Yazar: Oğuz Atay

Eserin Adı: Tutunamayanlar

Basım: 15. Basım

Yayınevi: İletişim Yayınları

Yayın Yeri: İstanbul

Yayın Yılı: 1998

Sayfa Sayısı: 736

OĞUZ ATAY KİMDİR

Oğuz Atay, 12 Ekim 1934 tarihinde Kastamonu İnebolu’da dünyaya gözlerini açtı. Babası, VI ve VII. dönem Sinop, VIII. Dönem CHP Kastamonu Milletvekilliği yapan Cemil Atay’dır. Annesi ise ilkokul öğretmeni Muazzez Atay’dır. [1] Okul öncesi yıllarını memleketi olan Kastamonu İnebolu’da geçiren yazar, babası Cemil Atay’ın 1939 yılında VI. dönem milletvekilliğine seçilmesiyle birlikte Ankara’ya taşınmıştır. Bu yüzden de okul yıllarını Ankara’da geçirecektir. İlk ve ortaokulunu Ankara’da okumuştur. İlköğretim yıllarında annesi Muazzez Hanım’ın gözetiminde okumayı seven, sanata ilgi duyan uysal ve içine kapanık bir çocuktur. Ortaöğrenimini, bugünkü adı Ankara Koleji olan Ankara Maarif Koleji’nde tamamlayan yazar, bu süreçte tiyatroya ilgi duyar. “Shakespeare’in ‘Hırçın Kız’ isimli oyununda, Katharina’yı sabırla yola getiren Petruchio rolünü başarıyla oynar.” [2] [3] 1951 yılında Maarif Kolejini bitirir. [4] 1957’de de İTÜ İnşaat Fakültesi’nden mezun olur. [5] Üniversite hayatı boyunca hiç kız arkadaşı olmamıştır. [6]

Mezuniyetinden sonra, 1957 yılında yedek subay olarak bulunduğu Ankara’da Cevat Çapan ve Vüsat Bener ile tanışır. Bu tanışıklıkları ile edebiyat dünyasına adımını atacaktır. Yedek subaylık yıllarında, bu sayede Sosyalist-Marksist eğilimli “Pazar Postası” grubuna dahil olur. Pazar Postası’nda ilk imzasız yazıları yayımlanır. Bu yıllarda sosyalist muhtevalı makaleleri çevirerek yayımlamaktadır. Pazar Postası grubu içindeki Turgut Uyar, İlhan Berk, Cemal Süreya, Orhan Duru, Ceyhun Atıf Kansu, Muzaffer İlhan Erdost, Ülkü Tamer, Ece Ayhan, Tarık Dursun, Asım Bezirci, Attila İlhan ve Ahmet Oktay gibi isimlerle tanışır. 1959 yılının Mayıs ayı sonunda askerlik görevini tamamlayıp İstanbul’a döner.

 Bir süre Denizcilik Bankası İstanbul İşletmelerinde çalışır. [7] Daha sonra 1960 yılında İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi İnşaat Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlar. [8]

Teknik Üniversite son sınıftayken tanıştırıldığı Fikriye Fatma Gürbüz ile 2 Haziran 1961 yılında evlenir. Altı yıl süren bu evliliğin ilk yıllarında kızları Özge dünyaya gelir. [9]

1970-1971 yıllarında kaleme aldığı “Tutunamayanlar” adlı eseri büyük ilgi toplar ve önemli tartışmaların odak noktası olur. Büyük ilgi toplayan “Tutunamayanlar” romanı, TRT Sanat Ödülleri yarışmasında da ödül kazanır. [10]

Atay, ilk romanı “Tutunamayanlar”da, küçük burjuva dünyasına ironiyle yaklaşır. Kitabta olaylar, küçük burjuva dünyasının değerlerinden ölümüne nefret eden bir gencin, kendisini öldürmesiyle noktalanır. [11] İç konuşma, şuur akışı, düşler ve değişik anlatımlardan oluşan metinler zemininde karmaşık bir gerçeklik kurar. Romanın içinde dağılmış teferruat, müşahede ve tedailer, bütüne hâkim olan şuurlu bir kurgunun unsurlarıdır.

Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar, eleştirmen Berna Moran tarafından, “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak nitelendirilmiştir. Moran’a göre Tutunamayanlar’daki edebî mükemmellik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır. [12]

Çeşitli gazete ve dergilerde makale ve röportajları yayınlanan Atay’ın hikâye ve yazıları, 1971’den sonra Yeni Dergi ve Soyut’ta yayımlanır. Atay’ın büyük tesir doğuran eseri Tutunamayanlar’ı, 1973’te yayınladığı “Tehlikeli Oyunlar” adlı ikinci romanı izlerken; tiyatroya da ilgi duyan Atay, 1973 yılında yayımlanan “Oyunlarla Yaşayanlar” adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahneler. [13]

Yeni Dergi ve Soyut’ta yayımlanan hikâyelerini “Korkuyu Beklerken” başlığı altında toplayan Atay, hikâyelerinde psikolojik çözümlemelere ağırlık vermiş; 1911-1967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan’ın hayatını konu eden “Bir Bilim Adamının Romanı”nı 1975 yılında yayımlamıştır.

1975’te doçentliğe yükselen Atay, “Topografya” adıyla meslekî bir eser de kaleme almıştır.

Atay, yazdığı tüm eserlerinde, karakterlerini hep iki seçim arasında bırakır. Romanlarındaki karakterler, hep arafta kalmış bir portre sergiler. Diğer yandan, hakkında yapılan bir tesbite nazaran, “üst kurmacanın kurgunun ana ilkesi olması Oğuz Atay’ı postmodernist roman kategorisinde eser veren ilk yazar yapmıştır.” [14]

Atay, büyük projesi olan ve Türkiye’nin psikolojisini anlatacağı “Türkiye’nin Ruhu”nu yazamadan, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle bir süre Londra’da tedavi görür ancak sağlığına kavuşamayarak 13 Aralık 1977’de İstanbul’da hayatını kaybeder. [15] Edirnekapı Sakızağacı Mezarlığı’na defnedilmiştir.

ESERLERİ

Topoğrafya

Tutunamayanlar (1972)

Tehlikeli Oyunlar (1973)

Bir Bilim Adamının Romanı (1975)

Korkuyu Beklerken (1975)

Oyunlarla Yaşayanlar (1975)

Günlük (1987)

Eylembilim (1998)

ESERİN KONUSU

Tutunamayanlar, alışılmışın dışında bir romandır. Belirli bir olayı sergilemekten çok, intibalar, tedailer, taşlamalar, ayrıntılar ve ruhî çözümlemelerden oluşur. Bu bakımdan, özetlenmesi güçtür. Ancak, romanın konusu, kısaca şöyle açıklanabilir:

Selim Işık ve Turgut Özben, öğrencilik yıllarında iki iyi arkadaşken, hayattaki tercihlerinin farklı oluşu, yollarını ayırmıştır. Bir gün genç mühendis Turgut Özben yakın arkadaşı Selim Işık’ın kendini bir tabancayla vurduğunu gazeteden öğrenir ve onunla zamanında yeterince ilgilenmediği için kendisini suçlar. Olayın çok etkisinde kalan Özben, intiharın sebeblerini merak eder. Bu amaçla Selim’i intihara götüren sebebleri bulmak üzere, onun tuttuğu notları, günlükleri, odasını, tanıdıklarını yâni hayatını araştırmaya koyulur. Peşinden gideceği iz, onu İstanbul-Ankara ve hattâ İnebolu arasında mekik dokutacak, geçmişe dair pek çok “eski” dostla yeniden bir araya gelecek ve belki de içine gömdüğü esasta çok eski ama onun için “yeni bir dost” Olric’in ortaya çıkmasına vesile olacaktır. Selim Işık’ın yok edilişine damla damla şahid olurken, Turgut Özben de kendi hayatını sorgulamaktadır.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar’a, 1968 yılının kışında, sevgilisi Sevin Seydi’nin evi olan Hayriye Caddesi (Numara 9, Daire 2) Beyoğlu adresindeyken, kitabın ana taslağının üstüne el yazısıyla, “kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- yazmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız.” cümlesini yazarak başlayan yazar, bir yıl içinde kitabı tamamlar. Tutunamayanlar kitabını elinize alıp kapağını açtığınızda göreceğiniz ilk ana başlık, “Sevin için” olacaktır.

ESERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Oğuz Atay ve eseri hakkında yapılan değerlendirmeleri olumlu ve olumsuz istikamette olanlar şeklinde tasnif edebiliriz. Biz önce olumlu bakanlar için Oğuz Atay ve eserinin mânâ ve değeri nedir, kısaca belli başlı olanlarını dile getirmekle başlayalım:

Tutunamayanlar’ın kaleme alınmasıyla birlikte, Tanzimat yıllarından 1970’lere kadar belli bir çizgide ilerleyen ve kendini yenilemeyi hiç düşünmeyen Türk romancılığının kalıbları Atay ile kırılmıştır. Tutunamayanlar ile birlikte kendi çapında “kültürel bir devrim” gerçekleştiren Atay, Batı’da gelişimini sürdüren postmodern-avangard roman anlayışını, Türk roman geleneğine tek nefeste uyarlamaya çalışacak kadar güçlü ve iddialı olmuştur. Tutunamayanlar, döneminde bir romandan beklenen pragmatist tavırdan, yol gösterme anlayışından sıyrılarak, ferdi merkeze almış, teknik açıdan da yeni bir roman formatını savunmuştur.

Tutunamayanlar’ın çoğu eleştirmene göre ilk “modern” Türk romanı olarak kabul edilmesinin sebebi, kitabın anlatmaya çalıştığı iç dertleri, “tipler” tarafından değil de sıradan denilen karakterlerin psikolojilerini derinleştirerek yapmasıdır. Dışarıdan baktığımızda, ne Turgut’un ne Selim’in ne Günseli’nin hattâ ne Süleyman Kargı’nın öyle “nevi şahsına münhasır” özellikleri yoktur. Sıradan işleri olan, sıradan hayatlar süren insanlardır. Yaptıkları şeyler, öyle büyük “travmalara” dayanmaz. Tüm ailesi öldürüldüğü için intikam almaya karar veren “klasik” kişiler değillerdir. Veya, babasından şiddet gördükleri için psikopat olmamışlardır. Tıpkı gerçek hayattaki gibi, büyüme süreçlerindeki ufak tefek etkilerle bugüne gelmişlerdir.

Bazı eleştirmenlerin değerlendirmelerine nazaran; kitabın edebiyatımıza yaptığı birinci katkı, belki de edebiyat kalitemizi bir ânda 30 yıl ileriye götürmesidir.

Halkın beğenerek okuduğu Tutunamayanlar üzerine düşüncelerini aktaran sıradan bir insan, Tutunamayanlar hakkında şöyle demiştir:

– “Bir çoğumuzun içinde yer aldığı, eskilerin küçük burjuva dediği profilin içinde yalnızlaşan insanların ayakta kalma mücadelesidir Tutunamayanlar’ın özü. Nedir 1960’lardaki küçük burjuva? Üniversite bitirmiş, Batının koltuk takımını, sabahlığını, Pazar gecesi sinemaya gitmesini almış, yeni yeni tanıdığı modern dünyaya tam adapte olamamış ancak arkada bıraktığı “arabeske” de ait olamayan şehirli insan. Nedir 2011’lerdeki küçük burjuva? Elinin altında interneti bulunan, istediği ânda İngiltere ligini izleyebilen, İtalyan kahve türlerini bilebilen, 2-3 dil bilen konuşabilen ama dışarıya çıktığında dolmuş kuyruğunda öne geçme hinliği yapan insan. Nitelikler ayrı, tepkiler benzer.” [16]

Tutunamayanlar’ı farklı kılan diğer bir özellik ise, kitabın bugüne kadar yazılmış en başarılı otobiyografik-kurgu eserlerden biri olmasıdır. Çoğu yazar için estetik bir “eksi” olarak görülen, yazarın kendi hayatını anlatması, Tutunamayanlar’da sanatın bir gücüne dönüşmüş, inanılmaz derinlikte ve incelikle dizayn edilerek, okuyucuya başarıyla aktarılmıştır. Atay’ın hayatını iyi biliyorsanız, Selim Işık’ın Oğuz Atay, Turgut Özben’in Uğur Ünel, Turgut’un karısı rolündeki Nevin’in Fikriye, Günseli’nin ise Sevin olduğunun farkına vararak, okuduğunuz eserden bir başka tat alırsınız.

Buna rağmen, Oğuz Atay’ı herkesin beğenerek okuduğunu söylemek de hata olur. Notos Dergisi, Haziran-Temmuz 2011 sayısında kapsamlı bir Oğuz Atay dosyası hazırladı. 20’den fazla yazar ve eleştirmen, Oğuz Atay’ı, edebiyatını ve kült kitabı “Tutunamayanlar”ı yazdı. Bu yazarlardan biri olan Şavkar Altınel, Oğuz Atay’ın “kendisi” olmadığını düşündüğünü belirtiyor:

– “Bana göre ‘Tutunamayanlar’ bir küçük burjuva krizinin, mühendis olmanın, ‘salon salamanje’lerde yaşamanın, ‘bir kadınla iki çocuğun sorumlu saymanlığı’nı yapmanın hikâyesi. Bunda bir sorun yok: Bir Flaubert bu malzemeden büyük bir roman çıkarabilirdi. Ama Atay, Flaubert değil, çok etkilendiği belli olan modernistlerden biri de değil, her şeyden önce de ‘kendisi’ değil.

Başkahramanına ‘Özben’ soyadını vermiş, ama içimde romanın arkasında elle tutulabilir bir ‘benlik’ olduğu, yazarın anlattıklarını gerçekten görüp yaşadığı duygusu yok. Daha çok, bunları bir yerlerden duymuş, öğrenmiş, doğru olanın dünyaya böyle bakmak olduğuna karar vermiş gibi… Tezer Özlü’nün benzer krizlerden yola çıkarak yazdıklarını otantik bulup severek okumama rağmen Atay gözüme sığ ve yapay görünüyor.” demiştir. [17]

“Tenkid-Eleştiri” sadece olumsuz yorumlar yapmak değildir kuşkusuz. Belki en kötü eserde bile, olumsuz olduğu kadar olumlu yönler; en iyi eserde bile olumsuzluklar olabilir. Bakınız eseri beğenmeyenlerden Yazar Mehmet Şeyda, Tutunamayanlar için ne diyor:

– “Bir roman; gerekli gereksiz ayrıntılarıyla, kendi bütünlüğünü zedeleyen fazlalıklarla, yinelemelerle, filtreli sigaranın kanseri % 7 oranında azalttığını söylemeden geçemeyen bilgilerle dolu. Yazarının, ayıklama ve seçme gözetmeden, ne biliyorsa içine katmaktan zevk duyduğu sayfalar. Romanın üslup özelliğinde, değişikliklerin, sıçramaların büyük payı olduğunu daha önce belirtmiştik. Nitekim, 736 sayfada, eylem birdenbire düşünceye yer vermekte, hemen biraz aşağıda ise ‘oyun’ biçimine dönüşmektedir. Atay, Tutunamayanlar için herhangi bir kural koymamış, şiirden oyuna varıncaya kadar, her yazı türünü kullanmıştır. Okunuşundan sonra, ‘İnsanın aklına her geleni yazmasından bir roman ortaya çıkabilir mi?’ diye sorulabilir. Oğuz Atay ayıklama nedir tanımıyor, ya da bu, bize böyle geliyor. Düşünceler, hiç bir zaman, kişileri duygulandırmaya yetmemiştir. Bir romanda, sürekli olarak eleştirisel aklın kullanılışı ve ‘humour’un ağır basışı, somut ‘insan gerçeğini’ yok etmeye yeter.” [18]

Yine de, Mehmet Şeyda’nın sözkonusu eleştirisinde de dediği üzere 736 sayfalık bu kalın kitabta, yazar sadece tek bir ânı, tek bir saniyeyi, tek bir şeyi anlatmaya çalışıyor muhakkak: Tutunamamayı…

Olumlu olumsuz eleştiriler sonrasında birkaç değerlendirme de biz eklemek isteriz. Her kesim insanının okuması ve tavsiye edilmesi gerektiğini düşündüğümüz bir kitabtır bu. Kaldı ki, kitablara sığınmak, koca bir dünyaya sığınmaktır. İnsanların savaşından kurtulmak, ama kitabın acısına, tatlısına, sevgisine, hüznüne şahid olmak, kaskatı insanlar kadar acı verici değildir elbette. İşte sığınabileceğimiz, kocaman bir dünyası olan Tutunamayanlar… Okurken hayattan koptuğumuz ama kitabın etkisiyle belki bir yerlerde Selim Işık vardır diye İstanbul Teknik Üniversitesi’ne gitmemizi sağlayan bir kitab. İnsanın kendisini çaresiz hissettiği ânda tutunabileceği bir kitab. Her seferinde o meşhur virgüllerle bağlanmış 62 sayfa süren cümleye gelindiğinde tıkanıp bırakılacak, her seferinde “bu sefer söz, bitireceğim” dediğiniz ve her seferinde yine bitiremeyip size kendinizi eksik hissettirebilecek bir kitab yine. Kısacası, bir başucu kitabı bizce.

Kitablardaki dikkat çekici cümlelerin altını “eğri” çizerim diye çizmeyen ben, Tutunamayanlar’da bu tereddüdü bırakarak altını çizdiğim kısımlardan fragmanlar aktarıp, hissettiklerime ortak olmanızı isterim.

ESERDEN FRAGMANLAR

– “Hayattan çıkarı olmayanların hayatı, çıkmaza sürüklenecektir. Sıkıntılarını kimseyle paylaşmasını bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekeceklerdir. Hayattan çıkarı olmamak, hem Tanrı’nın hem de insanların gözünde affedilmez bir suçtur.” [19]

– “Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: “Buraya kadar!” dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, “daha önce haber vermiştik” derler. “Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.”” [20]

– “… kafamda kurulu bir makine vardı ve bu makine, durmadan, ara vermeden düşünceler izlenimler sıralıyordu. Bu makinenin idaresi benim elimde olsaydı, yalnız istediğim şeyleri, istediğim sırada düşünebilseydim neler başarmış olacaktım. Kafamda bir sürü süprüntü düşünce olmasaydı, bazen benim bile beğendiğim düşüncelerle dolu olsaydı beynim… Kaybediyorum; düzensizlik ve duruma hâkim olamamak yüzünden kaybediyorum.” [21]

 

Siz de benim gibi,

Günleri sevgiyle isteyerek değil de,

Takvimden yaprak koparır gibi gerçek

Bir sıkıntı ve nefretle yaşadıysanız

Ankara güneşi sizin de

Uyuşturmuşsa beyninizi, Ata’nın izinde

Gitmekten başka bir kavramı olmayan

Cumhuriyet çocuğu olarak, yayan

Pis pis gezdiyseniz Hergele Meydanı’nda

Bu sarı ve tozlu alan iğrendirmiyorsa sizi

Bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi bilmiyorsanız denizi,

Kaybettiniz (benim gibi). [22]

ATAY’IN KALEMİNDEN TUTUNAMAYANLAR ROMANI

Oğuz Atay’ın 1 Ekim 1972 tarihinde İnşaat Mühendisleri Odası Yayını olan Teknik Güç için kaleme aldığı yazı:

– “1934 yılında İnebolu’da doğmuşum. Beş yaşında Ankara’ya geldim. Bugün arsasında bir iş hanı yükselen Devrim İlkokulu’nu bitirdim. İlkokulun son sınıflarında Reşat Nuri’nin Çalıkuşu romanını okudum. Lisede çalışkan bir öğrenci olduğum ve fen derslerinde yüksek notlar aldığım için, teknik üniversiteye ve özellikle İnşaat Fakültesi’ne girmekten başka çarem yoktu. Ayrıca, lisede edebiyat derslerinden de iyi olduğum için üniversite yıllarında roman okumaktan vazgeçemedim. Kısaca İnş. Yük. Müh. olduktan sonra, mühendis olmamda büyük yardım ve baskılarını gördüğüm rahmetli babamı daha da sevindirmek için, Mühendislik ve Mimarlık akademisinde asistanlık görevi aldım. Bugün aynı yerde öğretim görevlisiyim.

Yazdığım ilk kitabın adı Topoğrafya‘dır. Sonra Tutunamayanlar romanını yazdım. Edebiyatçılar vitrinlerde ilk kitabımı gördükleri zaman çok gülüyorlar; akademideki bazı hocalar da roman yazdığımı duyunca acıma duygularını (buna biraz istihza da karışıyor) gizleyemiyorlar. Tutunamayanlar‘ı 1968’de yazmaya başladım ve bir yılda bitirdim. Romanın başlıca kahramanları nedense mühendistir, hem de inşaat mühendisi. Ve nedense, mühendis oldukları halde tutunamamışlardır.

Kitabı 1969’da birçok bölümünü değiştirerek, çıkararak ya da yeni bölümler ekleyerek baştan yazdım. 1970 TRT yarışmasına gönderdim ve başarı ödülü aldım. Bugün, romanın kahramanlarından ayrılarak, tutunmaya başladığımı söyleyenler var. Oysa, kitabımı bastırmak için, bir yıl kadar, teksir olarak 500 sayfaya yakın ağır bir kütleyi (Kitap olarak 663 sayfa) Babıali yokuşunda dolaştırdım durdum. Tutunamayanlar‘ı yayımlamakla inşaat mühendisleri topluluğuna ne gibi bir hizmette bulunduğumu bilemiyorum fakat eleştirmenler topluluğunun başına oldukça büyük bir dert açtığımı sanıyorum. Kitabı iyi ya da kötü bulduklarını bilmiyorum fakat günlük bunca endişe içinde, sonuna kadar okumanın zorluğunda birleştiklerini sanıyorum. Kitabın alaycı bir dille yazıldığı ve çok karamsar olduğu söyleniyor. Ben sanıldığı kadar karamsar değilim; sayfaları şöyle bir karıştıranların dedikodularına kulak verilmeden okunursa, romanın hakkında başka türlü düşünüleceğine güveniyorum. Okuyucunun, Tutunamayanlar‘ı, başka romanlarımızdan oldukça farklı bulacağını sanıyorum; fakat bu işten anlayanların, romanı, ilk çalışmam olan Topoğrafya ile karıştırmayacaklarına da inanıyorum.

Mühendis arkadaşlarımın çoğu, bir roman olduğu halde ikinci kitabımı oldukça ilgiyle karşıladılar. Her ne kadar birinci ciltteki “Hayatın koordinatları” nazariyemin yalnız mühendislerce anlaşılacağı ileri sürülüyorsa da ben orta derecede bir lise matematiğiyle bunun anlaşılacağına güveniyorum. Belki de orta öğrenimdeki eğitim aksaklıkları ve yazarların genellikle orta ikiden sonra matematikten ikmale kalmaları gibi nedenlerin de bunda payı vardır. Romanda ayrıca “insan” denilen ve ülkemizin çeşitli güçlükleri yüzünden kendisine bir türlü gerçek anlamıyla yaklaşamadığımız bir garip yaratıkla da uğraşılmaktadır; onun hoyrat ellerde bir kukla durumuna indirgenmesine karşı çıkılmaktadır. Tutunamayanlar‘ın da garip yaratıklar olmakla birlikte herkes kadar saygıdeğer olduğuna inanıyorum. Personel Kanunu’nun güçlükleriyle savaşan arkadaşlarımızın özellikle bu dönemde kitabın kahramanlarına ilgi göstereceğini sanıyorum. (Yan ödemelerin istenilen düzeye getirilmesinden sonra durumun ne olacağını bilemiyorum.)

Karşılaştığım bütün güçlükleri göz önünde tutmakla birlikte, bir roman daha yazmaktan kendimi alamadım. Tehlikeli Oyunlar sanıyorum 1973’ün ilk aylarında yayımlanacak. Gene oldukça uzun ve gene Tutunamayanların maceralarıyla ilgili. Yalnız romanın kahramanı bir mühendis değil. (Dedikodulara son vermek için bu noktaya özellikle dikkat ettim.) Bugünlerde ayrıca hikâyeler yazmaya başladım. (Biri yayımlandı.) Çalışmalarımı sürdürmek istiyorum.

İlk gençlik yıllarımda roman yazmanın dehşetli bir iş olduğunu düşünürdüm, bugün sadece yorucu bir iş olduğunu düşünüyorum. Ben belki de büyük bir bilim adamı olmak isterdim. Büyük bir bilim adamı olduğuna inandığım profesör bir arkadaşım da romancı olmak isterdim diyor; anlaşamıyoruz. Olduğundan başka türlü olmak isteyenlerin ülkesinde yaşıyoruz herhalde. Bu durumun da içinden çıkacağımıza güveniyorum. Bu konuda şöyle düşünüyorum, Tutunamayanlar sayfa 213’te: “Kaç yıl sonra başlayacağını henüz bilim adamlarımızın kesinlikle tespit edemediği Tunç devri halkımız için bir iş devri olacaktır. Herkes istediği mesleği seçecektir. Ressam olmak isteyenler reklamcı, yazar olmak isteyenler hukukçu, hukukçu olmak isteyenler tezgahtar, adam olmak isteyenler uşak ve dilediği gibi yaşamak isteyenler rezil olmayacaklardır.” Mühendis olduğuma da seviniyorum ayrıca. Başka meslek seçemezdim herhalde.” [23]


1  Hasan Uygun, “Yapıtları ve Yaşamıyla Oğuz Atay”, Mavi Melek, Sayı:44, Yayın Tarihi: 05.02.2001.

2  Hasan Uygun, “Yapıtları ve Yaşamıyla Oğuz Atay”.

3 Yıldız Ecevit, Ben Buradayım, Oğuz Atay’ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası, İletişim Yayınları, İstanbul 2009.

4  Dr. Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, Elips Yayınları, Ankara 2005, s. 78, 79.

5  Yıldız Ecevit, Ben Buradayım, s. 72.

6  Hasan Uygun, “Yapıtları ve Yaşamıyla Oğuz Atay”.

7  Dr. Aslan Tekin, Edebiyatımızda İsimler, s. 78-79.

8  Yıldız Ecevit, Ben Buradayım.

9  Hasan Uygun, “Yapıtları ve Yaşamıyla Oğuz Atay”.

10  https://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_Atay (19.10.2016)

11  http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/forummesaj/358-oguz_atay__tutunamayanlar___roman_%C3%B6zeti_ve__inceleme.html (Eski Yayın Tarihli)

12  https://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_Atay (19.10.2016)

13  https://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_Atay (19.10.2016)

14  Yıldız Ecevit, Ben Buradayım.

15  https://tr.wikipedia.org/wiki/O%C4%9Fuz_Atay (19.10.2016)

16  http://yorgandosek.blogspot.com.tr/2011/09/bir-tutunamayanlar-incelemesi.html (14.09.2011)

17  http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/648757-altinelden-oguz-ataya-sert-elestiri (15.07.2011)

18  http://www.nkfu.com/tutunamayanlar-kitap-ozeti-oguz-atay/ -(24.12.2011)

19  Oğuz Atay, TUTUNAMAYANLAR, İletişim Yayınları, İstanbul 1998, s. 205.

20  Oğuz Atay, TUTUNAMAYANLAR, s. 326.

21  Oğuz Atay, TUTUNAMAYANLAR, s. 652-653.

22  Oğuz Atay, TUTUNAMAYANLAR, s. 126.

23  http://postdergi.com/oguz-atay-kendini-ve-edebiyatini-anlatiyor (19.10.2016)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz