Salih Mirzabeyoğlu ve Açtığı Çığır

0
67

İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nu kim anlatabilir? Böylesine büyük bir mütefekkiri ancak o çapta bir deha anlatmak cüretini gösterebilir… Bu dehaların da, kısa bir zaman dilimi içerisinde ortaya çıkıp, neler yapabileceklerine şahit olacağımız günler yakındır diye düşünüyorum. “Nasıl” diye sorarsanız, Salih Mirzabeyoğlu’nun yapmış olduğu düşünce ve anlayış devriminin tohumları çok yakın bir zamanda meyvelerini verecektir diye cevap veririm. Bu itminan hissi mi? Onu veren de bizzat İbda Külliyatı’nın kendisi…

Üstad Necib Fazıl’ın O’nu “takdim”i, bizzat Salih Mirzabeyoğlu’nun “kim olduğunun da”, hayatının da hülasası. Şöyle der İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu:

– Üstadım, “benim bir takdim yazım olacak!” dedi ve Kâinatı kalburdan geçirmek gibi bir işle beni kapı kapı dolaşmak çetinliğine atarak, bu dünyadan gitti. Ve olanca macerası “Tilki Günlüğü”nde anlatıldığı üzere, buldum: “Dünya Çapında Bir Hadise – Kaptan Kusto Müslüman!” [1]

«”Kişi, kendini bildiğince Rabbini bildi” ölçüsü, “ben kimim?” ıstırabımın hakikatini gösterir… “Tilki Günlüğü”nün de!..» [2]

Üstad Necip Fazıl’ın, “Bir takdim yazım olacak, bütün hüviyetin görünecek” demesinden sonra Salih Mirzabeyoğlu “takdim yazısını” ararken, ardında Tilki Günlüğü gibi bir eser bırakmış, bu anlamda yeni bir hikemî dil kurmuştur. İbda Mimarı sadece “Dünya çapında” bir fikir sisteminin kurucusu değil, yeni bir hikemî dilin de kurucusudur…

80’lerde İslamcı camiada, “Büyük Doğu’yu aşmalıyız” idealiyle (!) ortaya çıkan, “kaynaktan yapmalıyız”, “edebiyatla hallederiz”, gibi büyük (!) fikirler beyan eden ve hâlâ bu büyük fikirleri sebebiyle (!) ödüller alan seviyeye mukabil, Salih Mirzabeyoğlu “Büyük Doğu”ya “nisbetini” ilan etmiş, fikir geleneğinin ne demek olduğunu örnekleştirmiş, “Kurtarıcı Fikir”i “Yürüyen Büyük Doğu” halinde örgüleştirmiştir.

Bütün hayatını, davasının emrine veren Kumandan, bu milletin hafızasını, dilini, kimliğini ve idealini bir dünya görüşü halinde sistemleştirmiştir… Yeni bir düşünme metodu ve anlayış biçimi kurmuştur… İşte asıl devrim de budur. Üstad Necip Fazıl’ın deyimiyle, “anlayışı yenilemek”…

Üstad Necib Fazıl’ın “İdeolocya Örgüsü”ne eklediği ve Akıncı Güç Kadrosu’na (Salih Mirzabeyoğlu’na) ithaf ettiği bölüm, bir nevi İBDA’nın da takdimi mahiyetindedir.

İDEOLOCYA ÖRGÜSÜ’NE EK AKINCI GÜÇ KADROSU’NA İTHAF

İSLAMI YENİLEMEK

  • İslâm yenilenemez. Anlayışı yenilemek gerekir.
  • Anlayış mı? Nurun aynadaki aksi… Aynayı yenilemek…
  • Güneş yenilenemez. Göz yenilenir.
  • İslâm, başı ve sonu olmayan ebedî yeninin ismi… Ona her ân biraz daha nüfuz etmektir ki, yenilik…
  • “Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır” hadisindeki sonsuz hikmettir ki, yeninin ve yeniliğin sırrını getirmiştir.
  • Dava işte bu manada İslâm’ın yeni neslini yuğurmakta… İslâmın en yeni, değiştirilemez ve örnek nesli, Resul eliyle yuğurulan sahabîler…
  • Sahabîlerin ardından “Tâbiiler” bu nesil çizgisini uzatmışsa da onlardan sonra dava ictimaî planda zaafa uğramış ve büyük ferdî zuhurların çevrelediği mahzun zümrelerden öteye geçilememiştir. Bu tecellide, muhafazası en zor iş olan aşkı kaybetmenin ve kaba akılla yapayalnız dış planda kalmanın neticesi olarak ilahî hikmet aşikâr…
  • Emevî ve Abbasi devrelerini takip ederek Türk’ün eline geçen İslamî devlet livası, 600 küsur yıllık gerçek devlet hayatının ancak 250 senesinde böyle bir nesle yataklık etmiş, ondan sonra 300 yıl korkunç bir aşk ve üstün anlayıştan yoksunluk çığrına girmiş, 100 küsur senedir de, aynı ham yobaz ve kaba softa idrakinin tersine dönük şekliyle bütün cehdini İslâm’a karşı çıkmakta bulmuştur.
  • O gün bugündür ki, nesillere kahraman diye tanıtılanlar İslam’dan kopmanın fikrî ve fiilî icracıları olmuştur.
  • İslamı, zatından zerre feda etmeden olanca saffet ve asliyetiyle kucaklayabilecek ve nefslerinde yenileyecek nesillerin böylece köküne kibrit suyu dökülmeye başlanınca, din ihtiyacından büsbütün kurtulamayan muvazaacı mizaçlar her tarafta işi reformculuğa dökmüş ve olduğu gibi bir İslâm yerine, oldurulmak istenildiği tarzda bir İslâm’a kapı açmaya bakılmıştır.
  • Reformcu İslâmı şu veya bu görüş ve mezhep lokomotifine bağlamak, onu zatına ve aslına göre değil, şahsi nefsine ve idrakine iliştirmeye kalkmak, böylece çürük gördüğü bir binayı kendince payandalamaya yeltenmek bakımından; İslâm’a cepheden zıt olanlardan daha tehlikelidir; ve İslam’ı kalb ve göz yenilenmesi yoluyla koruyacak olan nesil, cemiyet dairesi içinde kendisine üç düşman tanıyacaktır. Aşksız ham yobaz, duygusuz kâfir, nasibsiz reformcu… Yani ruhu kör nefsinde kabuklaştıran, büsbütün inkar eden ve bu ikisi arasında arabuluculuğuna kalkışan…
  • İslâm, 500 yıl kılıcını elinde tutan Türkiye’de bozuldu ve her yerde altüst oldu. Bu, ancak Türkiye’de düzelirse her yerde sağlığa kavuşabileceğine ait ilahi bir ihtar…
  • İslâmı yenileyecek olan nesil, bu ruh ve madde felaketleri Türkiye’sinde son ve som, hepçi ve bütüncü tepki halinde zuhur etmekle mükellef…
  • Bunca zevalin ardından ancak kemal çığırı açılabilir…
  • Dört büyük halifenin sırayla şiarları olan merhamet, celadet, edep ve akılda tam ikmalli ve teçhizatlı olarak, 15. İslâm Asrının eşiğinde, İslâmı yenilemek davasını çözümleyecek nesilden, ana rahmini tekmeleyici sesler duyuluyor. Aya gitmek hüner değil, bu sesleri güneşten duyulacak derecede fikirde ve aksiyonda yükseltmek marifet…

Bu “ithaf” ile Üstad Necib Fazıl, “Büyük Doğu – İbda” idealinin bir nevi resmini çizmiştir. Üstad, Salih Mirzabeyoğlu ve kadrosu için; “Onlar benim ardımdan gelmeyecek, ben onların arkasından koşacağım!” demiştir.

Üstad Necib Fazıl’ın “sadece bir edebiyatçı” olmadığını da yine Salih Mirzabeyoğlu ortaya koymuştur… Düşünün, etrafında olup da, vefat edince Büyük Doğu’yu “aşanlar” arasında, Üstad Necib Fazıl’ın kim olduğunu da biz yine O’ndan öğrendik:

– “İdeali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nisbetle heykelleştiren adam.”

60 küsur eseriyle Salih Mirzabeyoğlu’nun yapmış olduğu şey, “İslâm’a Muhatap Anlayışı” yenilemektir… “İslama Muhatap Anlayış”, “İbda Diyalektiği” gibi eserlerinde, “anlayışı yenilemek” meselesinin temel prensiplerini ortaya koymuştur.

Mütefekkir’in eserlerini okurken sizde olan şey de aslında budur, yani yenilenme… Yavaş yavaş size dayatılan “düşünme biçimi”nin prangalarından kurtulursunuz. Sanki yıldızlararası bir seyahate çıkarsınız. El attığı hiçbir meselenin “kışrında” kalmayan, bir nevi arkeolojik kazı yapan bir tefekkür. Onun rehberliğinde istediğiniz kadar derine inebilir, çıkabildiğiniz kadar yüksekliklere çıkabilirsiniz. Okuruna bu “ufku” veren bir tefekkür… İnanıyorum ki bu düşüncenin diline nüfuz eden matematikçiler ve fizikçiler, edebiyatçılar ve düşünürler, sanatçılar ve siyasetçiler bambaşka bir dünyanın temellerini atacaklar…

Alfred Whitehead, “Bütün Batı düşünce tarihi Platon’a düşülmüş bir dipnottan ibarettir” demiştir. Batı’da Platon’a atıf yapmadan matematik, siyaset, edebiyat vesaire konuşmak neredeyse imkânsız. Platon nasıl bu kadar etkili oldu? Her konuda bilgisi olduğu veya en doğru şeyi söylediği için mi, bambaşka bir anlayış biçimi ortaya koyduğu için mi? Düşünceye “metod” getirdi Platon… Üstelik Sokrat’a nisbetini her daim vurguladı. Batı felsefesinde fikir geleneği işte bu iki filozofun attığı temeller üzerinde yükseldi. Üstad Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu’nun “nisbet” ve “neseb” bağı, külliyatta, Sokrat ve Platon arasındaki “bağa” benzetilir.

Büyük Doğu-İbda, İslâm’a nisbetle örgüleştirilmiş bir dünya görüşüdür. Küll bir sistemdir. Tezatsız bir dil ve anlayış mihrakıdır. Bir nevi, tüm fikirlere, ilimlere, sanatlara bakarken, yerine göre kullanılacak gözlük, mikroskop veya teleskoptur…

Mütefekkir Mirzabeyoğlu şöyle der:

– «Müzede sergilenen eşyaya döndürülen, tekerleme gibi öğrenilip – tekerleme olarak aktarılan İslâmî verimleri, asıllarını asla tahrip etmeden hayata sokmaktan büyük bir İBDA hamlesi mi olur? Yaptığım budur.» (3)

“Dil Mesele Konuşarak Yaşar”

Üstad Necip Fazıl ve Mütefekkir Mirzabeyoğlu’nun Türk diline yapmış olduğu katkı da ayrı bir inceleme konusudur… Yüzlerce ciltten oluşan Büyük Doğu-İbda Külliyatı, Anadolu’dan başlayarak dalga dalga bütün İslâm dünyasına sirayet eden bir fikrin tohumlarını bu dil üzerinden atıyor… Yeni bir lisan…  Sadece bunun üzerine konuşmak bile hangi görüşten olursa olsun bir aydın sorumluluğudur… Bu tefekkürün, bu millete verilmiş ne büyük bir nimet olduğunu anlamak…

“Dil mesele konuşarak yaşar” der Salih Mirzabeyoğlu. Ve ömrü boyunca meselenin ne olduğunu, niçin konuşulduğunu ve nasıl konuşulması gerektiğini izah etmiştir. “Bir şey söylüyorum, cevabını da ben veriyorum” diyor bir eserinde. Ne yazık ki onunla “aşık” atacak çapta bir muhatap bulamamaktan şikayetçiydi.

“Mutlak Fikrin Gerekliliği-Bütün Fikrin Gerekliliği”, “İslam’a Muhatap Anlayış”, “Peygamberler Olmasa Medeniyet Olmazdı”, “Mitoloji ve Esatir”, “Dil ve Anlayış”, “Epistemoloji ve Ontoloji”, “Modern Fizik ve Matematik”, “Hukuk ve Edebiyat”, “Ahlak ve İktisat”, “İslam Hikemiyatı”, “İbda Diyalektiği” ve Sanat-Edebiyat gibi mevzularda yazılmış onlarca eseri var. Bu eserlerde Batı tefekkürünün pek çok kavramını “başıboşluktan”, “nisbetsizlikten” ve bazen “anlamsızlıktan” kurtararak ve bazı kavramların aslını-esasını “İslâm”dan göstererek büyük bir çığır açmıştır. Bu bir usûldür ve bu usûlün İbda fikriyatında bir diyalektiği vardır. Şimdilerde bunu dil ve dünya görüşünün önemine aldırış etmeden yapmaya çalışanları görüyoruz… Fakat “o merceğe” sahip olamadıkları için bu çabaları da “bazen tutan, bazen batan” bir mecrada yol almaktadır…

“Peygamberler Olmasa Medeniyet Olmazdı”

Büyük Doğu’nun, “Peygamberler Olmasa Medeniyet Olmazdı” tezi, sirayet ettiği her mevzuya göre sürekli kendini yenileyen ve geliştiren bir fikir. Bu yönüyle varlık ve bilgiden, modern fiziğin verilerine, maddi ve manevi kültür unsurlarından, mitoloji ve esatire kadar, modern dünyanın bütün algılarını ve görüşlerini, psikanalizden, tekamül nazariyesine kadar, bir çok ilmî unsuru yerli yerine oturtan ve geliştiren bir tezdir. “Batı tefekkürünü, İslam Tasavvufu önünde hesaba çekmek” olarak formüle edilen İbda külliyatı boyunca, “Peygamberler olmasa medeniyet olmazdı” tezinin de her meselede yeniden ele alındığını görürüz.

“Mitoloji ve Esatir” eserinin takdim bölümünden okuyalım:

– “Bizim eserimizin mahiyeti ise, insan ve toplum meselelerinin hâlline yönelik bir ideolocya manzumesine bağlı olarak ESATİR ve MİTOLOJİ’ye el atarken, onun Peygamberler tarihinin salkım saçak görünümlerinin usaresi olduğunu ve hurafeye karışmış dinî ve mistik motiflerin, tarih, ilim, sanat vesaireye âit verilerin aslı İslâm’da gösterilmesine âit, seçmeler niteliğinde; merkezde tecelli eden Peygamberlere âit hikmetler olmak üzere, niyeti çevreden merkeze bir usûl… Eserimizin ismi, hâliyle ESATİR ve MİTOLOJİ… Üstadım’ın, tarihçi Toynbee’ye atfen “İstikbâl İslâmındır, denenmemiş bir o var!” sözüne işaret ederek, NE GÜZEL BİR MEVZUUN VAR diye bana hazırlattığı İSTİKBÂL İSLÂMINDIR isimli eserim için, buna nisbetle bir İSLÂM TARİHİ’ne yer vermem istenmişti. O eserin benden istenişinin mânâsı, ne olduğu ve onun tarafından nasıl değerlendirildiği malûm… Bu eseri, Peygamberlerde tecelli eden hikmetler şeklinde ve sıra kaydında olmaksızın, İSLÂM TARİHİ, ama Allah Sevgilisi’nden bugüne uzanan çizgide değil de, Âdem Aleyhisselâm’dan bugüne, zıtların onları hatırlatıcı ilgisi içinde, seçme ve tedaî usûlüyle verdik; İSTİKBÂL İSLÂMINDIR’ın mahiyetine bitişik addediyorum.»

Rüya, Keşif, İlmi Ledün, Bitki, Rüya, Tıb… Bahsi geçen başlıkları eserleri boyunca çeşitli meseleler içinde işleyen ve moda tabirle “güncelleyen” İbda Mimarı, İslâm hikemiyatına ait kavramlara nasıl el atılacağına dair bir usûl de getirmiştir.

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu bu eserlerin pek çoğunu 16 yıllık cezaevi hayatında yazdı… Bir Ramazan günü çıktı cezaevinden ve yine bir Ramazan günü gitti bu dünyadan… Şehadetinden beş-on gün önce “bana bir şey olursa bilin ki Telegram’dan” dedi… Konuşmadı bunları hiçbir aydın, gazeteci, sanatçı, siyasetçi, hukukçu… Onların bu suskunluklarını da biz unutmayacağız…

Rahmet olsun…

Notlar

1- Salih Mirzabeyoğlu, Büyük Muztaribler-Düşünce Tarihine Bakış, İbda Yayınları, İstanbul 1998, c.1., s. 89

2- Salih Mirzabeyoğlu, Tilki Günlüğü-Ufuk ile Hafiye, İbda Yayınları, İstanbul, c. 1, s. 321

3- Salih Mirzabeyoğlu, Hikemiyat –Tefekkür ve Hikmet-, İBDA Yayınları, İstanbul 1988, s. 79-80.

III. DÖNEM 5. SAYI (SALİH MİRZABEYOĞLU ÖZEL SAYISI) EKİM 2018

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz