Gülen’in eski sağ kolu Latif Erdoğan, FETÖ elebaşının Salih Mirzabeyoğlu’na olan düşmanlığını anlattı

(13 Şubat 2021, Akit Gazetesi – Latif ERDOĞAN)

Vefa Operasyonu, FETÖ’nün en alçak, en iğrenç yüzlerinden birini daha deşifre etti. Askeriyede konuşlanmış işkence timinin, kendilerinden olmayan nice vatan evladına, sırf askeriyeyi bıraktırmak için neler çektirdiğini, nasıl işkencelere tabi tuttuğunu bu vesileyle ve somut delilleriyle bir kere daha görmüş olduk. Askeriyede uygulanan bu işkencelerin bütününden FETÖ elebaşı mutlaka haberdardır; ve onlara bu emri veren de yine odur. Bu açıdan FETÖ elebaşı da bu dosyaya dahil edilmelidir.

Balık baştan kokar, denilir. FETÖ elebaşının paranoyak olduğu kadar da sadist olması elbette gücü elinde bulunduran örgüt üyelerine de bir şekilde yansıyacaktır. Nitekim öyle de olmuştur.

Kestanepazarında, özellikle geceleri sınıfları, yatakhaneleri dolaşırken elinde mutlaka cop benzeri sopa bulundururdu. Gördüğü en ufak bir yanlış karşısında delirir, elindeki bu sopayla önüne gelene vurur, vururken de hiçbir ölçü tanımazdı. O anda ister istemez sağa sola kaçışmalar olur, bu sadist ruhlu sefil o kaçışmalara bakarak hasımlarını bozguna uğratmış bir mahalle kabadayısı haline bürünür ve yaptığından büyük bir keyif aldığı her halinden belli olurdu. Belki de o anlarda çocukluğunda idol edindiği Erzurum’un ünlü kabadayısı Kanlı Fuat’la kendisini özdeştirir, ulaştığı bu taban zirve ona sonsuz haz ve mutluluk verirdi…

Gece mütalaasındaydık. Herkes buraya baksın, diye bir nara attı. Hepimiz, sınıfların ortasındaki küçük meydana bakmaya başladık. Biraz sonra beş- on öğrenciyi elindeki sopayla döve döve meydana getirdi. Sonra teker teker hepsini yine dövmeye başladı. Öyle acımasız, öyle gaddarca vuruyordu ki, çocukların hepsi yarı baygın yere serildi. İçlerinden bazıları günlerce iki büklüm, topallayarak yürüdü.

Buca kampında, İzmir’in yaz aylarındaki o kavurucu sıcağında, çıplak ayakla dikenli tarlalarda öğrencileri koşturur, zerre kadar acıma duygusunun olmadığının tezahürü bir sadistlikle, yatırır, kaldırır, süründürürdü. Yine o esnada bile, elindeki sopayla ve var gücüyle on iki- on üç yaşlarındaki o körpe çocukların bellerine, sırtlarına vururdu.

Paranoyaktı. Ona göre herkes onu öldürmek istiyordu. Sadece bana söylediği isimlerin bile sayısı oldukça kabarıktır. Kim bilir başkalarına, benim adımı da ekleyerek daha kimleri söylemiştir. Ne ki mevcut listeden birisini saplantı haline getirmişti. Salih Mirzabeyoğlu denilince hafakanları tutar, yarım saat, bazen bir saat onun aleyhinde konuşur, gıyabında her türlü hakareti yapar ancak teskin olurdu.

12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbeye, Salih Mirzabeyoğlu yakalanıp hapse atılacak, diye çok sevinmişti. Fakat beklediği olmadı. 1991 yılında onun tutuklanmasına kadar yaşadığı süreçte hep kâbus yaşadı. Ne zaman baş başa kalsak hemen onun kendisini öldürtmek için planlar hazırladığından söz açar, bu konuda kendisine ulaşan resmi belgelerden bahsederdi. Tabii ki, bu belgelerin kendi elemanlarına hazırlattığı düzmece belgeler olduğunu ayrıca açıklamama gerek yok. Bir de Mirzabeyoğlu’nun kendi el yazısıyla yazdığı hatıraların, sürekli kendisine ulaştırıldığından bahsederdi. (Her şey açık, yorum yok…)

FETÖ elebaşının, Salih Mirzabeyoğlu’na olan düşmanlık ve husumetini sadece paranoya ile izah etmek zordur. Böylesi bir husumete dayanak olacak kuvvetli bir saik lazımdır ki, o da FETÖ elebaşının, fikri planda Mirzabeyoğlu karşısında yaşadığı kompleks ve bu kompleksin onu sürüklediği korkunç haset ve kıskançlıktır.

Mirzabeyoğlu’ndaki fikri derinlik, diğerinde yoktur. Söz buraya gelmişken, konuyla ilgili olduğu için başımdan geçen bir anekdotu da aktarayım: Yıl 1998. Cağaloğlu’ndaki Gökkuşağı isimli toptan kitap satışı yapılan yere gittim. Baştan sona dolaştım. Sonra da yetkililerden birinin odasında sohbet ettik. Kendisine, o kadar din ve İslam düşmanı yazarın kitapları bile satılırken Mirzabeyoğlu’nun kitaplarının niçin satılmadığını sordum. Şaşkın şaşkın yüzüme baktı. Sonra da dediklerimi FETÖ elebaşına ulaştıracağından kuşkum olmayan bu kişiye, “Mirzabeyoğlu’ndaki fikri derinlik ‘Hocaefendi’de de yoktur” dedim. Tahmin ettiğim gibi bu kişi hemen bu sözümü ona ulaştırdı. Uzun süre bana küs durdu ve bir daha da benim yanımda Mirzabeyoğlu meselesini açmadı.

Kendisinde o çapta fikri derinlik yoktur ama, FETÖ elebaşı Necip Fazıl’ın Büyük Doğu mefkuresini kendisinin temsil ettiğine inanmaktadır. “Altın Nesil”, Üstadın Büyük Doğu Marşında geçen “Yürü altın nesli o tunç Oğuz’un” mısraından alınmıştır. Fakat FETÖ elebaşı bu mefkurenin içini kendi düşünceleriyle dolduramayacağının da farkındadır. Cemaat içinde mevcut Necip Fazıl sevgisinin kendisinden başka bir mecraya akıp gitmesinden de ciddi şekilde endişe etmektedir.

İşte rahmetli Salih Mirzabeyoğlu’na reva görülen insanlık dışı muamelelerin ve korkunç işkencelerin sebebi, ondaki bu endişe, bu korku, bu paranoya, bu sadistliğin bütünüdür. Bence öldürülme sebebi de öyledir…

Yeni Akit


(Yazının akabinde Baran Dergisi’nin Latif Erdoğan’la gerçekleştirdiği röportaj – 19 Şubat 2021):

Akit’te bu hafta bir yazı kaleme alarak Fetullah Gülen’in Salih Mirzabeyoğlu’na olan düşmanlığından bahsetmiştiniz. Salih Mirzabeyoğlu’nun Gülen tarafından hedef alınması Gülen’in kendi fikri miydi yoksa dışarıdan kendisine telkin edilen bir şey miydi?

Bizim ilk dönemde yaşadığımız süreç içerisinde biz onu kendinden kaynaklı olarak değerlendiriyorduk. Ama son olaylardan sonra onu kendiyle irtibatlandırmak yeterli olmaz.

Yazdığınız yazı çerçevesinde, Telegram hakkında bir malumatınız var mı? Mesela Kumandan’ın şehid edilmesinden bahsetmişsiniz yazınızın sonunda.

Ben o tür şeylerin kullanıldığını rahmetlinin kitaplarından öğrendim, ayrıca bir bilgim yok. O rahmetlinin kendisine tatbik edilen şeyler, “Bunlar bugün olmaz.” denilemez.

FETÖ’nün de bunda bir dahli olduğunu düşünüyorsunuz?

Böyle şeyler yapılıyorsa, pratikte olan bir şeyse, onlar yapmıştır zaten. Başka kim yapacak bunu?

Her samimi İslâmî hareketi tahliye etmek için kullandılar FETÖ’yü. Mesela o dönem gözden kaçırılmaması gereken noktalardan biri de Kemalistlerin aktivitesiydi.

Evet Kemalistler de aktifti. O dönemlerde ifade olarak bu iki grup arasında bir şey yoktu; ama sonradan olduğunu anladık. Geçmişteki yazılarımda da bahsetmiştim, FETÖ 28 Şubat sürecinde cunta ile beraber hareket etti. Bu da demek oluyor ki, daha öncesinden de bir irtibat var.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu 1991 yılında kaleme aldığı İşkence kitabında Fetullahçı polislerden bahsediyor. FETÖ 1980 ihtilali döneminde devlet içerisinde ne kadar etkindi?

Emniyet ve askeriyede etkinliği vardı. Emniyette daha çok Turgut Özal’ın başbakan olmasından sonra gelişti. Askeriyedeki yerleşmeleri daha öncelere dayanıyor. 1991’de Salih Mirzabeyoğlu’na işkence yapacak çapta güçleri vardır. Çünkü Fetullah Gülen de “Bana her zaman dosyalarını ve yazdığı hatıraları getiriyorlar.” diyordu. O dönemlerde Fetullah Gülen Salih Mirzabeyoğlu’nu istihbarat ajanı olarak değerlendiriyordu; “MİT’in elemanı ve beni öldürmek için yetiştirilen bir adam.” diyordu ve çok büyük endişe duyuyordu.

İBDA hareketi hakkında 1990’larda, 28 Şubat sürecinde bu propaganda çokça yapıldı. Bu propagandanın arkasında Fetullah Gülen var diyebilir miyiz?

Olabilir. Gülen’in sabit düşüncesi oydu.

Yazınızda “El yazısıyla notlar” diye belirtmiştiniz, bu notları kimler ve nasıl getiriyorlardı? Bu notlar operasyonla alınan notlar mıydı?

Polisler ve gardiyanlar tarafından getiriliyordu. Gülen aynı şeyleri MGK için de söylüyordu, “Cumhurbaşkanı ofisine gitmeden bana geliyor.” şeklinde.

Salih Mirzabeyoğlu’nu niye düşman olarak görüyordu?

Mirzabeyoğlu’nu iki türlü değerlendirmek lâzım. Birincisi fikrî derinlik bakımından güçlü bir kalem, bunu yazımda da söylemiştim. Gülen’den çok üstün. Ben bunu Cağaloğlu’ndaki yazar arkadaşlara da söylemiştim; “Niye bu kadroya biz sahip çıkmıyoruz, niye bunların eserlerini basmıyoruz?” diye. Düşüncede, fikirde bir sıkıntı yok, bilakis muazzam bir derinlik var. Eylemi de biz bilmiyoruz zaten o gün için. İşin bir kıskançlık tarafı da var, Necip Fazıl mirasına sahip olma noktasında… Tabiî sadece kıskançlıktan dolayı bir adam bunu yapamaz, üst aklın ona verdiği şeyler de var.

Peki, son olarak şunu sormak istiyorum; bu yazıyı niçin bu zamanda yazdınız?

Dediğim gibi, ben doğrudan doğruya Mirzabeyoğlu ile alâkalı yazsam çok daha geniş tafsilatlı yazmam gerekiyordu ve ben bu düşünceleri yeni söylemedim, 2014’te TV programında “Mutlaka tahliye edilmelidir.” mânâsında konuştum. Askeriyedeki işkence ve FETÖ operasyonu patlak verince en büyük işkenceyi Salih Mirzabeyoğlu gördüğü için bunu gündeme getirmek gerektiği düşüncesiyle yazdım bu yazıyı da.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim.

Baran Dergisi 736.Sayı


YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

DAHA FAZLASI