Telegram Dosyamız Vesilesiyle

0
590

Telegram, kabaca tarif etmek gerekirse, varlığı “devlet sırrı” kapsamında değerlendirilmekle beraber, artık mızrak çuvala sığmadığı için saklanamayan; ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, Kanada, İsveç başta olmak üzere bellibaşlı bütün büyük devletler ve çoğu müttefiklerinde bulunan; İngilizce literatürde “öldürücü olmayan elektromanyetik silâhlar” (non-lethal electromagnetic weapons) arasında gösterilmekle beraber, yolaçtığı tesirler bakımından insan öldürebilme potansiyeli taşıyan; cihazı kullanan ve hedef kişi arasında ânı ânına haberleşmeyi mümkün kıldığı için “sunî telepati” olarak da adlandırılan; beyne ses ve görüntü transfer etmekle kalmayıp, beyinden de enformasyon devşirebilen ve hedef kişinin beş duyu yoluyla idrak ettiklerini, hissettiklerini, düşündüklerini cihazın başındakine taşıyan; yine, halüsinasyonlar ve sunî rüyalar oluşturabilen; vücudun tüm bölgelerini elektromanyetik dalgalar göndererek etkileyip manipüle edebilen; bu arada, vücuda en üst seviyede acı verebilen modern bir işkence türü, ileri bir silâh teknolojisi ve maddî-manevî altyapısına dayanarak, “insan”ı çökertip robotlaştırmaya davranan şeytanî bir tatbikat…

Yalnızca ileri teknoloji eseri bir silâh değil Telegram, yalnızca psikolojik bir saldırı türü, yalnızca benzersiz bir haberleşme aracı veya yalnızca bedenî bir işkence tatbikatı da değil; aksine, bunların hepsi ve daha fazlası…

Telegram, aslına bakılırsa, “rutin dışı” yâni hukuk dışı bir “devlet terörü” hâlinde, kesintisiz 11 yıl boyunca bir hücrede maruz bırakıldığı korkunç iradî, zihnî, hissî, bedenî saldırı ve işkenceye karşı verdiği efsanevî mücadele sürecinde, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun dünya “zihin kontrolü” literatürüne kazandırdığı bir kavram…

Şöyle ki, geçmişte veya bugün uygulanan bildik maddî-manevî işkence türlerinden tamamen farklı ve ahlâksızlıkta hepsini katlayan Telegram, dünyada ve ülkemizde öncelikle “zihin kontrolü” olarak isimlendiriliyor. Ne var ki “zihin kontrolü” kavramı, içine propaganda, basın, hipnoz, şuuraltı mesajları, eğitim, siyaset, reklamlar, NLP, şartlandırma, ilaç ve uyuşturucu gibi birbirinden çok farklı “kontrol ve yönlendirme” araç ve metodlarının da sokulabileceği çok geniş bir alana da işaret edebiliyor. Hattâ, “insan şuuru”nun sözkonusu olduğu insanlar arası hemen her münasebet, bilgi paylaşımı veya belli bir sahadaki bilgi bütününün dahi “zihin kontrol ve yönlendirmesi”ne bakan bir yönü bulunuyor. Buysa, Telegram’la kastedilen ve “devlet sırrı” kapsamında olduğu için niteliği henüz tam olarak deşifre edilememiş, elbette akademik literatüre de aksettirilmemiş ileri bir teknolojinin eseri olan bir “cihaz” veya “cihazlar bütünü” marifetiyle uygulanan bu “özel” zihin kontrol ve yönlendirmesini anlaşılmaz kılıyor, herşey birbirine karışıyor veya karıştırılıyor. Kaldı ki Telegram, sadece irade, zihin, hassasiyet ve duyuları hedeflemekten ibaret kalmayan, “bedenî işkence”ye paralel olarak tatbik edilen bir süreç.

Nasıl doğdu peki Telegram kavramı?..

