğen, kralların sofrasında baş köşeyi tutan da o. Osmanlı’nın özelliğidir, nerede güzel bir şey varsa onu alır geleneğine katar. Fesleğeni de böyle taltif etmiş, almış sofrasının demirbaşı yapmış.

Şair’in biri şöyle diyor:

«Ne diyeceksin bu akşam (ey) zavallı yalnız ruh

Ne söyleyeceksin bir zamanlar yeşeren gönlüm,

en güzele, en iyiye, en sevgiliye …»

Bir diğer şair cevap veriyor:

«Kızıldan yeşile, ölüp giden sarıdır …»

Odiseas Tilkigil ise şöyle demekte:

«Kesinlikle bir sır, bir gizem (enigma) mevcut. Ancak sır, bizleri basitçe etkilemek için gölge ve ışık oyunlarından aparılmış bir mizansen (sahneye koyuş) değil. Aksine yoğun bir ışığın altında (apaçık) yaşıyor bu sır. Hulûl ettiği (sızdığı) yerde patlıyor ve biz buna Güzellik adını veriyoruz. Güzellik belki de açık olan tek yol. Kendimizin bilinmeyen ve bizi aşan bölümüne giden yol. İşte bu, daha ziyâde şiirin de tanımı olabilir: Bizi aşana bizi yaklaştırma sanatı. Kainât’ın yıldızlara dağıttığı sayısız esrarlı işâret vardır ve o işâretler ki, bilimeyen bir dilin birçok hecesini de oluştururlar, bizi kelimeler oluşturmaya, bu kelimelerle cümleler geliştirmeye sevkederler. O cümlelerin deşifresi bizleri en derin hakikatin eşiğine taşır. O hâlde, son tecritte hakikat nerededir? Hergün etrafımızda gerçekleşen aşınma ve ölümde onu saptıyoruz. Peki, bu bağlamda dünya yok edilemez ya da sonsuz mudur? Bilgedir, akıllı usludur, bunu biliyorum. Kozmogoni (Evrenoluş) teorileri zaman içinde onu, aşındırmaktan ve saçmalıklara sürüklemekten başka birşey yapmadılar. Muzaffer oldukları dönemler vardı ve sonra silinip gittiler ancak esas olan kaldı. O hâlâ (yerli yerinde) duruyor. Ve, oradan, rasyonalizmin silahlarını teslim ettiği yerden, yükselmeye başlayan şiir yasak zeminlerde ilerlemek için ayağa kalktı. Bunu, büyük aşınım süreci içinde en az kemirilenin kendisi olduğunu kanıtlamak için yaptı. O olmaksızın, hayatın bütün kalıcı verileri bilincin karanlığında kaybolup gidecekti aynı denizlerin derinliklerinde farkedilemeyen yosunlar gibi. İşte bu nedenle çok büyük ölçüde şeffaflığa ihtiyacımız var. Yüzyıllar boyunca gerilen bu sicimin düğümlerini açıkça idrâk edebilmek ve yeryüzünde onun sâyesinde ayakta durabilmek için …»

Sanıyorum, Odiseas’ta da irticaî yanlar var en azından potansiyel bir mürtecî, aynı Jorge Louis Borges, Richard Bach, James Joyce ve Arthur Rimbaud’da olduğu gibi.

Tilki’den:

“ … iki, üç, beş, sekiz

siyah döner beyaza

rüzgâr, orada burada …”

ve buna bir cevap mâhiyetinde

“ Sarı ve Somon

iris ve dalga

kızıl değirmen

Tilki’den:

“ … bir, iki, beş, sekiz

onaltı teşekkür

El cevap:

“ Küçük bir kayanın altında

ne hoştur histerik bir kapının vurulması

Ey Allah’ım

Nerede bu siyah kurdelalı yeraltı evi?”

Dünyanın en geri zekâlı adamlarından bazı örnekler!

Garry Kasparov: Ermeni kökenli Rus Satranççı. Dünyanın en büyüğü olarak kabul ediliyor ve sâniyede 120 hamle düşünebiliyor.

Gerry Adams: İRA’nın siyâsî kanadı Sinn Fein’in liderlerinden.

Gary Cooper: ABD’li ünlü aktör, karakter oyuncusu.

