Risale-i Kudsiyye Şerhi’nden

Mahmud Ustaosmanoğlu, Risâle-i Kudsiyye Şerhi ve İzahı, 1. cilt

«Şeyh İsmetullah Müceddidî Hazretleri’nin 1271’de Nakşibendî’nin usûlüne dair yazmış olduğu Risâlet-ul Kudsiyye adlı Türkçe manzum eserini, özellikle kardeşlerime tavsiye ederim. Hakîkaten çok güzeldir.» (İsmail bin Mahfûz, Özleşme Yolu, s. 103)

● İnsan, “eûzü” diyerek günah kapılarını kapatır; “besmele” çekerek tâat kapılarını açar. Hakikî istiâze sırf söz ile olmaz; onda kâlb huzûru ve sözün hâle ve fiile uygun olması lâzımdır. Lisan “eûzü billah” derken, hâl ve fiil “şeytana sığındım” dememelidir.

● Kul Mevlâ’ya sığınmakla, sanki Mevlâ’nın kucağına sığınıyor. Bu ifadeler mecazîdir; akla yaklaştırmak içindir. Eğer Mevlâ’ya sığınırsan, seni şeytan bulamaz; yoksa câmide de, Mekke’de de olsan bulur.

● Râbıta, biiznillah cinleri def eder. Onun için, kimse râbıtadan şüphe etmesin; râbıta en büyük kaledir, içine giren kurtulur.

● Her belâ, her günah zikirsizlikten ileri geliyor. İmam-ı Gazâlî Kuddise Sırruhû Hazretleri, “Bir lâhza dahî zikirden boş kalanı, yumurtanın beyazının sarısını kaplaması gibi şeytan kaplar ve o zaman şeytan ona ne olsa yaptırır.” buyuruyor.

● Her kim Allah katındaki mertebesini bilmek isterse, Allah-u Teâlâ’nın kendisi yanındaki yerine baksın. Çünkü kişi Allah’a ne kadar değer verirse, Allah da ona o kadar değer verir.

● Eğer şeriat ve tarikat ehli olursanız, size toz konmadan yaşarsınız; sonunda da imanla ölürsünüz. Ama kendimize güvenmek de yok; hepsi Allah’ın Celle Celâluhû izni ile olacaktır.

● “Sevdiklerinizden infak etmedikçe aslâ Birr’e (takvâya ve iyiliğe) ulaşamazsınız.” (Âl-i İmran Sûresi: 92) İnsanın en sevdiği şey kendi nefsidir. Sevdiklerinden vermedikçe takvâ makâmına ulaşamıyorsa, kendi varlığından geçmeden Allah-u Teâlâ’ya nasıl ulaşacak?!

● Bu gönüldeki ağırlıklardan geçip Hakk’a gidelim. Bu yükler oldukça, kâlb Allah’a dönmüyor.

● İstikbâl kazanacaklarmış! İstikbâl ne; biliyor musunuz? İstikbâl mezardan sonra başlar. Dünyanın istikbâli için çobanlık edersin, dilencilik edersin, merdiven silersin; yine de bir çâre bulursun. Orada bunları yapamazsın. İşte o istikbâle çâre düşünmek lâzım.

● Hakk’ın cezbelerinden bir cezbe, ins ve cinnin ameline müsâvî olur.

● Peygamber Efendimiz Sallâhu Aleyhi Vesellem, Cebâil Aleyhisselâm’a sordu: “Allah-u Teâlâ beni âlemlere rahmet olarak gönderdi. Sen de o âlemlerden birisin; sana ne gibi rahmet oldum?” Cebrâil Aleyhisselâm dedi ki: “Şeytan bunca sene kılı kırk yararcasına bize vaaz etti. Sonra kovuldu. Hepimiz korkuluyduk. Tâ ki sen gelinceye kadar. Ne zaman ki ben sana: “Onu emîn olan Cebrâil indirdi.” (Şuara Sûresi: 193) âyet-i kerîmesini indirdim. Allah-u Teâlâ bana “Emîn” buyurunca, ben “Elhamdülillah” dedim.

● Zevken, bu “himmet” meselesini anlamak için, zikre ve sohbete devam etmek lâzımdır.

● Allah Teâlâ Hazretleri, bizi makam olarak daha yükseklere çıkarmak için indirdi.

● İki türlü safâ vardır. Birisi dünyadan alınan zevk-ü safâ. Diğeri de ibadetten alınan zevk-ü safâ. Bunların ikisinden de geçmelidir.

● Aişe vâlidemiz Radıyallâhu Anhâ bir gün: “Yâ Rasûlallah, bulutsuz yağmur yağdığını gördüm.” dedi. Efendimiz de: “Elhamdülillah! Allah gözünden sebepleri kaldırdı.” buyurdular.

● Âdemoğlunun eğer edebden nasibi yoksa, âdem değildir. Âdemoğlu ile hayvan arasındaki fark, edebdir. Gözünü aç ve dinle! Mevlâ Teâlâ’nın bütün kelâmı, Kur’an’ın bütün ayetlerinin mânâsı edebden ibarettir.

● Şeriat, tarikat ve hakikat; hepsi ilim ve edebden ibarettir. Namazın farziyetini, kılınış şeklini bilmek ilim; bilindiği gibi yapılması edebdir. Tesettür emrine riâyet etmenin farz olduğunu bilmek ilim; giymek edebdir.

● Aziz ve Celil olan Allah’ın âlemlerde gölgesi olan padişahlara (İslâm memleketinin muhâfızı olan müslüman hükümet adamlarına) dua etmek, Nakşibendî tarikatının usûlündendir. Nasıl dua etmeyelim ki?! Onlar tebâsının dinini, namusunu, nefsini, malını, canını koruyor. Bu sayede halk rahat ediyor; kötülüklerden, fenâlıklardan uzak kalıyor; dünyevî ve uhrevî vazifelerini huzur-i kâlble yapıyor. Ey kişi! Bu padişaha nasıl dua edilmesin, ki o olduğu müddetçe bu cihanda yıkılma olmaz. İslâm’a zeval gelmez. Çünkü o hem dinimizin, hem dünyamızın muhafazasına çalışıyor. Kur’an’dan ve Resûlullah’dan ayrılmamamıza yardım ediyor.

● Mevlâ Teâlâ bizi muttakîlerden etsin; zâhiren ve bâtınen, kavlen ve fiîlen hep şeriat üzere olalım. O zaman çok muvaffak oluruz.

● Müslüman idareciler lâzım! Zenginlerden zekatlarını tam alarak fakirlere versinler, ki dünya düzene kavuşsun.

● Müslüman idareci ile din tamamlanır. Ancak o zaman Kur’an okunur; tefsir, fıkıh, arabca, hadis, akaid, tasavvuf okunur. Gereği üzere amel edilir; doğru fetva verilir. Büyük adamlar bu şekilde yetişir. Valiler, hâkimler, komutanlar, kaymakamlar bunların içerisinden seçilir. İbadetlere dikkat edilir; nikâhlar, talâklar, vekâletler, kefâletler, alış-verişler gibi bütün muâmelât, insanların işlemiş olduğu suçların cezası olan bütün ukûbat, Kur’an’ın ahkâmına uygun olarak yerine getirilir.

● Dünyevî ilimleri okudular; uhrevî ilimler ne olacak? Para getirmiyor diye Kur’an’a bakmıyorlar. Dertleri Nemrut, Kârun gibi dünyalıktı; onu da yaşadılar. Âhiret’te onlara pay yok. Âhiret’te hâlleri ne olacak? Kur’an okumayan delidir. Onlar delirdiyse, biz delirmeyelim. Kur’an’a bakmayan, Kur’an’ı bileni öne koymayan delidir. Bu iş çok ince noktadır. Delilerle bizim işimiz yok.

● Hadis-i Şerif’te buyurulduğu gibi: “Kim Allah için ilim talep ederse, Mevlâ Teâlâ onun rızkına ummadığı yerden kefil olur.” Böyle bir müjdeden sonra rızık endişesini bırakalım. Derdimiz, dinimiz olsun. Bizi yaratanı râzı etmek olsun.

● Allah-u Teâlâ bunları bana sizin bereketinizle söyletiyor. Cemaatte bereket vardır. Ama siz kendinize toz kadar kıymet vermeyin sakın. Ben sizi methederim, o başka.

● Bir farz, bir sünnet, bir edep terkedilse; bir kadın çarşafını çıkarsa, bir erkek sakal bırakmasa, bir şahıs namazını terk etse, oruç tutulmazsa, zekat verilmezse, yani şeriatın emirlerinden bir tanesi dahî yapılmazsa İslâm zayıflar, küfür kuvvetleşir.

● Bütün Osmanlı padişahları, İslâm’ın onlara verdiği heybet ile bütün kâfirleri korkudan titretiyorlardı.

● Bizim ismimiz şeriatçı olduğu gibi kendimiz de tam şeriatçı olsaydık, iş tamam idi. Amma tam değiliz. Allah-u Teâlâ tam etsin. Zira Mevlâ Teâlâ, şeriatı tam mânâsı ile yaşayan kimsenin arkasındadır.

● Biz arazi iddiasında değiliz; lâkin, bir karış yer düşmana gidince kuvve-i mâneviyemiz gidiyor, o da gidince dini tatbik etmek zayıflıyor.

● “Nekir”, hiç tanınmayan demektir. “Münker” de aynı mânâyı ifade eder. Bu melekler, yüzleri siyah, gözleri yeşil, yani hiç görülmemiş bir şekilde olduklarından böyle isimlendirilmişlerdir.

● Efendi Babam Ali Haydar Efendi Kuddise Sırruhû Hazretleri buyururdu: “Oğlum Mahmud! Din-i Mübîn-i İslâm’ın bekâsı emr-i bil mâruf, nehy-i anil münkere; inkırâzı (yok olması) ise emr-i bil mâruf, nehy-i anil münkeri terk etmeye bağlıdır.”

● Bazıları dünya işlerinde birbirlerine yardım ediyorlar, Âhiret işlerinde yardım etmiyorlar. Bu yanlıştır. Din, Allah-u Teâlâ ile kulları arasındaki münâsebeti tanzim eden ilâhî nizamdır.

● “Sübhânallah”, dünyada tenzih mânâsında harf ve savt (ses) sûretindedir, ama Âhiret’te ağaç olacak. Diğer ibadetler de bunun gibidir.

● Çok iyi konuşup yazmasan da, edebiyat yapmasan da olur. Eğer istenilen mânâ ifade edilmişse, kâfîdir.

● Kelâmın en hayırlısı, az olup çoğa delâlet edendir.

● Birgün bir genç geldi, bu zamanın zikir zamanı değil cihad zamanı olduğu üzerinde durdu. Ben de ona Enfâl Sûresi’nin şu âyetini okudum: “Ey Mü’minler! Bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok zikredin.” (Enfâl Sûresi: 45)

● Bugün de harp içindeyiz. Nasıl mı? Şöyle ki: Ehl-i Sünnet vel Cemaat’ın dışında bütün ehl-i kıble, hepsi bizimle kavga ediyor.

● Biliyorsunuz, bir istiğnâ hâli vardır. Yani insanın kendisini ihtiyaçsız görmesi hâli. Tarikatımızın büyükleri bu hâlden çok korkarlar ve Allah’a sığınırlardı.

● Herkim bir kapıdadır, o her kapıdadır. Herkim ki her kapıdadır, o hiçbir kapıda değildir.

● Güneş insana vuracaktır. Fakat insanın kendisi bulut olur. Kibirler, gururlar, kendini beğenmeler hep buluttur.

● Usûlü Fıkıh’ın başında şöyle bir ibâre vardır: “Hangi tilki aslanın izine uyarsa, vahşî eşeklerin taze etlerine nâil olur.”

● Muhâcir olalım. Durmayalım, Allah yolunda ümitle yürüyelim. Ecel, bizi terakki ederken bulsun.

● Şimdi gariblik zamanı; onun için Allah-u Teâlâ’ya kavuşmak daha çabuk olur. Evvelde kırk yılda ulaşılan, şimdi bir yılda ulaşılıyor, belki de daha az zamanda. Niçin? Bu yolu taleb eden az; arzu eden kalmadı.

● Çarşaf giyen müslüman kadını, çarşafının kıymetini bilmeye devam ettikçe, cihan ona dokunamaz. Eğer dokunulsa, cihan yıkılır. (s.129)
 
● İnsan sadece dünyaya ait bilgileri öğrenmekle kalırsa, Allah’ın ve Şeriat’ın düşmanı olur. (s.146)
 
● “Yahudi şöyle vuruyor, böyle vuruyor!” deniliyor. Onlar değil, bizi asıl İslâmiyet’i yaşamayan müslümanlar vuruyor.
 
● Görmenin ilmen izahı var, ama bunun aslını anlayamazsınız. (s.183)
 
● Mevlâ Teâlâ Hazretleri “Muhyî” ismiyle bir kuluna tecellî etse, o zat da kabristana gidip mevtâlara “kalkınız” dese, bilin ki, o mevtâların hepsi dirilip kalkarlar. Bu sırrı anlamak lâzımdır. Bu sırrı anlamamak ahmaklıktır. (s.187)
 
● Diğer hakikatler ile Hak arasında Muhammedî hakikat vardır. Efendimiz’in hakikati, başka hakikatlerle Mevlâ arasında köprüdür. O’nun aracılığı olmadan, bir kişinin matlûbu olan Hakk’a ulaşması mümkün değildir. (s.198)
 
● Televizyonun aleyhine konuşunca kızıyorlar. Biz bu dünyaya, bizleri ahirette cennetlere girdirecek, Cemâlullah’a kavuşturacak fenleri, hünerleri bulmaya geldik. Televizyon seyretmek, kendini asmaya benzer. Zira Mevlâ Teâlâ’yı seven, O’nun düşmanlarına itibar etmez, onların çirkin hâllerini seyretmez, fâhiş sözlerini dinlemez. (s.205)
 
● İçinizde İmam-ı Azam gibi iki rekatta Kur’ân-ı Kerim’i hatmedecek babayiğit var mı? Âcizâne, Beytullah’ı ziyâretlerimin birinde, “deneyeyim bakayım, bir rekatta kaç cüz okuyabileceğim” dedim. Denedim ve dördüncü cüze kadar ancak okuyabildim. (s.220)
 
● Üniversite kısır bir müessesedir. İman, namaz, oruç gibi hayırları doğurmaz. (s.233)
 
● “Kâlb nereye meyl ederse, onun hükmünü alır” kaidesi gereğince, lâmekânlık kabiliyeti üzerine bulunan kâlbler dünyaya meyletmek sûreti ile dünyanın hükmünü almış, mekânlı olmuştur. Lâmekân olan Mevlâ Teâlâ’yı, lâmekân olan mü’min kulun kâlbi alır; dünyaya meylederek mekânlaşmış kâfirin kâlbi almaz. (s.243)
 
● Bazıları bana diyorlar ki: “Hocaefendi, seni seviyoruz ama ihvanlarını sevmiyoruz.” İşte bu olmadı! Bizi seven, ihvânımızı da sever. (s.246)
 
● İnsan helâya giderken bile hayâ üzere olmalıdır. (s.250)
 
● Tarikata girmek isteyene, istihâre edilmek sûretiyle tarikat dersi verilir. İstemeyene, “gel bizim tarikata gir” denmez. Bu, bizim tarikatımızda yasaktır. (s.256)
 
● Tarikatsız olmaz. Tarikat, Şeriat’ı dikkatli yaşamaktır. (s.256)
 
● Tarikat-ı âliyye zikirden ibarettir. Fuzûlî rahatlıklar, fuzûlî konuşmalar kaldırılmalıdır. Büyüklerimiz, ecdâdımız hep tarikatlı idi. Bu sayede huzurlu yaşamışlardı; düşmanlarını mağlûb etmişlerdi. Şimdi bazıları tarikatı inkâr ediyorlar. Mevlâ Teâlâ bu sebeple onlara kapı açmıyor. Anahtarsız kapı açılmaz. Tarikat, anahtardır. Dertlerine, zikrullahı derman yapmaları lâzımdır. (s.258)
 
● Etiniz, kemiğiniz para etmez sizin; değerinizi ahlâkınız artırır. (s.259)
 
● Nice insanlar vardır, durur durur, bir anda parlar. Yirmi sene müddetle gevşek hareket edilip, bir saat ciddi bir şekilde halis niyetle çalışılsa, mesafeler katedilebilir. Amma bir mesele var; ömür vefa edecek mi? Nefse hiç göz açtırmayın, ona acımayın, “bu yolda öleceksin” deyin. (s.267)
 
● Bir insan Mevlâ Teâlâ’yı tanımadıktan sonra, gitsin ormanda yaşasın. (s.275)
 
● Bu anlatılanlar Tarikat taliminin âdâbıdır, düsturudur; bunları gözet, bunlara riâyet et. Eğer biz bu edebleri gözetse idik, cihangir olurduk. (s.287)
 
● İnsan eğer Şeriat’a dikkat etmezse, o zaman orman adamı olur. (s.289)
 
● Şeriat’ı muhafaza edersek, Şeriat da bizi muhafaza eder; dünyada da, ahirette de. (s.298)
 
● Güya kadın erkek eşitliği yapıyorlar. Hâlbuki erkeğin kanunları başka, kadının kanunları başkadır. Herkes kendi kanununa sahip çıkmalıdır. (s.299)
 
● Kim sözle vaaz ederse, kelâmı zâyi olur. Kim ki fiiliyle vaaz ederse, sözleri ok misâli tesir eder. (s.308)
 
● Bu kadar peygamberlerin, velîlerin, padişahların anasıdır kadın; hiç ona kabalık olur mu? (s.312)
 
● Cin kavminde kendilerini beğenmek çok; onlara tarikat dersi verme, siteme uğrarsın. (…) Eğer cin kavmi salih ise, ona terikat dersi ver. (…) Mânevî yürüyüş hususunda, akılları hanımlardan daha noksandır. (…) Cinlerin, Tarikat-ı Âliyye işlerine kadınlar kadar akılları ermez. Niçin? Cinler, meliklerle mücadele üzeredirler, (onlarda) itaat yoktur. (…) Hava ve ateş meşrebli olan cinler sülûk işine gelmez. Bu tarikat işi, itaat ve tevazu işidir; mütekebbirlerin işi değildir. (s.317-320)
 
● Hanefî mezhebine göre, sakala jilet vurmak haramdır; bir tutamdan aşağı kesmek bid’adtır. (s.325)
 
● Cahil, kokarca gibidir; hareket ettiğinde kokar. (s.330)
 
● Kötü bir şahıs, kendi hakkında ne kadar güzel rüyalar görürse, o kadar zarar eder. (s.334)
 
● “Ey mü’minler! Allah’tan korkun, sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi: 119) (…) Âyet-i celîlede geçen beraberlikten maksat rabıta, yani gönül beraberliğidir. (s.335)
 
● Vuslat, kurb-u ilâhîden ibarettir. Bazı kimselere keşif, keramet verilir; kurb-u ilâhî verilmez. İşte bu, onlar için istidraçtır. (s.343)
 
● Büyük adamlara uymakla, büyük adam olunur. (s.344)
 
● İrfan ne imiş? Mevlâ Teâlâ’nın kulu ile arasında bulunan mânevî perdeleri kaldırmasıdır. Kulun Mevlâ Teâlâ’yı görüyor gibi olmasıdır. (s.346)
 
● Bir bölük topluluk da vardır ki, bunlar kendi kendine çalışırlar. Yani onlar, bir mürşide intisab etmeden kendi kendilerine uğraşıp dururlar. Kitaplarda tarikat sırlarını görüp, onları yapmaya çalışır. Kendilerini helâk edecek yerler, çok defa onlardan uzakta kalır (da, onları fark edemeyip içine düşerler.). (s.350)
 
● Feyiz bir nurdur ki, insanın kalbine indiğinde kalbden vahşet gider, huzur gelir. (s.358)
 
● Alaca dana gibi yatmakla ne mürşid, ne mürid olunur. (…) Erken yatmalı, erken kalkmalı. Geç yattın mı, mürid olamazsın. (s.360)
 
● Şeriat’tan başka hiç bir şeyle müslümanlık veya başka bir dava iddia edilemez. (s.366)
 
● Bugünkü İslâm âleminin durumu, işte o “Hayır!” ve “Niçin?”lerden oldu. “Niçin faiz yemeyeceğiz? Hanım olduğumuz hâlde niçin dairelerde çalışmayacağız?” “Niçin?” sözleri ile doldu ortalık. (s.372)
 
● Şeriat’ın hakikatine kavuşmak için Şeriat’ın sûretine uymak şarttır. Çünkü velâyetin ve nübüvvetin bütün kemâlleri, Şeriat’ın sûreti üzerine kurulmuştur. (s.378)
 
● Dünyanın bir ucunda bir müslüman ile harb ediliyorsa, bütün müslümanların her biri kendisi ile harb ediliyormuş gibi olmalıdır. (s.379)
 
● Televizyondan zevk alan, tarikattan zevk almaz. (s.382)
 
● Tarikata girmeden, yüz bin kişiden bir kişi belki Allah’a ulaşır. (s.385)
 
● İrancı oluyorlar. Çünkü İranlıların çoğu tarikatı kabul etmez. Mut’a nikahı yaparlar. Bunlar, bazılarının hoşuna gidiyor; İrancı oluyorlar. Ehl-i Sünnet olan bir kimseyi İrancı olmak yükseltmez, alçak eder. Nerede tembellik var, oraya gidiliyor; nerede çalışmak var, oradan kaçılıyor. (s.386)
 
● Şâyet aza cevaz verecek olursak, iş çoğa varır. (s.390)
 
● Dünyaya, hakikat ehlini bulmaya geldik. (s.391)
 
● Allah-u Teâlâ, dostlarını beşeriyet kubbelerinin altında gizlemese idi, millet, “elini öpeceğiz, cübbesini tutacağız” diyerek giysilerini parçalarlardı onların. Böyle bir zatı sokakta gördüğünüzde, sarı çizmeli Mehmed Ağa sanki. Hâlbuki o ne adam, ne adam! Hakikati gözükse! (s.402)
 
● İmam-ı Rabbânî Hazretleri, mürşidsiz Allah’a kavuşulamayacağının sırrını açıklamaya mecbur oldu. (s.410)
 
● Beşerin efdali, cihad edendir. Miracda kalırsan, bu âlem ile alâkan olmaz ve millete faydan olmaz. (s.411)
 
● Haram yiye yiye, harama baka baka insanların imanı zayıflamış; kuvvet, kudret kalmamış. Bu yüzden, tarikata girmemek için bahane arıyor millet. (s.416)
 
● Tefekkür, ruhun gözlerinin görmeye ve ruhun aklının ermeye başlamasıyla oluyor. (s.420)
 
● Eflatun, çok az yemek, içmek ve uyumaklarla keşifler elde etti. (s.426)
 
● Nefs yalandan hasta olur, yalandan mahzun olur, aşık olur, yalandan sever; hiç bu nefsin dolapları bitmez. (s.432)
 
● Nefse en ağır gelen yük, en zor şey Şeriat’ın emir ve yasaklarına uymaktır. (s.443)
 
● İnsan ilâhî bir sevgi ile rabıta etse, şeyhindeki bütün kemâlât ve hünerler ona akseder. (s.446)
 
● Mevlâ Teâlâ cümlemize, kabalık gerektiği yerde kabalık, incelik gerektiği yerde incelik yapmayı nasib etsin. (s.448)
 
● Mecliste başka, tenhada başka olmayalım. (s.455)
 
● Cahil insan konuşsa kokar, baksa kokar, tutsa kokar, yürüse kokar, her hâlinde kokar. (s.464)
 
● Büyüklere saygısızlık etmek, imana dokunur. (s.471)
 
● Evvelâ mânevî bülûğa er; ondan sonra evlen. (s.475)
 
● Hangi şey sana Allah’ı unutturuyorsa, dünya malı oluyor. (477)
 
● Büyük âfettir, nâmahreme bakmak. (s.479)
 
● Televizyonu seyretmek, hiç câiz değil. (s.483)
 
● Mevlâ şah damarımızdan daha yakın bize. Böyle yakın olan Allah’ın yanında abdestsiz durulur mu?
 
● Bir kimsenin ahlâkına bakın, ahlâkına! Şeriat, Tarikat, Mârifet ahlâkı var mı; ona bakınız! (s.489)
 
● Zikirde ruhsat, (en az) beş bin kere “Allah” demektir. Azimet ise, her nefes zikir üzere olmaktır. (490)
 
● İhvanın birbirinde erimesi lâzım. (s.493)
 
● Nefsi kahretmek, Ahlâk-ı Muhammediyye’dir. Nefs, birisinin kendi aleyhinde söylediği bir kelimeyi duysa, ona bin kelime söyler. Ama onun dediğini yapmazsan kahrolur. Böylece nefs ezilir. Bu nefsi ezmek için geldik. (s.505)
 
● Bütün mü’minleri kendinden daha faziletli bilmen gerek; ki mânevî yürüyüşün kolay olsun. (s.508)
 
● Sen Mevlâ Teâlâ’ya sahip çıkarsan, Şeriat’ı hakkıyla yaşarsan, ne cin tesir eder, ne büyü! (s.511)
 
● Şeriat dairesinden çıkarsanız, Esmâ-i Kahriyye’desiniz; çıkmazsanız, Esmâ-i Lûtfiyye’desiniz. (s.520)
 
● Bil ki, kesbin tesiri var. (s.533)
 
● Allah’ın dostlarında, Allah’dan bir kudret vardır. (s.553)
 
● Mirac’dan in! Beşerin efdali, mücahid olanıdır! (s.561)
 
● Son derece edeb üzere sabit dur. (…) Kırk sene hizmet etsen, yine sabit dur. Biraz serbest hareket edeyim, dememelidir. (s.562)
 
(Mahmud Ustaosmanoğlu, Risâle-i Kudsiyye Şerhi ve İzahı, 1. cilt, Siraç Kitabevi, İstanbul 2008)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!