Türkiye’de “cihazlı” zihin kontrolünün hemen hiç bilinmediği; İngilizcedeki zengin askerî, istihbarî, ilmî, teknik, tecrübî kaynakların ve bu konuya temas eden çalışmaların ne haber ne film ne de yazılı tercüme olarak henüz Türkiye’ye yansımadığı, “zihin kontrolü” iddiasıyla çıkacak herhangi birinin ânında delilikle damgalanabileceği şartlarda, işte böylesine bilinmezlerle dolu kaotik bir demde Mirzabeyoğlu doğruluyor, işkencecilerin kendisine mütemadiyen söylediği “TELEGRAM” kelimesini alıyor ve onun “uzaktan yazma, uzaktan çizme, uzaktan kaydetme, telgraf” gibi Yunancadan kök alıp bugüne uzanan lûgat ve ıstılah anlamlarının ötesinde, Telegram kelimesine gördüğü işkencenin ve maruz bırakıldığı “özel” zihin kontrol ve yönlendirmesinin ifadesi olan TERMİNOLOJİK (ISTILAHÎ) anlamını kazandırıyor. Telegram kelimesi, Mirzabeyoğlu’ndan sonra artık yepyeni bir vakıanın, yepyeni bir kavramın, yepyeni bir anlam çerçevesinin adı oluyor. Bu arada, kat kat perdeler ardına saklanan bu sinsi ve vahşi düşmanı “Telegram” kavramı çerçevesinde teşhis edip sımsıkı yakaladıktan ve hedef menziline soktuktan sonra, Mirzabeyoğlu’nun sayısız cebhede verdiği –O’nun zaferiyle biten!- efsanevî savaş başlıyor.

Mirzabeyoğlu’nun verdiği mücadele o kadar inanılmazdır ki, bir yandan Telegram’a karşı İMAN ve FİKRİNİ üstte tutmak için hayatını bile ortaya koyarken, diğer yandan da (maalesef bizim de aralarında olduğumuz) kara cahil bir kamuoyu önünde “çıldırmış” olmadığını isbatlamak için, kendisini vuran şeffaf “kurşun”un askerî, fizikî, kimyevî, teknolojik izahını yapmak gibi çetinler çetini bir işi de üstleniyor. Oysa O, öncelikle bir “fikir adamı”dır, “bilim adamı” değil. Ancak O bunu da başarıyor ve neticede, bin kollu şeffaf bir ahtapot gibi Mirzabeyoğlu’nun üzerine çullanan canavar bir nevî ete kemiğe bürünüyor ve bellibaşlı tüm özellikleri Mirzabeyoğlu tarafından deşifre ediliyor. Bu çileli (dile ve bize kolay!) sürecin kamuoyundaki yankısına baktığımızda ise, Mirzabeyoğlu’na neler yapıldığına başlangıçta aldırmayan kimileri nezdinde hâdisenin, “hiç olur mu böyle bir şey?”den, artık “böyle bir işkenceye rağmen nasıl oldu da Mirzabeyoğlu o kadar direnebildi ve onca eser yazabildi?” noktasına geldiğini görüyoruz.

Bu işkence ve tatbikat için Telegram kelimesinin seçilmesi de çok çarpıcıdır. Bunun için önce kelimenin köklerine bakmayı ve Mirzabeyoğlu’nda kazandığı anlamı göstermeyi deneyelim:

Televizyon kelimesi, nasıl Yunanca “uzaktan” anlamına gelen “tele” ve Latince “görüntü, görüş” anlamına gelen “vizyon” kök kelimelerinden türetilmiş olmasına rağmen, artık “uzaktan görüş” anlamına gelmiyor ve “televizyon” dediğimiz belli bir cihaza işaret eden terminolojik (ıstılahî) bir anlamda kullanılıyorsa; bundan böyle Telegram kelimesi de, (Batıdaki “telgraf” anlamı dışında) Mirzabeyoğlu’nun ona kazandırdığı terminolojik anlamda kullanılacaktır.

Şöyle ki, Yunanca “uzaktan” anlamına gelen “tele” ve yine Yunanca “yazılmış, çizilmiş, kaydedilmiş” (“küçük ağırlık” anlamı da var) mânâsına gelen “gram” kök kelimelerinden türetilmiş bu kelimeyi, yâni Telegram’ı işiten Batılıların hatırına, onun “uzaktan yazılmış, çizilmiş, kaydedilmiş” birleşik anlamı değil de, belli bir haberleşme cihazı olan telgraf (Fransızca aslı, telegraf) ve fonksiyonu gelir. Bir deyişle, Telegram’ın yakın geçmişte kazandığı bu “terminolojik” anlam canlanır Batılının kafasında.

Ancak şimdi aynı Telegram kelimesini işitince, bizim hatırımıza ne onun “uzaktan yazılmış, çizilmiş, kaydedilmiş” kök anlamı ne de yakın geçmişte Batıda kazandığı “bir haberleşme cihazı ve fonksiyonu” şeklindeki bildik terminolojik anlamı geliyor. Aksine, bizce kök anlamlarına da muvafık biçimde, “cihaz” marifetiyle yapılan belli bir işkence ve zihin kontrol ve yönlendirme tatbikatının ismi olarak, Mirzabeyoğlu tarafından ona kazandırılan YENİ “terminolojik” anlam geliyor.

“Gram” ile “graf” son ekleri, “yazmak, çizmek, kaydetmek” çerçevesinde aynı Yunanca kökten gelir ki, aynı cihazı kasdetmelerine rağmen, “uzaktan yazma, çizme, kaydetme” cihaz ve fonksiyonuna, İngilizler “telegram” derken, Fransızlar “telegraf” der. Dilde “saflık” taraftarı kimi Batılı dilciler ise, “telegram” veya “telegraf” kelimelerinin yerine, Yunancaya daha uygun “doğru bir kullanım” olarak “telegrapheme” kelimesini teklif eder.

Tüm bu malûmattan sonra bizim asıl dikkati çekmek istediğimiz husus ise şudur: Bir cihazla “uzaktan” yapılan zihin kontrol ve yönlendirmesine; bir deyişle, hedef kişinin iradesi hilâfına zihne “uzaktan kayıt” teşebbüs ve tatbikatına Mirzabeyoğlu tarafından “Telegram” ismi verilmesindeki isabet veya tevafuk, bizce âşikardır.

Diğer taraftan, “Telegram” bahsinde ülkemizde yaşanan kavram ve bilgi karmaşası, dünyada da hüküm sürüyor. Fakat Türkiye’den farklı olarak, “zihin kontrolü”nün bir “cihaz” marifetiyle yapıldığı dünyada daha çok biliniyor; akademik olanlarıyla beraber, bu konuda yapılmış sayısız araştırma veya değerlendirme, aynı şekilde, kaleme alınmış birçok eser veya tecrübî şâhidlik bulunuyor. Kullanılan Telegram cihazı için ise, deşifre olan resmî, askerî ve istihbarî bilgi ve belgelerden hareketle, Batıda electronic weapon, electromagnetic weapon, psychotronic weapon, directed-energy weapon, neurological weapon, non-lethal weapon gibi isimler kullanılıyor.

Ancak Mütefekkir Mirzabeyoğlu, maruz bırakıldığı bu teknolojik tatbikat ve modern işkenceye yalnızca isim bulmakla kalacak ve dünyada mevcut kavram kargaşasına son vermekle yetinecek bir insan değildir; olmuyor da!

O, aynı zamanda, Telegram’ı doğuran ve oluşturan olanca dinî, felsefî, ilmî, mitolojik, metodolojik, kültürel altyapı ve bünyeyi de ifşâ edip işliyor; Telegram’ı, bağlısı olduğu iman ve mimarı olduğu fikir mihrakının tahakkümü altına alıyor. Hem de, “sen bana çamur verdin, ben onu altun yaptım” misâli, Telegram’ı “aslı açıcı araz” kılarak yepyeni fikir ufuklarını fethediyor.

Yine O, “kıstırıldığı” hücresinde –müebbed hapis cezasına çarptırılmasının da faillere verdiği rahatlıkla!- akıl almaz iradî, zihnî, hissî, bedenî saldırı ve işkenceler eşliğinde kendisine telkin edilen ve bu yolla iradesinin çökertileceği, şuurunun bulandırılacağı, inancının aşındırılacağı vehmedilen “sahte” dünyayı, “hakikatin hakikati” zirvesinden kanatlanan ve fikirdeki hasmını kartal pençeleriyle paramparça eden “dünya çapındaki fikir adamı” hüviyetiyle tesirsiz hâle getiriyor, hakikat kılıklı yalanların İslâm tasavvufu, hikemiyatı, kâinat ve dünya görüşü zâviyesinden tek tek peçesini düşürüp, hakikatlerinin de İslâm’daki aslını ve esasını gösteriyor. O’nun “oluş zorluklarını sıçrama tahtası bilici” vasfı Telegram sürecinde de kendini gösteriyor ve “dünya çapındaki” fikir adamına yapılan işkenceler, O’nun yine “dünya çapında” eserler ortaya koymasından başka bir netice vermiyor.

Kısacası O, Batının “makine” üzerinden geliştirdiği –diğerlerine kıyasla- bu belki en korkunç, belki en tesirli ve “insan”ı hükümsüz bırakıp robotlaştırma amacına matuf “silâh”ı, aldığı “kurşun” yarasına ve verdiği dayanılmaz acıya rağmen tutup yere çalıyor; “makine” karşısında İNSAN’ı “bu vesileyle de” sultan tahtına iade edici ve diğerleri karşısında İSLÂM’ın ezelî ve ebedî hâkimiyetini bir kez daha ve olanca fikir haşmetiyle gösterici efsanevî bir zafer kazanıyor. “İstikbâl İslâm’ındır!” mutlak hakikatini, 11 yıllık Telegram işkencesi sürecinde ve “bu vesileyle de”, şahsında, imanında, iradesinde, fikrinde, ilminde, sanatında ve aksiyonunda bir kez daha ve misilsiz zenginleşmiş olarak misâllendiriyor.

Mirzabeyoğlu’na uygulanan Telegram işkence ve tatbikatı, dünyadaki diğer kaynaklarda karşılaşılan tecrübî şâhidliklere nazaran net biçimde söyleyebiliriz ki, şimdiye kadar hiçbir “hedef kişi”ye yapılmayan, en vahşi, en aldatıcı, en ayartıcı, en gelişmiş tekniklerin kullanıldığı bir uygulamadır, kısacası “çok özel”dir. Bir misâlle anlatmak gerekirse, başka herkese yapılan Telegram’da “sessiz sinema” teknolojisi kullanılıyorsa, Mirzabeyoğlu’na uygulananda “üç buudlu sinema” teknolojisi kullanılmaktadır. Ezcümle, “dünya çapındaki” bu fikir adamına, Telegram’ın dünyada ulaştığı “en son teknoloji” ve “en güçlü teknikler” tatbik edilmiş, ancak O asla teslim alınamamıştır. Bu fikir “dev”ine karşı, ellerindeki maddî-manevî tüm silâhlarla saldırmışlar, “devâsâ” bir şiddet uygulamışlar, en gelişmiş taktik ve teknikleri denemişler, yine de O’nu çökertememiş, aksine, -bedenî eziyet ve can sıkıntısı vermek gibi “zafer”(!)lerini saymazsak- O’nun tarafından her cebhede mağlubiyete uğratılmışlardır. Tek kelimeyle, Mirzabeyoğlu’nun zaferi hiç de “ucuz” değildir, başkalarıyla karıştırılmamalı ve karşılaştırılmamalıdır.

Geliştirdikleri en tesirli “MAKİNE”nin marifetiyle “İNSAN”ı kontrol etmeye, robotlaştırmaya ve teslim almaya davrananlara karşı 11 yıldır “tek başına” İNSANIN ve İNSANLIĞIN izzet, kudret, şeref ve hâkimiyetinin mücadelesini veren, kazanan ve onlara boynu bükük bir hâlde “nereden çattık!” dedirten böyle bir fikir devine muhatab insanlar olarak bizler, şimdi hernekadar size Telegram’ı anlatmaya davranmış olsak da, bizden duyacaklarınızın tamamının “bir buzdağının görünen kısmı” bile olamayacak kifâyetsizlikte olduğunu itiraf etmek zorundayız. Bu eksikliği telâfi edici yegâne adres olaraksa, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun Telegram –Zihin Kontrolü- ve her hafta Baran dergisinde tefrika edilen Ölüm Odası –B-Yedi- adlı eserlerini gösteriyoruz. Aynı şekilde, Sefine’den itibaren “Telegram serîsi” olarak işaretlenmiş tüm eserlerini…

İtiraf ettiğimiz husus, henüz gereğince yapamadığımız ama yapılması gereken olarak, kendi ilgilendiğimiz yahud seçtiğimiz sahadan Telegram’a ve onun deşifre edilmekle bırakılmayıp yeni fikir fetihlerine vesile kılındığı Telegram ve Ölüm Odası eserleri başta olmak üzere, bu eserleri halkalayan 2000 sonrası ve öncesi eserlere bakışımızı misâllendirme borcumuzu gündeme getiriyor. Diğer bir ifadeyle, İNSAN’ın bu destanlık mücadele ve zaferine, kendi çap ve hissemiz nisbetince destek verme ve katkı sunma mükellefiyetimizi ihtar ediyor. Zira, Telegram’ın, tarafımızdan araştırılması ve billurlaştırılması gereken sayısız dinî, ruhî, fikrî, ahlâkî, felsefî, metafizik, psikolojik, parapsikolojik, sosyolojik, tarihî, hukukî, askerî, siyasî, istihbarî, fizikî, fizyolojik, nörolojik, mitolojik, tıbbî, teknik, teknolojik, metodolojik, linguistik, haberleşme, eğitim, mühendislik, artık sayamayacağımız kadar çok yönü, belki el değmemiş diyebileceğimiz bir nitelikte işlenmeyi bekliyor. Yine bu çerçevede, Telegram’a karşı içtimaî mücadele plânında yapılması gereken onca iş ve başvurulması gereken sayısız imkân, değerlendirilmek ve teşkilâtlandırılmak üzere ilgi ve ilgilisini bekliyor. Sadece bize düşmüyor bizce bu borç; insaf ve vicdan sahibi herkesi ilgilendiriyor.

Bizim lâyıkıyla cevablamayı henüz başaramadığımız, ancak başarılması gereken olarak işaretleme borcundan da kaçınamadığımız soruyla bitirelim: Telegram’a nasıl yaklaşmalı?..

Bu soruya bizim vermeyi deneyebileceğimiz cevablar, çok sınırlı ve yetersiz kalmaya mahkûm görünüyor. Bu bakımdan yapabileceğimiz belki en doğru iş, ancak ve yine “cevab adresi”ni göstermeye çalışmak olabilir: İBDA külliyatının Sefine’den itibaren yayınlanan eserleri “TELEGRAM SERÎSİ” olarak işaretlendiğine göre, öncelikle bu muazzam fikir hazinesine yönelmek; birbiriyle ilgili bahislere sarkmak bakımından İBDA külliyatının diğer eserlerine başvurmak; böylelikle “Telegram’a bakış ve Telegram’ı işleyiş tarzı” bakımından binbir zâviyeden meseleye yaklaşıp, bu hazineden binbir ipucu devşirmek…

Söylemeden edemeyeceğimiz ve belki daha kolay olduğu için bizim de kurtulmakta güçlük çektiğimiz yanlış yaklaşıma bir örnek ise, Telegram bahsinin yalnızca bir “işkence”yi ifşâ, tasvir, tahlil, izah ve mahkûm etme işinden ibaret olduğunu zannetmek olsa gerektir. Oysa, İBDA Mimarı’nın eserlerinin kılavuzluğunda sarkılacak fikir, ilim, sanat ve aksiyon ufukları boyunca Telegram, “dünya çapında” yeni buluş ve fetihlere kapı aralama imkân ve kıymeti arzetmektedir bizim için.

Bu çerçevede, maalesef bir dönem kimimizin de kapıldığı diğer bir yanlışa düşülmemeli, “normatif şuur hatası”na kapılarak her “sıkıntı” yahud “sıradışı”lığı Telegram’dan bilme, çevredeki herkesi “Telegramcı” görme ve Telegram’ın niteliği önünde peşinen mağlubiyet psikolojisi yaşama gibi bir paranoyaya da yol verilmemelidir. Mirzabeyoğlu’nun Telegram’a eğileceklere çok önemli bir uyarısı da budur.

