Külliyatta Başyücelik Devleti: İSLÂM VE ADALET

78

“Kemmiyet ve dış kalıp plânında her şey ve her zaman değiştirilebilir ve icaplara uydurulabilir. Değişemez olan ruh ve keyfiyettir. Dâva, sadece, bu ruh ve keyfiyete denk, dış kalıp ve teşkilâtı, usta mimarlar eliyle petekleştirebilmekte…” (NFK)

  • Âlemde tek adâlet kaynağı, İslâm…
  • Adalet, hakkı “mâvuzua leh”ine, lâyık olduğu yere koymaktır. Bir şeye hakkını vermek, onu dengi olan karşılığı kavuşturmak, gereğine erdirmek. Bir şeyi, o şey ister bir mânâ, ister bir madde olsun, uygun olduğu hak makamına oturtmak, nisbet belirttiği ölçü plânına çıkarmak, muhtaç olduğu kıymet vâhidine ulaştırmak… Adalet budur.
  • En büyük, nâmütenahi büyük hak Allahındır ve bütün bu kâinat onun tarafından yaratılmış olmak makamına oturtulunca, kalbde imanın ilk şartı ve bu hak tecelli eder. En büyük haksızlık da bunun aksi… Mükâfat ve cezaları da en büyük hakla, en büyük haksızlığa göre… Bu bakımdan her mânâ ve maddenin, kalıbına nisbetle oturtulacağı yer, ulaştırılacağı karşılık, kavuşturulacağı ölçü, ayrı ayrı…
  • Hakikatin, yerini bulmasından ve bir cisimle onun kumdaki yatağı arasındaki intibakı kazanmasından ibaret olan adalet, zat ve tecelli, keyfiyet ve takdir, iş ve karşılık olarak, iki kefeli bir terazi halinde, iki cepheli bir oluş ve muvazene arzeder; ve içimizle dışımızı denkleştirici ruhî ve maddî, ferdî ve içtimaî, bütün kıymet hükümlerini kuşatır.
  • Anlaşılıyor ki, adaletin, en mücerret fikirden en müşahhas madde tezahürüne kadar, hudutsuzdan gelip hudutluda meydana çıkan bir kök ve dal mâhiyeti vardır; ve insanoğlunun amelî manâda adaletten anladığı, onun cemiyet münasebetlerindeki müşahhas tezahürlere bağlıdır.
  • Adaletin tam zıddı olan zulüm de, eşya ve hâdiseleri, nispet ve liyakat belirttikleri makamların, plânların, ölçülerin dışına çıkarmaktan başka bir şey değil. En büyük hakka karşı en büyük zulmün ne olduğu kendi kendisine anlaşılıyor: Allahı inkâr… Nefsin kendi kendisine zulmü…
  • En hâlis ve mutlak adalet emirleriyle, en sağlam ve keskin zulüm yasakları sadece İslâmdadır. Ve İslâmda örgüleşen adalet emirleriyle zulüm yasakları, cemat, nebat, hayvan ve insan, her şeyin, her maddenin, her mânânın ve bütün bunlar arasında her münasebet şeklinin hakkını sımsıkı çerçevelemiştir. Bütün dünya kadrosunda hakkını isteyen kim ve ne varsa bize gelsin!..
  • Bize dünyanın en kokmuş, çürümüş ve azmış cemiyetini teslim ediniz; teahhüt ediyoruz ki, o cemiyette İslâm ideolocyasının sonsuz ruhu sindirilinceye kadar, sadece İslâm adaletinin kışrındaki ölçüler tatbik edilmekle, göz açıp kapayıncaya kadar kurtuluş, dış yapıda gerçekleşecektir. İslâm adâleti öyle bir şeydir ki, İslâma inanmayan bile onun adaletini şekilde tatbik etmekle dünyasını olsun kurtarır. Müslüman için de en üstün adalet görüşü, Allah neylerse onu adaletin ta kendisi bilmek, bu sırra akılla ulaşmanın muhal olduğunu anlamak ve adaleti Hakkın emirlerine noktası noktasına riayette aramaktır. Adalet, ne türlü olursa olsun, Allahın işi; ve bize, mutlaka şu ve bu türlü olarak Allahın emri…
  • İnsan hayatına kıyanların hemen başlarını uçuracağına, onlara hayatlarını bağışlayan; ve hırsızlık edenlerin derhal kollarını keseceğine kendilerine hapishane köşelerinde rahat rahat geviş getirecekleri yataklar ve sanatlarını ilerletecekleri dershaneler hazırlayan zihniyet, birer kötü kişiye medeniyet göstermek için bütün iyi kişilerin hayatına ve malına kıymış olmak mânâsındadır. İslâm adaletinden başka her ölçü, bizce, cezalandırmaya yeltendiği kötülükle bilmeden ittifak halindedir.
  • İslâmda hâkim, bütün devlet ve millet manzumesinin bağlı olduğu kök telâkkiye ait ölçülerin müstakil kazaî temsilcisidir. Bu hüviyetiyle o, devlet ve hükûmet reislerine, herhangi bir çöpçü ve dilenciden ayırt etmez bir irtifadan bakar.
  • İslâm adaletini ışıldattığımız ve insanlığa serpmek istediğimiz çağlarda en küçük kazancımız Viyana surları önünde boy göstermek olduysa, o adaleti paslandırdığımız devirlerde de en küçük kaybımız, yurt dışını düşmana ve yurt içini eşkiyaya sardırmak oldu. Ondan sonra da, her zaman ve mekâna ait ebedî adalet hazinesinin anahtarını cebimizde taşıdığımızdan habersiz, çapraşık ve dolambaçlı medeniyet dünyasının binbir icabı karşısında, bir adalet buhranından öbürüne atlayarak, adalet adına boyuna zulüm kopyacılığı yapmaktan ve en hâs ve halis zâlimleri sürü sürü türetmekten başka işimiz olmadı.

 

Kaynak: Necib Fazıl, İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ, Büyük Doğu Yayınları, 30. Basım, İstanbul 2021, s. 125-128.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!