Gerry Goffin: Ünlü Rock and Roll şarkıcısı

Gerry Anderson: Ünlü film ve TV yapımcısı

Gerry Mulligan: Dünyaca ünlü Cazz sanatkârı

Gary Coleman: Ünlü aktör

Gary Allan: Ünlü müzik adamı.

Gary Moore: Ünlü müzik adamı

Geri Halliwell: Ünlü müzik adamı

Garry Winogrand: Ünlü fotoğraf sanatçısı

Araya bir Shakespeare sıkıştırılabilir:

Bütün aşklarımı al, benimkini, evet hepsini al

şimdi öncekilerden gayrı neyin var

aşk yok,

benim aşkım!

belki o gerçek bir aşktır

Benimkilerin hepsi zarif…”

Hayvanların dilimizdeki yeri yadsınamaz, onlarsız bir dil inanın ki çok fakirleşecektir, bakalım bizim dilimizdeki hayvanların hâli nicedir:

Hayvan: Arapça, “Hayy-van”. Yâni diri kalan, ayakta kalan anlamında.

Hippopotam: Yunanca: İppos: At-Potamos: Nehir. Nehir Atı, Irmak atı anlamında. Türkçe’ye “Su aygırı” diye çevriliyor.

Gergedan: Farsça: Kerkedan’dan geliyor.

Fîl: Bu iri hayvan, Arapça.

Eşek: Sanskritçe Beygir: Farsça, “Bergir”den.

Jaguar: Güney Amerika yerli dilinde, “Orman’ın Hayâleti” anlamında

Bülbül: Farsça

Dinozor: Yunanca, “Dino”: Kuvvetli-“Savros”: Kertenkele. Güçlü, kuvvetli kertenkele mânâsına. Minâ Urgan gibi…

Balina: Yun: “Falena”, Fr. Baleine.

Fok: Yunanca, “Fokea”dan. Foça adlı ilçenin ismi de buradan mülhem.

Kedi: Yunanca, “Ğata”, Fr: Chat (Şa), İng: Cat, Alm:

Katze, Arnavutça: Matze, Çerkesçe: Ketti, Keddi.

Fâre: Arapça

Karga: Yun: “Korakas”, Fr; Corbeau, İng; Craig, Alm; Krage, Arapça: Kurab, İsp; Corbo. Çıkardığı sesle adlandırılmış.

Tavus: Eski Yunanca, “Taos”.

Akrep: Arapça, “Akreb”.

Salih Mirzabeyoğlu’nun çok farklı özelliklerinden biri de hayret verici-ve ricâlî-bilgi birikimidir. Örneğin “Sin” veya “Sim” kelimelerini değerlendirirken onlara yüklediği, birden fazla-iki-varlığın veya şeyin yanyanalığı değerlendirmesi şaşırtıcı zira Mirzabeyoğlu Yunanca bilmiyor, en azından maddî hayatında böyle bir dönem yok. Ona ithâfen, “Sin” ve “Sim” raksı:

“Syn” ve “Sym”: Yunanca, eş, ortak, aynı, biararada, yanyana anlamlarında.

Singnomi: Modern Yunanca’da “Özür Dilerim” anlamında. Fakat köklerine indiğimizde Yunan kültürünün özür dileme biçiminin çok farklı olduğunu görüyoruz.

Sin: Aynı, eş- Gnomi: Fikir, düşünce. Singnomi: Aynı fikirde olmak, aynı düşünceyi paylaşmak. Yâni, Yunanlar, birbirlerinden özür dilerken, “Sizinle aynı fikirdeyim” diyorlar.

Sinod: Sin: Eş, ortak, aynı-Odos: Sokak, cadde.

Sinodos: Sokakların buluştuğu nokta, ortak yol. Meşhur Saınt Sinod meclisi buradan mülhem.

Sintagma: Sin-Tagma: Yol, tarik, tarikat, sekt.

Sintagma: Ortak Yol, Ortak Tarik. Modern Yunanca’da Anayasa anlamına geliyor. Yani, herkesin üzerinde ittifak ettiği yol, “Aklın Yolu”.

Senfoni (Sinfonia): Foni: Ses, Ün. Sinfonia: Eşses.

Sinagog: Agogos: Çıkış, yol açış. Sinagogi: Eşyolaçış, ortak çıkış. Havra.

Sentaks (Sintaksis): Taksis: Yöntem, yol, düzen, sistem, nizam. Sintaksis: Eşyöntem, ortak sistem, ortak düzen.

Sentez (Sinthesis): Thesis: Tez, Sav. Sinthesis: Eşsav, ortak tez. Bireşim.

Sembiyoz (Symviosis): Vios (Biyos): Yaşam, hayat.

Simviosis: Eşyaşam, ortak yaşam. Bir biyoloji terimi.

Singrafi: Eşyazım. Yunanlar bu kavramı “Noterlik” anlamında kullanıyorlar.

Sinopsis: Opsis: Görme. Sinopsis: Eigörme, eşgörü, uyumlu görme.

Senkron: Hronos: Zaman. Sinhronos: Eşzaman.

Simetri: Metria: Ölçü. Simetria: Eşölçü.

Sempatik (Simpathetik): Pathos: Duygu, his, duyu. Eşduyu. Benzer duygular taşıyan anlamında. Antipatik karşıtı.

Sendrom: Dromos: Yol. Sindromos: Eşyol, Aynı yol. Tıp terimi. Birden fazla hastalığın biraraya gelmesiyle oluşan klinik kompleks bir tablo, hastalıkların aynı yolda buluşması anlamında.

Sinora (Sınır): Ora: Saat. Sinora: Eşsaat. Bizim meşhur “sınır”ımız da böyle işte.

Sinonim: Onoma: İsim, Ad. Eşisim.

Sindesmoz (Sindesmosis): Eşbağlantı, ortak bağ. Biyoloji ve Tıp terimi.

Sineretizm: Eretismos: Sapkınlık, günâhkârlık. Aynı günaha, sapkınlığa ortak olma.

Semptom, Sempozyum, Senkop, Sendika (Sindikatos), Sinallagi, Simvolos (Sembol), Sinamfoterismos, Sinendefksi ve daha binlerce “Sim” ve “Sin”.

Sin: Tilki, Mezar

Sim: Gümüş. Meşhur Der-sim yani “Gümüşkapı” da olmuş “Tunç-eli” yani “Tunç diyârı.

Yunan “Sim” ve “Sin”leriyle bizimkileri bir yoğurabilsek kimbilir hangi gizemli “dans ve raks”lar ortaya çıkacak. O çok iyi biliyor fakat herşeyi söylemiyor, ketum! Bedavacılıktan nefret ediyor, dışarıda olanlar ise “Üst Dil” ve “Üst Mânâ” sırlarının sevâhilinde dolaşıp duruyor aynı İsaac Newton’ın dediği gibi: “Bilimle ilişki bağlamında kendimi, bir ummanın kenarında çakıl taşlarıyla oynayan bir çocuğa benzetiyorum”. Kendimizi Newton’la kıyaslama soytarılığına düşmüyoruz elbette ancak “Üst Dil”in ve “Üst Mânâ”nın sahillerinde dolaşmak gibi bir heyecanımızın mevcudiyetini de reddetmiyoruz.

Yeniden “Sim” ve “Sin”e dönecek olursak, O’nun dediği gibi “birden fazla ve muhtemelen ‘iki’ şey-varlık” hep yanyana, hep birlikte, beraber. Bu birliktelik âdeta kaçınılmaz… “Gümüşî” bir birliktelik, “Tilkice” bir beraberlik ama illâki birliktelik, asla “İkilik” ya da “İkircilik” değil, bir “Bedâhet” (Apaçıklık) mutlaka var ve fakat “Sin” veya “Sim” bağlamında. “Sin”si, “Sin”ik veya (Kinik) ya da “Sin”irli de olsa illâki Sabır’la…

Sen ona sahip olduğundan beri

ben baharlarda yokum

Nisan’ın şahadeti

Sırtındaki çuldur

Nisan

Herşeye bir gençlik ruhu bahşeder

Seyyâreler dolusu bir derinlik

Bir ağırlık çöker bağrına

Kuşlar tebessüm eder

Karmaşık çiçeklerin rayihâsı

Ve Huş ağacı

Beyaz bir leylağın ölümünü sorgular

Yıl kara günlere düşer

En sert bıçak hastanın bir kenarına saplanır

Direniş hiç bitmez, hiç bitmez…

Leonidas Aaptos

Kaynak: H.A. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv makalelerimizde yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında makalelerini yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!