Mütefekkir’in sözkonusu uyarısı vesileyle, Telegram’a bakış ve işleyiş tarzlarından “birini”, yine O’nun verdiği ufuk açıcı bir misâl hâlinde ve ehemiyetine binâen paylaşalım. O’nun şifâhen söylediklerini, bizim kendi cümle ve yorumlarımızla takdim etmemiz tarzında nakletmeye çalışalım:

Mirzabeyoğlu, meâlen, “gerçeği hayâlleştirmekle, hayâli gerçekleştirmek arasında fark vardır” der. Meselâ, İBDA külliyatından Yağmurcu adlı eserde, “Tanrının Arabaları” veya “Bermuda Şeytan Üçgeni” gibi bahisler görürüz. Bunlar, “olurlar ve olabilirler” dairesinde, usûlünce incelenecek mevzular niteliğindedir bizim için. Ve, bir medeniyetin kültür vasatını ele vericidirler. Amerika da dünyaya bu yolla hâkim olmuştur zaten. Her vesileyle “yıldız savaşları” fikrini işleyerek, bunlarla bir “hayâl”i gerçekleştirmiştir Amerikalı…

Aslına bakılırsa, Amerikalı veya Batılı, onun “hayâl” mahsulü olduğunu, sadece bu yönüyle “olabilir” olduğunu bilir. Ne var ki, Batının bu tarzda telkin bombardımanı altında kalan “üçüncü dünya ülkeleri”, bu “olmaz”da bir “olur”luk vehmederek, “yıldız savaşları”nı olur zannetmiştir. İşte bu bahisleri işleye işleye, Batılı kendi dışındakileri “kafadan” kelepçelemektedir…

Aynı bunun gibi, şayet Telegram bahsi de, “olur ve olabilirler” dairesinde İBDA’nın el atışı tarzında işlenmezse, üçüncü dünya ülkelerinin “yıldız savaşları”nın olabilme ihtimali üzerinden kelepçelenmesine benzer şekilde, Telegram vesilesiyle böyle bir peşin mağlubiyet ve mahkûmiyet vehmetme ve vehmettirme tehlikesi mevcuttur. Buysa, Telegram’ı, vehmettirdiği güç kendi öz gücünden kat kat aşkın yeni bir “İslâm dışı” hâkimiyet âleti kılmak olacaktır.

Özetle, Batılının “bir hayâli gerçek kılması” karşısında, bizi de asıl kendi “hayâllerimizi gerçekleştirme”  borcu beklemektedir. Telegram’ı Mütefekkir’in işleyiş tarz ve biçimleri dışında ele alıp, meselâ onu sadece dayanılmaz bir işkence aracı veya ezici Batı teknolojisinin yeni bir harikası darlığına sıkıştırdığımızda, hem mağlubiyeti peşin peşin kabullenmiş, hem İBDA Mimarı’nın destanlık zaferini perdeleyip “yenilmez” zannedilenin nasıl paçavraya çevrildiğini unutmuş, hem Mütefekkir’in yazdığı binlerce sayfayı unutturmuş, hem de Mirzabeyoğlu’nun çilesi ve zaferi örneğindeki gibi “yaşanan bir hâl”i hayâlleştirmiş oluruz. Tek kelimeyle, “hayâllerimizi gerçekleştirmek” yerine, “yaşanan hâli veya gerçeği hayâlleştirmek” gibi büyük bir yanlışa düşmüş oluruz.

Şu hâlde, Telegram çerçevesinde Mütefekkir Mirzabeyoğlu’nun getirdiği yaklaşımlar ve açtığı fikir ufukları, bizim için “hayâli gerçekleştirmeye yönelik işler” dairesinde bir mânâ ve kıymet ifade etmektedir. Çünkü O, Telegram vesileyle, olan bitenin aslını, fasıllarını, olurları, olabilirleri, hayâli besleyen kısımları, bunun gibi daha birçok şeyi tek tek ortaya koymuştur.

İşte “Telegram’a nasıl yaklaşmalı?” sorusuna aslî “bir cevab” hâlinde O’ndan gösterdiğimiz bu örnek, Telegram vesilesiyle O’nun ortaya koyduklarının, bizim için yeni fikir hamle ve zaferlerinin, yeni buluş ve aksiyonların “tohumlar”ı olduğunu; bize düşen vazifelerden belki en önemlisinin de, bu tohumları semerelendirip birer iş ve eser ağacına inkılâb ettirebilmek olduğunu göstermektedir. Biz henüz yapamamışsak da, yapılması gereken ve arzulanan budur.

O hâlde, şu inceliğin altını her vesileyle çizme borcu düşüyor bize: “Telegram’a nasıl yaklaşmalı?” sorusunun cevabı bizde değil, O’ndadır.

 AKADEMYA

Kaynak: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 2, s. 77-85, Eylül 2011.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz