Ankara Kaç Günde Düşer?

211

Bağdad 21 günde düştü!

Pentagon bile bu zafere(!) sevinmekte ihtiyatlı davranırken, bizim “boy”lar ayran delisi oldular, kıçları tavan yaptı sevinçten…

Düşmedi Bağdad; bir rivayete göre, literatüre Kutuzov ismiyle geçen, beklenmedik bir kayboluş-bekleyiş taktiği uyguladı Saddam.

Savaşın başında, Umkasr’ın beklenmedik direnişi akıllara Stalingrad örneğini getirmiş ve Bağdad’ın böyle bir direniş sergileyeceği öngörülmüştü. Ben de öyle bekliyordum. Irak yönetiminin, Moskova elçiliği marifetiyle, Stalingrad direnişi üzerine yazılmış bütün Rusça eserleri Arabca’ya çevirttiği de duymuştum. Bu saikle Simonov’un “Gündüzler ve Geceler”ini okudum, peşinden Tolstoy’un “Harb ve Sulh”unu… Saddam’ın bu beklenmedik kayboluşu, -bir temennî olarak- Tolstoy’un “Harb ve Sulh”daki kahramanı Kutuzov’ı hatırlattı bana; kendilerinden çetin bir direniş bekleyen Napolyon’un önünden ani bir emirle çekilmiş olan generalleri Kutuzov’a ne yaptıklarını sorduklarında, Kutuzov gülümser ve “bekleyin” der… Dilipak da yazdı: «1813’lere gidip Kutuzov olayına bir göz atmak gerek. Olay Napolyon’un Moskova’yı işgali ile ilgili.. Kutuzov ise Moskova’yı savunmakla görevli generalin adı.. O bir prens, mareşal olarak öldü. Gerçek adı Mihail İllarionoviç Golenişçev Kutuzov. Napolyon’a karşı Moskova’yı güçlü bir şekilde savunması bekleniyordu. Napolyon böyle bir savaş için hazırlanmıştı. Napolyon Moskova önlerine gelene kadar Kutuzov hep savaşa hazır göründü. Ama son gece bir anda Kutuzov ve askerleri kayboldu.. Fransız askerleri Moskova’yı kolaylıkla işgal ettiler. Ama ne yapacaklarını şaşırdılar. Moskova’yı denetim altında tutmakta zorlanıyorlardı. Çatışma olmadığı için şiddet uygulayamıyorlardı.. Ardından şiddetli bir kış geldi. Fransızların ikmal yolları Kutuzov’un gerilla timleri tarafından kesilmişti.. Fransızlar oyunu geç fark ettiler. Kutuzov’un özel timleri vurkaç taktiği ile Fransız askerlerini pusuya düşürüyordu. Moskova’nın işgali batıda da şok etkisi yaptı.. Napolyon koşarak omuz vurmaya hazırlandığı kapının önüne geldiğinde, kendiliğinden açılan kapıdan adeta savrularak/yuvarlanarak girmişti.. Napolyon Moskova’dan geri çekilmek zorunda kaldı.. Önceleri Kutuzov’u hain ilan edenler, daha sonra onu kahraman ilan ettiler. Kutuzov harp tarihine geçen taktiğini şöyle açıkladı. “Savaşarak girselerdi her şey farklı olacaktı. Teslim olmamak için orduyu ve çarı/bayrağı korumam gerekiyordu. Onu yaptım.. Sonra onlara beklemedikleri şekilde bir cevap verdim ve kazandım..” Fransız askerleri soğuk kış şartlarında ısınmak için tüfeklerinin kabzalarını ve bayraklarını yakarak Paris’e doğru geri çekildiler.»

Saddam ve güçleri adına temenni ederiz ki bu kayboluşları böyle bir savas oyunu olsun; Amerika’yı, üstün hava gücünü artık kullanamayacak sekilde içiçe pozisyonuna sokup, Irak halkına da özgürlüğün sırtlan yüzünü böylece göstermiş olduktan sonra çıksınlar saklandıkları yerlerden ve hiç olmazsa feodal gururu kurtarmak adına mümkün olan azami zararı versinler işgalcilere.

Bu bir savaş oyunu değilse, kayboldularsa gerçekten, hiç problem değil, Amerika asıl bundan korksun; Zalim Saddam edebiyatı elinden kaymış demektir ve Saddam’ın kimliğinden ötürü kararsız duran güçlerin de bahanesi kalmadı demektir! Bağdad, Saddam’ın değil, kelime-i şehâdet getiren herkesindir artık; Kutuzov taktiği yine geçerlidir!

Amerika’nın işine gelmeyen haber ve yorumlarından dolayı işinden atıldıktan sonra Yunan devlet televizyonu NET adına Bağdad’dan haber ve yorum geçen ünlü gazeteci Peter Arnett geçen gün şunları söyledi: «Arap milliyetçiliği ölü bir ideolojidir. Saddam bir ikona (sembol) olamazdı zaten. Oysa Usame bin Ladin meselâ bir ikonadır. İslâmî ideoloji, tek direniş kaynağı dünyada; ve çölde sayısız Usameler yetişecektir artık. Amerika’nın işi çok zor!»

Savaş şimdi başlıyor; bundan böyle “hergün aşura, heryer Kerbelâ”!

Bağdad’ın düşüşüyle, asıl Ankara’nın kuyruk sokumu soğuk soğuk terleyip titremeye başlamış olmalı!

Lâkin, asker-sivil muvazzaf Ankara ricâli ile savaş sayesinde televizyon ekranlarında ek iş ve şöhret bulan emekli TSK paşaları, hep “Ben Amerika’nın yerinde olsam?” zâviyesinden bakıyorlar olaya; Amerika ile özdeşleştiriyorlar kendilerini, “aç tavuk kendini buğday ambarında zanneder” misâli… Osmanlı gibi bir dünya devletinin bakıyesi olsaydı Türkiye, reddi miras etmemiş olsaydı yani, “Ankara, olaya emperyal bir vizyonla bakmaya çalışıyor” diye tevil edilebilirdi belki. Oysa, Osmanlı coğrafyası üzerine kurulan tam 34 “muvakkat devlet”ten biridir TC! “Muvakkat”; çünkü, S. Mirzabeyoğlu’nun buyurduğu gibi: “Gayesine ermemiş savaş, bitmemiş demektir!”. Gayesine ermemiş, yani bitmemiş bir savaşın, 1. Dünya Savaşı’nın neticesinde “muvakkaten” bağımsızlık verildi bu devletlere. Hatta Amerika, Türkiye’nin -iyi kötü- bağımsızlık anlaşması olan Lozan’ı imzalamamıştır bile! Şu hâldeAnkara, kendisini Washington’la değil Şam’la, Kahire ile, Tahran’la, Amman’la, Riyad’la, Bağdad’la bir görmek, o zaviyeden bakmak zorundadır. Dahası, çok daha diken üstünde olmalıdır; ki, o devletlere bağımsızlık, “Osmanlı’yı parçalamak” gayesinin neticesi olarak verilmişken, Türkiye’ye, “Hilâfet’in ilgâsı ve diğer Kemalist devrimler mukâbilinde” bağışlanmıştır bağımsızlık!

Osmanlı’nın parçalanması, Hilâfet’tin ilgâsı ve diğer Kemalist devrimler bir amaç değil, araçtı sadece; 1. Dünya Savaşı’yla bu kadarını başarabildiler, vasıtalarına erdiler. Bu vasıtalardan amaç, İslâm’ın ayaklarının kırılması, bir daha yürüyemez hâle getirilmesi, referans olmaktan çıkartılmasıydı. Osmanlı’nın yıkılmasıyla, Hilâfet’in ilgâsıyla ve diğer Kemalist devrimlerle İslâm’ın yürüyüşü bir müddet durdurulabildi, ama olmadı, tek bir rüknü bile kırılamadı, referans olmaktan çıkartılamadı. Yeniden yürüyüşe geçti İslâm!

2. Dünya Savaşı ile 3. Dünya Savaşı da denilen “Soğuk Savaş” ise kendi iç hesaplaşmalarıydı; bu hesaplaşmalar, “muvakkat devletler”in ömrünü uzatmaya yaramıştır ama bizimle doğrudan bir alâkası yoktur.

Kıyamet Savaşı başladı şimdi!

Başta Türkiye olmak üzere bu “muvakkat devletler”in bütün “jeostratejik önem”leri de bitmiş oluyor artık… Soğuk Savaş dönemindeki bütün “savaş sebebi” tükürüklerini tek tek yalatacaklar bu devletlere! Türkiye, “Musul-Kerkük”ü yaladı bile, “Kıbrıs”ı da yalayacak; bunlarla da kurtulamayacak, parçalanacak!

Ankara, ya şimdiden kendi elleriyle beyaza boyamalı bütün “kırmızı çizgi”lerini, hatta kırmızı bayrağı da indirip beyaz bayrak çekmeli bugünden veya kendini Bağdad’ın yerine koyup, nasıl direneceğini düşünmeli!

– “Sahi kaç günde düşer Ankara?”

– “Hangi ruhla direneceğine bağlı!”

12 Nisan 2003 / Nisi

Kaynak: “Akademya’ya Doğru Sitesi”, 2001-2005

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz!