KİTAPLAR VE NECİP FAZIL – 20 (Kimler ve Kimleri Süzgecinden Geçiren Dev)

Üstad’ın kitablarında ismine pek tesadüf edilmeyen, fakat uzaktan uzağa eserinin büyüklüğünü takdir ettiği bir şair daha hatırlıyoruz: DANTE…. Evet, şu tarihe kadar kitablaşan yazı ve konuşmalarında sadece birkaç kez ismine rastladık Dante’nin… “At’a Senfoni”de birçok edebî şöhretle birlikte “Dante’de At” diye bir bahis açılabileceğine dair dolaylı bir göndermede bulunuyor. “Abdülhak Hamid Dolayısıyla” verdiği hitabesinde de büyük sanatkârları uğraştıran meseleler bahsinde “(Dante) bunlardan başka bir şey görmedi” tesbitini yapıyor. Bunların, paragraf başındaki tesbitimizi delillendirme noktasında yetersiz olduğunun farkındayız. Ama bu yazıyı yazdığımız tarih itibariyle hiçbir kitabında yer almayan [daha sonra “Yahudilik – Masonluk – Dönmelik” adıyla kitablaştırılan yazıları arasında yayınlanmıştır] ve “Dedektif X Bir” imzasıyla Büyük Doğu Mecmualarında yayınlanan “Yahudilikle” ilgili bir araştırmasında, (DANTE)Yİ “BÜYÜK VE ULVΔ ŞAİRLER ARASINDA (ŞEKSPİR)LE BİRLİKTE BAŞ KÖŞEYE KONDURUR.

3 Ocak1968 tarihli 13. Devre Büyük Doğu’nun 25. sayısında, 6, 7 ve 8. sayfalarda yayınlanan bu araştırmanın bir maddesini, sadece Dante’nin bahsi geçtiği için değil, bir gazetecilik araştırmasında bile Üstad Necib Fazıl’ın tecessüsünün nerelere uzandığını ve meseleyi hangi kültür zenginliği içinde değerlendirdiğini göstermek amacıyla aşağı alıyoruz. “Dedektif X Bir” imzasıyla yazan, Necib Fazıl’ın tâ kendisidir (büyük harfle vurgular bize âid):

– “Gerçekten yahudi dehâların hepsi (defetist)tir. En muhteşemleri bile… (Aynştayn)dan insanlığa kalacak şey, içinde hiçbir hakikat yaşamayan korkunç bir izafilik dünyası ile son intihar âleti olan atom bombasıdır. (Froyd) mukaddesat hissini ve ruhî temelleri berhava etmeye baktı. (Şarlo), insanlığın sadece acıklı gülüncünü gösteren bir dehâ… Marks ve ona bağlı komünist aksiyoncuları malûm…. (ANATOL FRANS) münkir ve müstehzi… (PRUST) bedbin ve şevksiz… Ne âlimleri ne kâşifleri arasında (Pastör) gibi bir tip var… NİÇİN YAHUDİLER ARASINDA (ŞEKSPİR) VEYA (DANTE) GİBİ, BÜYÜK VE ULVÎ TEK BİR ŞAİR YOK? Onların işi gücü sadece akıl; menfî tarafiyle tepetaklak edilen ve her ân taraflarından yıkılıp, gûya taraflarından bina edilen akıldır.”

Ve aynı araştırmanın bir başka maddesinden:

– “Yüksek yahudi (elit)i yahudilere hitap etmez; içine sokulduğu milletin veya dünyanın entellektüellerine hitap eder. (Bergson) veya (Froyd) veya (Prust) ile alâkalı kaç yahudi bulabiliriz?”

Üstad’ın çeşitli cebhelerdeki yazıları etrafında biraz daha dolaşalım.

14 Ekim 1949 tarihli 4. Devre Büyük Doğu’nun ilk sayısı… Üstad Necib Fazıl’ın en sık kullandığı müstearlardan “Prof. Ş.Ü.” imzasıyla “İslâm Âlemi: PAKİSTAN” başlıklı bir yazısı var. Bahsettiğimiz mecmuanın 15-16. sayfalarındaki bu çalışmasında Pakistan’ın coğrafyasına, tarihine, istiklâl hareketlerine, edebiyatına, lisanına, iktisadına, maarifine, idarî ve içtimaî vaziyetine ait bilgiler veriyor. Bu ve benzeri yazılar, Büyük Doğu Mimarı’nın sadece Türkiye ile değil, 1949’lu yıllardan itibaren diğer İslâm ülkeleri ile de yakından alâkadar olduğunu göstermektedir.

20. yüzyılın İslâm dünyasının tanınmış şairlerinden Muhammed İkbâl… Üstad Necib Fazıl’ın kitablarına bakanlar, Pakistan’ın bu büyük şairine dair ne isim ne bir işaret bulabilir. Ama henüz kitablarında yer almayan önceki paragrafta bahsettiğimiz “Pakistan”la ilgili yazısında Muhammed İkbâl ile ilgili değerlendirmesine de rastlıyoruz. “Prof. Ş.Ü.” imzasıyla yazan Necib Fazıl’dır (büyük harfle vurgular bize âid):

– “Pakistan istiklâlinin sırayla üç büyük rehberi yetişmiştir: Seyid Ahmed Gulâm, şair İKBÂL ve M. Ali Cinnah… Bunlardan ilki dâvayı ilk defa olarak filizlendiren, hamle ve teşkilata kavuşturan, İKİNCİSİ: ONU EN GENİŞ BİR FİKİR, NAZARİYE VE SANAT HAVASI İLE BESLEYEN; üçüncüsü de tam bir aksiyon ve tatbik âlemine döken ve gerçekleştirendir.”

Üstad Necib Fazıl, bu yazısının sonunda Muhammed İkbâl’in birkaç güzel şiirine yer verir. Sonraki yılların Büyük Doğu’larında da zaman zaman İKBÂL’in şiirlerine rastladığımızı belirtelim. Anlaşılıyor ki, Üstad’ın kitablarında bazı meşhur fikir ve sanat adamlarının bahis mevzuu olmaması, onları bilmediği ve okumadığından değildir. İşte Dante ve işte İkbâl… Bu mesele sanırız “mizaç yakınlığı” ile ilgilidir; okumayla değil…

Büyük Doğu mecmuaları bu türden bilgi ve belgelerle doludur. Meselâ Mayıs 1969 tarihli aylık Büyük Doğu… Ve yine “Dedektif X Bir” imzalı bir ifşâ… Üstad bu defa, devrin İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörlerini teşrih masasına yatırmış. Bizi burada o profesörlerin “zaaflarından” ziyade, Üstad Necib Fazıl’ın kitab dünyasına ve kültür hayatına hâkimiyeti ilgilendiriyor. Meselâ, Hilmi Ziya ÜLKEN’e dair yazdıkları… O Hilmi Ziya ki kütübhânelerde neredeyse okunmadık kitab bırakmamış, inanılmaz bir kaynak tarayıcısı… “Dedektif X Bir” imzasıyla ifşâ eden Necib Fazıl’dır:

– “Yirminci Asır Filozofları isimli eserinin (fenomenoloji) kısmı, (Gurvitch)in (Les tendances actuelles de la philosophie allemande) isimli eserinden, dinî sosyolojisi de (Van Genep)den aparmadır. (…) “Sosyal Doktrinler” doğrudan doğruya (Moska)dan ve aynen intihaldir.”

(Büyük Doğu, 14. Devre, Mayıs 1969, Sayı 1, s. 20)

Aynı ifşâda, Üstad Necib Fazıl’ın, Hilmi Ziya’nın çeşitli dönemlerde tecrübe ettiği fikrî maceralardan ve sonrasında yazdığı “Tarihî Maddeciliğe Reddiye”sinden de haberdar olduğunu görüyoruz.

Ve Büyük Doğu Mimarı, aynı derginin aynı sayfasında bir başka profesörü, Mazhar Şevket İPŞİROĞLU’nu da ifşâ ediyor:

– “Bütün eserleri intihal mahsulü… “Rönesans Sanatı” (Jilet)den aşırma…. “Sanatta Gerçek” Sabahattin Eyuboğlu’nun hediyesi… Eserin asıl müellifi ise (Wölfflin)… Eserin adı (Les principes fondamentaux de l’histoire de l’art)”

Daha evvel belirttiğimiz gibi, 17 sayılık “Ağaç” ve çeşitli aralıklarla 500’den fazla sayıya ulaşan “Büyük Doğu”lar bu türden belge ve kaynaklarla doludur.

“Büyük Doğu”nun kapalı olduğu devrede, 1974 Kasım-Aralık ayında Necib Fazıl’ın “BORAZAN” isimli üç sayılık bir mizâh gazetesi çıkardığı bilinmektedir. Haftalık yayınlanan “Borazan”a dair yazılardan öğrendiğimize göre, Üstad’ın oldukça zengin bir mizâh kültürü vardır. “Borazan” bir yana, “Ağaç” ve “Büyük Doğu”ları incelediğimizde de, çok geniş bir yazı kadrosuna sahib olduğunu görüyoruz. Devrin en ünlü isimleri, hemen her mevzuda bu mecmualarda yazmış, Necib Fazıl bu yazıları okumakla kalmamış, çoğunu satır satır elinden geçirmiş, tashih ederek yayınlamıştır. Bunların arasında yerli ve yabancı imzalara ait kitab hacminde çalışmalar da vardır. “Ağaç” ve “Büyük Doğu”daki bu yazılar bir araya getirilse herhâlde zengin bir ansiklopediyle karşılaşırız. Üstad, dergisinin yazılarını tashih etmekle de kalmaz, hangi zâviyeden değerlendirilmesi gerektiğine dair, kaleminden çıkma takdim spotlarıyla neşreder bunları.

Bu vesileyle, Türk Edebiyatı dergisinin Mayıs 1993 tarihli sayısında “Mehmet Gökalp” imzasıyla yayınlanan “Ölümünün 10. Yıldönümünde NECİB FAZIL’DAN NOTLAR…” başlıklı yazıdan birkaç bölüm aktarmak istiyoruz:

– “Yıl 1959… Prof. Dr. Mümtaz Turhan Garplılaşma hakkında bir kitap yayınlamıştı. “Garplılaşmanın Neresindeyiz?” Necib Fazıl, Mümtaz Turhan’ın Garplılaşma taraftarı olduğuna dair bazı söylentiler duymuş, onun hakkında tenkitlerde bulunmuştu. Bir grup genç Cağaloğlu, Şeref Efendi Sokak’taki Büyük Doğu idarehanesine gittik. Merhum Mümtaz Turhan’ın kitabını da beraber götürdük:

“Üstad, Mümtaz Turhan bizdeki Batılılaşmayı acı bir dille tenkid ediyor. Lütfen şu kitaba bir göz atınız,” dedik. KİTABI ELİMİZDEN KAPMASIYLA HIZLI HIZLI OKUMAYA BAŞLAMASI BİR OLDU. Ertesi hafta Büyük Doğu dergisinin ikinci sayfasında Mümtaz Turhan’ın kocaman bir sayfalık iktibası vardı. Tanıtma bölümünde ise: “Fikirlerimiz paralelinde bir fikir adamı olarak Mümtaz Turhan’ı tebrik ederiz” meâlinde bir cümle vardı. Bir süre sonra Mümtaz Turhan’ı ziyaret etmiştim:

“Necib Fazıl bütün kitabı dergisinde yayınlayacak galiba” diyor ve memnuniyetini ifade ediyordu.”

(Türk Edebiyatı, Mayıs 1993, s. 57, büyük harfle vurgu bize âid)

Gerçekten de 1959 “Büyük Doğu”larında birkaç sayı boyunca Mümtaz Turhan’ın eserinin önemli bir bölümü tefrika edilmiştir. Zaten “Garplılaşmanın Neresindeyiz?” 100-150 sayfa arasında bir kitabtır ve 1959 “Büyük Doğu”ları büyük ebadda basılmaktadır. “Kültür Değişmeleri”ne dair önemli incelemeleri olan ve “sosyal psikoloji” alanında önemli bir isim olan Mümtaz Turhan’ın adı, Üstad’ın kitablaşmış yazı ve konuşmalarında hiçbir şekilde yer bulmaz. Ama Batının “ilim zihniyetini” öne çıkararak Türkiye’deki Batılılaşma hamlelerini sorguladığı küçük hacimli kitabının önemli bir bölümü Büyük Doğu sayfalarında neşredilmiştir.

“Ağaç”ta ve “Büyük Doğu”larda kimler yazmamıştır ki?.. Felsefeci Mustafa Şekip Tunç, romancı Peyami Safa, hikâyeci Sait Faik ve Sabahattin Ali, ressam Bedri Rahmi, şair Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Kutsi Tecer, yine Fikret Âdil, Sabahattin Eyüboğlu, Zahir Güvenli, Âsaf Halet Çelebi, Burhan Belge, Samiha Ayverdi, Falih Rıfkı Atay, H. Nihal Atsız, İsmail Hami Danişmend, Osman Turan, Cemil Meriç, Abdülhak Şinasi Hisar, Suut Kemâl Yetkin ve bunlara benzer daha onlarca isim… Bunların bir kısmı sadece “Ağaç”ta, bir kısmı sadece “Büyük Doğu”da, bir kısmı ise her ikisinde yazmıştır. Bunların verimleri kelimesi kelimesine Necib Fazıl’ın elinden geçiyor, okunmakla kalmayıp sıkı bir tashihe tâbi tutuluyordu. Özellikle “Büyük Doğu”larda elinin değmediği yazı nâdirdir.

“Bâbıâli”de devrinin yazar-çizerlerine dair verdiği hükümler, bunların sadece eserlerini değil, CİĞERLERİNİ de okuduğunun ne güzel isbatıdır!.. Meselâ, Tanpınar ile Ahmet Kutsi’nin şiirini mukayese eden satırlar… Meselâ, Sait Faik ile Sabahattin Ali hikâyeciliğini kıyaslayan bölüm… Peyami’nin romancılığına dair yazdıkları…

“Bâbıâli”den bahsetmişken… Bu eserden öğrendiğimize göre Üstad Necib Fazıl, Maurice Maeterlinck’in “ARILARIN HAYATI”, “KARINCALARIN HAYATI” gibi (etüd)lerini de okumuştur (bkz. Bâbıâli, 4. Basım, s. 191). Bunlar, O’nun kitab alâkası ve okuma alışkanlığının özellikle gençliğinde tâ nerelere kadar uzandığını bir kez daha göstermektedir.

Yine “Bâbıâli”de, “kendi dünyasını fikirden ziyade (plastik) planda bir kadın anlayışı ile” resmeden Münevver Ayaşlı Hanımefendi’nin “İşittiklerim, Gördüklerim, Bildiklerim” isimli eserinden bazı iktibaslar yapılmıştır.

Ayrıca Sosyalizm ve Komünizme dair yazı ve konuşmalarında Fransız edebiyatının meşhur ismi André Gide’nin “DÖNÜŞ” kitabını yeri geldikçe misâl gösterdiğini nasıl unutabiliriz? Ve sosyalist düşüncenin köklerini inceleyen Necib Fazıl’ın Saint Simon ve Babeuf’ün de öncesine gidip Campanella’nın “Güneş Memleketi” ile Thomas More’un “Ütopya”sına kadar uzandığını hatırlamamak olur mu?..

Üstad Necib Fazıl’ın Komünizme dair yüzlerce yazısından birisi, 15. Devre Büyük Doğu’nun 3 Mart 1971 tarihli 9. sayısında neşredilen “Komünizma ve Türkiye” başlıklı ve Dedektif X Bir imzalı ifşâdır. Necib Fazıl, bahsi geçen mecmuanın 15. sayfasında, faydalandığı kaynaklardan bazılarını topluca gösterir. “Komünizma İfşamızın Kaynaklarından Birkaçı” başlığı ile ve bir çerçeve içinde aşağıdaki bibliyografyayı tanzim eden bizzat Necib Fazıl’dır. Biz, numaralandırarak sıralıyoruz:

1) Die Sowjetische Deutschlandpolitik (studiengesellschaft für zeitprobleme) – Sovyetlerin Almanya politikası

2) David SHUB – Lenin

3) E.O. Volkmann – Der Marxismus und das deutsche Heer im Weltkrieg – (Marksizm ve Dünya Harbi Sırasında Alman Ordusu)

4) Vergi – Lenin. Über Deutschland und die deutsche Arbeiterbewegung – (Almanya ve Alman işçi hareketine dair)

5) Dr. Aziz Alpaut – Açık Mektup – (Ankara Ticaret Postası)

6) George v. RAUCH – Geschichte des bolschewistischen Russland (Bolşevik Rusya Tarihi)

7) Abdenk KOSSOVSKİY – Vozrojdeniye (Rusça Dergi) Paris, 1956

8) Dr. Aziz Alpaut – Deli Petro’nun Vasiyeti – ( Türk Yurdu, 1961)

9) Don WHARTON – Gift aus roten Druckereien (Das Beste) – (Kızıl Matbaalardan akan zehir)

Üstad Necib Fazıl’ın gazetecilik plânında değerlendirilebilecek bir “ifşâ” yazısında bile meseleyi hangi kaynak zenginliği içinde ele aldığı bir kez daha görülüyor. O, “mütefekkir yetiştiren mütefekkir” vasfı gereği hep terkibçiliğini konuşturup tecride değer vermiş, yukarıdaki şekliyle bibliyografya tanzim etmeye kendi misyonu gereği genelde kıymet atfetmemiştir. Bu O’nun fikirde kuvvetinin bir tecellisidir.

Yahudi ve masonluğu da “baş nefret kutbu” olarak süzgecinden geçirip onların menfî mânâları ve sinsi plânları etrafında “büyük ifşâlarda” bulunan Büyük Doğu Mimarı’nın, bu mevzuda da çok değerli bilgi ve belgelere sahib olduğunu görüyoruz. 25 Kasım 1949 tarihli Büyük Doğu’nun 14. sayfasında “(Roje Lâmbel) isimli bir Fransız’ın “Les Protocoles des sages de Sion) adiyle Rusçadan tercüme ettiği ve emekli General Sami Sabit Karaman tarafından dilimize çevrilen, aslı ve esası gizli ve mahrem bir eserden” bahseder Necib Fazıl… Aradan 20 yıl kadar bir zaman geçecek ve 22 Kasım 1967 tarihli Büyük Doğu’nun 6. sayfasında yine aynı esere rastlayacağız. Necib Fazıl’ın kaleminden:

– “(Roje Lambel) isimli bir Fransızın “Les protocoles des sages de sion – YAHUDİ HÂKİMLERİN PROTOKOLLERİ” isimli, Rusçadan çevrilme, muazzam bir eseri vardır. Eski emekli general Sami Sabit Karaman tarafından dilimize aktarılmış bir eser…”

Üstad’ın yahudi ve masonluk mevzuundaki kaynaklarından birinin bu eser olduğunu sanıyoruz. Aynı bahiste faydalandığı bir başka kitab da, galiba bir Fransız masonu olan Serge Hutin’e ait “Les Francs–Maçons”dur. “Doğru Yolun Sapık Kolları”nda Muhammed Abduh ve Cemaleddin Efganî isimli iki din tahripçisinin aslında mason çemberine girmiş olduklarını bu kitabtan vesikalandırır.

Hep üzerinde durduğumuz gibi, Üstad Necib Fazıl, Doğu ve Batıyı süzgeçten geçirip köklü bir muhasebe yaparken alelâde anlayışlara zerre kadar prim vermemiş, misâllerini dikkate şâyân bir keyfiyet tesbit ettiği entellektüel muharrirlerden süzmüştür. O’nun fikirde ucuz hayranlık ve anlayışsız dostluktansa, “biliş ve bildiriş haysiyetine sahib” kaliteli düşmanlığı tercih ettiği malûmdur. “Domuzuna katolik” diye damgaladığı François Mauriac ve yine André Maurois, Fransa’da “entellektüellerin entellektüeli” diye anılan André Suarès, İslâm’a ilgisi ve ve tasavvuf üzerine tetkiklerinden bildiğimiz Massignon gibi halis aydınlar Necib Fazıl’ın yakından takib ettiği Batılı entellektüel ve sanatkâr örneklerinden birkaçıdır. Ama meselâ Türk dostluğu ve Osmanlı hayranlığı ile tanınan Piyer Loti’yi okumakla birlikte eserine ehemmiyet vermez ve böylesi ucuz hayranlıklardan Doğu-Batı muhasebesine dair ipucu devşirmeye yanaşmaz. Hissî zevk plânındaki yakınlıktansa, fikre-kafa sancısına dayalı aykırılıklar daha anlamlıdır.

Bu vesileyle André Maurois’nın ölümü ve Piyer Loti’nin 100. doğum yıldönümü üzerine yazdıklarını görmek yerinde olur sanıyoruz. 18 Ekim 1967 tarihli Büyük Doğu’da Necib Fazıl yazıyor:

– “FRANSIZ EDİBİ: (Andrea Morua) öldü. Koyu katolik, ruhçu ve materyalizma düşmanı meşhur edip… Romancı, tarihçi, yorumcu ve biyografi yazarı… (…) Onunla Fransız edebiyatı, ruhçu ve dinci kalemlerinden en büyüğünü kaybediyor ve arkadaşı (Fransua Moryak)dan ibaret kalıyor. Mansur (Hallâç) hakkında eser yazarken Müslümanlığa kayar gibi olan ve bir aralık Hristiyanlıktan dönmeyi düşünen (Masinyon)a:

– Namussuz; nasıl dinini bırakabilirsin?

Diye saldırıp onu Hristiyanlıkta alıkoyanların başında (Morua) vardır. Her şeye rağmen (Morua), Batının kaybolan ruhunu müdafaada maddeci sisteme karşı korunması ve tutulması gereken bir kalemdir ve bizim Batı tezimizi gerçekleştirici bir şahsiyettir.” 

(Necib Fazıl, Hâdiselerin Muhasebesi-3, Büyük Doğu Yay., İstanbul 2003, s. 127-128)

Üstad, 2- Ocak 1950 tarihli “Hadiselerin Muhasebesi”nde Piyer Loti’ye de yer verir:

“PİYER LOTİ: Piyer Loti’nin 100’üncü doğum yılını İstanbul’da (Fransa’da değil) kutladılar. Bir Fransız romancısı ki, memleketinde üçüncü veya beşinci sınıf, fakat memleketinin hars taarruzuna geçtiği manevî tesir sahalarında bir istismar vesilesi… Bizim Tanzimat çığırımızın 11’inci yılında doğan ve en genç yaşlarında bu Tanzimat bulamacının “altı şişhane, üstü kaval” memleketine gelen, Avrupa ipeklileri ve kokuları içinde yarı feraceli Türk kadınlarına hayran olan Piyer Loti, bu duygularında samimi olsa da asla derin ve köklü değildi. Artık kandil kandil sönmeğe başlayan ulvî Şark, onun gözünde, kırıntılariyle bile kendi ülkesinin sahteliği ve sathîliği önünde (romanesk) ve (egzotik) bir nesneydi. Fakat bu Avrupalı muharrirde, ne Garbın, ne de Şarkın ferdî ve içtimaî çilesini farkedecek bir muamma ruhu mevcut değildi. (…) Ucuz hayranlarımıza onlardan daha ucuz minnettarlıklarla mukabelenin biraz üstünde bir fikir tavrına ihtiyaç vardır. Dünya, çengeline, dilediğimiz şekilde ablak suratlı yuvarlakları asacağımız herhangi bir toparlaktan ibaret değildir.” 

(Necib Fazıl, Hâdiselerin Muhasebesi-2, Büyük Doğu Yay., İstanbul 2003, s. 43-44)

Bölüm başlığımız “Kimler ve Kimleri Süzgecinden Geçiren Dev”di. Şöyle de söylenebilir: “Doğuyu, Batıyı, Anadolu’yu, hâli, maziyi, istikbâli, sanatı, edebiyatı, felsefe ve ideolojiyi süzgecinden geçiren DEV!..” Ama “Necib Fazıl kimdir?” sorusuna verilecek asıl cevab bu değil. O’nun “mütefekkir yetiştiren mütefekkir” vasfının hem ifâdecisi, hem de hayatı ve eseriyle bizzat şâhidi olan Salih MİRZABEYOĞLU’nun çizdiği şu muazzam portre, “Necib Fazıl kimdir?” mevzuunun hem başı, hem sonu, hem de merkezidir:

– “Beş asırlık tarih dilimimizle birlikte içinde yaşadığımız çağın nabzını yakalayan ve ideali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nisbetle heykelleştiren adam…”

Kaynak: H.Y. “Kitaplar ve Necip Fazıl” başlıklı henüz yayınlanmamış bir eser çalışmasının bölümler hâlinde naklidir. “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005 (2010 öncesi arşiv yazılarımızda yazarlarımızın adları, açık isimleriyle yayınlandıklarında yazılarını yeniden tashih ihtiyacı duyabilecekleri ihtimaline nazaran, yazarlarımızın talebi olmadıkça sadece isimlerinin baş harfleriyle paylaşılmakta, böylece bu önemli ve değerli arşivimizden kamuoyunun istifadesi amaçlanmaktadır.)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!