Türkmenlerin Sûfî ve Filozof Şairi Mahtumkulu Firakî

0
1065

Gönüller, yürekler bir olup başlar,

Ordu çıksa, erir topraklar taşlar,

Bir sofrada hazır kılınsa aşlar,

Yaver gider şansı yüce Türkmen’in.

 

Türkmen Milleti tarihte, olağanüstü vakıaların içinden geçerek, asırlar boyu kendi kimliğini koruma davası gütmüştür. Bu dava -ortak bir kanaat ile- Oğuz Han’dan itibaren başlamaktadır. Kendi geleneklerine bağlı olan Türkmen Milleti, özünü koruduğu kadar kendi yaşadığı topraklara da vefa ve bağlılık göstermiş ve bu konuda hiç taviz vermemiştir. Türkmenler, doğusunda Amuderya ve batısında Hazar Denizi arasında mesken tutmuşlar ve bu topraklar, “Maveraünnehir” yani “iki deniz arası” diye tarihe geçmiştir.

Türkmenlerin topraklarında Karahanlar, Gazneliler, Selçuklar ve Harzemşahlar gibi büyük devletler kurulmuştur. Bununla birlikte 1200’den 1991 yılına kadar, başında bir sultanı olmaksızın, geleneklerini unutmadan ve hâttâ geleneklerine bağlı kalarak yaşamayı da başarmışlardır. Nitekim bu başarının sırrı Peygamber (s.a.v)’e ve O’nun varislerine olan bağlılıktan ileri gelmiştir. Bu varislerinin başında ise Mahtumkulu Firakî gelmektedir.

Mahtumkulu Firakî’nin doğum tarihi net olarak bilinmemekle beraber, kendisinden sonraki âlimlerin ve araştırmacıların tespitine göre 1724 yılında Türkmenistan’ın Balkan vilâyetinin Hacıkavşan köyünde, diğer bir tespite göre ise aynı yerde 1733 yılında dünyaya gelmiştir. Vefatının da hangi yıl olduğu tam olarak bilinmeyen Mahtumkulu, bir malûmata göre 1791 yılında, diğer bir malûmata göre ise 1797 yılında vefat ettiği kaydedilmiştir.

Mahtumkulu’nun eğitim hayatı ise babası Devletmammet Azadı ile başlar ve daha sonra Buhara ve Hive gibi medreselerde yaklaşık 6 sene ilim tahsili yaparak devam eder. Başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere, Hanefi fıkhı, hadîs ve ahlâk düşüncesi alanında kendini geliştirir ve birçok eser kaleme alır.

Türkmenlerin büyük şairi, Mahtumkulu Firakî çok önemli bir şair olmasıyla birlikte sadece şair olarak adlandırmak çok eksik bir tanım olur. Çünkü o sadece bir şair değil, aynı zamanda bir âlimdir, mutasavvıf ve filozoftur. Mutasavvıf olması onun sûfî olarak da nitelenmesine neden olmuştur. Filozof olarak adlandırılmasının sebebi ise filozofun mânâsı “bilgiyi seven” olduğundan bu tanım, Türkmen milli şairinin karakterine tamı tamına uymuştur. Aynı zamanda her filozof gibi Mahtumkulu, kendi yaşadığı döneminin siyasi ve ahlâki sıkıntılarını çok iyi bir şekilde tespit edip şiirlerinde bunlara uzun vadeli çözümler aramıştır. Aslında Mahtumkulu, bilgeliğin vücut bulmuş halidir. Nitekim hem kendi hayatı hem öğütleri bunun en büyük göstergesi olmuştur.

Mahtumkulu, genel olarak eserlerinde ve özel olarak şiirlerinde yazdıklarıyla bir mürebbî rolü üstelenir. Şiirlerinin çoğu dinî ve tasavvufî şiirler olmakla birlikte, öğüt ve nasihat, hayat ve sevgi, mertlik ve cömertlik gibi konular eserlerinin belli başlı temalarıdır. Yunus Emre ve Hoca Ahmet Yesevî’nin, Mahtumkulu üzerindeki etkisi nedeniyle de tasavvufî şiirlerinin ağır bastığı görülür.

Ehl-i sünnet çizgisine bağlı olan Mahtumkulu, tevekkül ve teslimiyet anlayışı ile bunu hemen hemen her şiirinde hissettirmiştir. Bunun yanı sıra ahlâkî ve dinî hassasiyetlerin hatırlanmaya değer olduğunu ifade etmiştir. Bunların dışında, kullandığı dil bakımından hem avamın hem havasın anlayabileceği Türkmen dilini en ince ayrıntıları ile kullanabilmiştir.

Mahtumkulu şiirlerini Türkmen Türkmencesiyle yazar lakin Arapça ve Farsça kelimeleri de sıklıkla kullanır. Böylece Mahtumkulu XVIII. yüzyılın Türk dünyasının ortak kültürünü ve ortak yazı dilini devam ettirmeye çalışır. [1] Hâliyle bu çaba yıllar sonra kendi meyvelerini göstermeye başlar. Çünkü Türkmen topraklarında Türkmen dili, o günden bu güne içeriğinden ve kıymetinden bir şey kaybetmez.

Türkmen şiirinin üstadı Mahtumkulu Firakî şiirlerinde ölçü ve kafiye dizilişine göre gazel, dörtleme (murabba), beşleme (muhammes), altılama (müseddes) türlerinin tamamını kullanmıştır. Bu durum Mahtumkulu Firaki ile Türkmen şiirinin geniş yelpazeli teşekkülünün gerçekleşmiş olduğunu bir kez daha kanıtlar. Elhâsıl, Yunus Emre, öz Türkçe’nin babası ise onu sürdüren ve Türkmen Türkmencesi başlığı altında Türkmen dilinin babası da hiç şüphesiz Mahtumkulu’dur.

 “Mahtumkulu ya Habibim!

Unutmasın seni dilim,

Hazreti Muhammed vekilim,

Sığındığım bir Allah’tır.”

    “Gözüm gayra düşmez gönül eğlenmez,

    Mahtumkulu söyler, tili Türkmen’in.”

Beyitlerden anlaşılacağı üzere Mahtumkulu, Türkmen dilinin marifetini korumayı ve nesillere taşımayı gaye edinip, bu gayeye hizmet etmeyi başarır. Hâttâ kendisinden sonraki şairler Mahtumkulu için şu sözü söyler: “Mahtumkulu tüm tarlalara ekilen buğdayları toplamıştır, bize sadece onun gerisinde kalanlar, elinden yere düşenleri toplamak kalmıştır.”

       Kurduğum aslında bilgil, bu zeminin mıhıdır.

       Durur o erkin müdam budur Türkmen binası!

Bu mısralara bakıldığında anlaşılan şu ki, Türkmen toprağı, kendisi için mukaddestir. Hâliyle tarihte Türkmenler hiçbir vakit kendi topraklarından ve geleneklerinden vazgeçmemişlerdir. Bu tarihî hakikati Türkmenlerin ilk Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı “Ruhnama” kitabının ilk sayfasında şöyle dile getirmiştir:

“Kökü tâ beş bin yıl öncesine, milletimizin başı ve gözesi Oğuz Han’a dayanan Türkmen halkı doğuda Hindistan’dan batıda Akdeniz’e kadar uzanan coğrafyada ortaya çıkan dünya değerlerinin hepsine değişik alanlarda küçümsenemeyecek ölçüde katkıda bulunmuş, kendi topraklarında yetmişten fazla devlet Altındepe, Marguş, Parfiya Devletlerini, Selçuklu ve Harzemşahlar Devletlerini kurmuştur. Türkmen halkının Nuh (aleyhisselâma)’a kadar uzanan büyük bir tarihî geçmişi vardır”. [2]

Tarih sayfalarında yer almayan “karanlık gerçekler” Mahtumkulu’nun şiirlerinde ustalık ile işlenerek gözler önüne serilir.

Türkmen halkının XVIII. yüzyılda kaderi, daha öncesinde var olan sıkıntıların daha da artmaya başladığı yıllar olmuştur. Çünkü başında bir sultanı olmamasından faydalanarak, bu toprakları sahiplenmek isteyenlerin sayısı hiç de az olmamıştır. Bir taraftan Özbek Han’ları diğer taraftan İran Sultanlarının gözleri bu toprakların üzerinden ayrılmazdı ve istedikleri vakit gelip savaş çıkarıp kendilerine lazım olan her şeyi alıp gidebilirlerdi. Bu zor günlerde Mahtumkulu halkı birliğe çağırmış ve onlara (ve kendine) sabrı ve Hakkı hatırlatmıştır. Bunun örneğini sadece aşağıdaki şiirinde değil, diğer şiirlerinde de hissetmek mümkündür:

“Mahtumkulu, elli yaşın

Gamdır, kaygıdır sırdaşın

Gafil olma, kaldır başın

Yaşlılık bir bahenedir”. [3]

Sonuç olarak, bu makalede Türkmenlerin milli şairi Mahtumkulu Firakî kısaca tanıtılmaya çalışıldı. Ama onu tanımanın asıl yolu bu ifadeler değil, doğrudan doğruya yazdığı şiirleridir diyebiliriz. Çünkü hakkı verilerek dünyaya tanıtılamamış olan bir dünya klasiği ancak onu okuyup anlayanlar tarafından ortaya çıkarılabilecektir. Sözün özü Mahtumkulu sadece Türkmen şairi değil, tüm insanlığın şairidir. Her şiiri insanı, dünyayı, değeri, varlığı ve kâinatı anlatmaktadır.

 

1- Gurbandurdı Geldiyev, Türkmen Şiiri Antolojisi, Trc: Fikret Türkmen, Türksoy Yayınları, Ankara 1995, s.161

2- Saparmurat Türkmenbaşı, Ruhnama, Aşkabat 2001, s.9

3- Abdurrahman Güzel, Mahtumkulu Divanı, Ankara 2014, Özyurt Matbaacılık, s.190-191

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz