ÜSTAD NECİP FAZIL VE BÜYÜK DOĞU – 7 (Dersim Katliâmı, Kürd Meselesi, Turan)

128

DERSİM KATLİÂMI

Üstad Necib Fazıl‘ın, mevzu hakkında kimsenin konuşamadığı 1940’larda yazmaya başlayarak, “Son Devrin Din Mazlumları” adlı kitabında şu ilginç değerlendirme ışığında söz ettiği katliam:

– “En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.

Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi… Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşısında sigara içilmesi… Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı… Annesinin karnından sivri uçlu bir âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve hâlâ topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk… Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum…  Ve buna benzer daha neler, daha neler!..

Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000 çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam kararı verecektir?” [*]

Sözkonusu kitabta geçen “Dersim” bölümünün giriş paragrafları… Büyük Doğu Mimarı‘nın dili ve mânâlandırmasıyla, “Son Devrin Din Mazlumluğu” olarak “tarihte bir benzeri gösterilemez” bir facia… Bazıları, bizzat olayı yaşayanlardan dinlenmiş olarak… Tarih, bakalım olayın sorumlusu kaç kişinin mânâsı üzerinde ebedî idam kararı verecek?..

* Necib Fazıl, Son Devrin Din Mazlumları, 7. Basım, Büyük Doğu Yay., İstanbul [basım yılı belirtilmemiş], s. 173-174

29 Mayıs 2011

KÜRD MESELESİ

Üstad Necib Fazıl‘ın Haziran 1979 tarihli Rapor 5’inde şöyle geçer:

– “Bütün Osmanlı tarihi boyunca, dinimizden olmayan, ruh kökümüzle iltisakı bulunmayan topluluklar müstesna, İslâm demeti içindeki unsurlar arasında kavim ayrılığı ve aykırılığı diye bir şey görülmemiştir.

Görülen, o da Tanzimattan biraz önce ve sonra bazı ferdî ve zümrevî dürtüşler yüzünden kavimcilik dışı isyanlardır ve bunlar hiçbir suretle Arap, Kürt, Arnavut, Laz, Çerkez bayrağı altında toplanmak şeklinde zuhura gelmiş değildir.

Halbuki bütün bu kavimlerin hususî dilleri, örfleri ve an’aneleri vardır; ve pekâlâ kendilerini ayırd ettirici hususiyetlere sahiptirler…

(…)

Bu rabıta bilhassa İttihat ve Terakkî şekaveti [haydutluğu] devrinde Ziya Gökalp Türkçülüğünün öbür kavimleri istiskal etmesi [hor görmesi], onlara kendi nefslerini kıymetlendirmek şuurunu aşılaması ve din bağını gevşetmesi yüzünden sarsılmaya başlamış, Cumhuriyet devrindeyse din ikinci plândan da düşürüldüğü ve büsbütün karanlığa gömüldüğü için, ortada devlet zabıtasından başka bir müeyyide kalmamıştır. Bu arada Arap gibi, genişliğine ve derinliğine bir hacim sahibi olmayan Kürt topluluğu, gördüğü nice zulümlere rağmen Anadolu Türkünün birliği içinde barındırılabilmiş ve bu hal, devrim masalının tam iflâsa vardığı ve Türk milletinin olanca ruh mecalini yıktığı bugün birdenbire patlak vermiştir.

(…)

Ayrı kavimler arasında en sağlam yapıştırıcı, din, karartılır ve devlet müeyyidesi de çöküp giderse hal böyle olur ve kürtler bir tarafa, vatan haritasında şîve farkı belirten her paftanın nasıl olup da ayrı bir bayrak çekmeye davranmadığı bile hayretle karşılanabilir.

Netice şudur ki, dini bir köşeye iterek “ben Türküm!” diyen, Kürd’e de “ben Kürdüm!” demek hakkını vermiş olur ve onu içinde barındırabilecek devlet, tâkatini kaybedince işte böyle bir erime (inhilâl) başlar.

(..)

İşte 10 yılda 15 milyon insan yarattığını teraneleştiren devrimlerin son toplam çizgisi!..” [*]

* Necib Fazıl, Rapor 5/6, 7. Basım, Büyük Doğu Yay., İstanbul 2015, s. 16-17.

23 Temmuz 2011

TURAN 

Üstad Necip Fazıl‘a göre;

– “Sarı, siyah, siyah, sarı, bazan da yeşilimtrak steplerde bir akış… Burası birkaç mankafa puttan başka hiçbir ruh tasası çekmiyen, beş hasse plânında yaşıyan ve mâbudunu bu plânda anlayan, atların cidago kemiklerine mıhlı, önlerine ne çıkarsa yakıp yıkıcı çiğ adamların vatanı… Turan…

Bu madde adamlar bir gün en büyük mânaya kavuşacağından, Allah’ın Birliğine ve Resulünün doğruluğuna inanır inanmaz atlarından inip büyük kubbeler altında toplanacağından, siteler ve imparatorluklar kuracağından, «Allah» kelimesini bayraklaştıracağından ve İslâm’ın kılıcını ışıldatacağından o ânda nasıl haber sahibi olabilir?

İslâm onların taştan madenini, bir üfleyişte elmasa çevirecektir.” [*]

* Necib Fazıl, Çöle İnen Nur -Çöle ve Bütün Zaman ve Mekâna-, 7. Basım, Büyük Doğu Yay., İstanbul [basım yılı belirtilmemiş], s. 46-47.

3 Aralık 2011

BAŞYÜCELİK ARAŞTIRMALARI MERKEZİ
© 2021 – Tüm Hakları Saklıdır; Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!