History Channel Zihin Kontrolü Belgeseli Metni

0
1026

Tercüme: Derya Demirkol

 TAKDİM

Aşağıda İngilizceden Türkçeye tercümesini okuyacağınız bu belgesel, dünyanın en prestijli belgesel kanallarından History Channel tarafından 11 Ağustos 2009 tarihinde yayınlandı. Bilim-kurgu zannedilen fakat artık “gerçek” olan teknolojilerin ele alındığı “That’s Impossible – Bu İmkansız” belgesel dizisinin “Mind Control – Zihin Kontrolü” başlıklı bu bölümü, 7 Temmuz 2009’da ilk bölümü yayınlanan dizinin altıncı ve sonuncusudur. Dizinin bundan hemen önce yayınlanan beşinci bölümü ise, “Death Rays and Energy Weapons – Ölüm Işınları ve Enerji Silâhları”dır ve Telegram teknolojisine de işaret eder.

“Zihin Kontrolü” başlıklı bu belgeselin http://mindjustice.org/impossible.htm internet adresindeki İngilizce orijinal metnini, Ömer Kama’nın kurduğu ve Akademya yazarlarının idare ettiği Telegram-Zihin Kontrol (Mind Control) Facebook sayfası takibçilerinden Derya Demirkol Türkçeye çevirdi, Gülçin Şenel Türkçe altyazı montajını yapıp http://www.youtube.com/watch?v=JBIcovxZcdE adresinde yayınladı ve başka internet sitelerinde yayınlanan farklı Türkçe versiyonlarıyla beraber, bu belgesel bugüne kadar yaklaşık 50 bin kişi tarafından internetten izlendi.

Jonathan Frakes, Sunucu: İnsanoğlu, başkalarının düşüncelerini okuyabilecek makineler geliştirmek üzere bir araştırmanın içinde. Bugüne kadar pek çok önemli hamle gerçekleşti bu konuda. Peki, zihin kontrolüne tam anlamıyla ne kadar yaklaştık?

John Rennie, Scientific American Editörü: Acaba geleceğin hacker’ları kafalamızın içindekileri de gizlice görebilecekler mi? Evet!

Frakes: Biraz sonra, bir teröristin beynini o saldırmadan önce okuyabilecek bir makineyi anlatacağız. Sadece düşünerek telefon eden bir kişiyi… Ve dışarıdan bir güç tarafından zihinlerinin içine girildiğini söyleyen insanları…

Nick Pope, İngiliz Savunma Bakanlığı’ndan emekli: Zihin kontrolünün muhtemel bir diğer sonucu da, düşünce hırsızlığı olacaktır.

Frakes: Bu teknoloji, beyne pek çok kaydadeğer şeyi yapabilme gücünü verebilir.

Ses: Buraya gel, seni görmek istiyorum.

Frakes: … yahud  bizi isteğimiz dışında yönlendirebilir.

Albay John Alexander, ABD ordusundan emekli: Bilim ile bilim kurgu arasındaki ayırım yok oldu.

Frakes: Bu belgesel, imkânsızın nasıl mümkün olduğunu ve gelecekte neler olabileceğini sorguluyor.

Bir insanın düşüncelerini okumak ve zihnini kontrol etmek, belki de hiç kimsenin sahib olmasını istemediğimiz bir güç. Patronunuzun düşüncelerini okuyabildiğiniz yahud baş düşmanınızın niyetlerini anlayabildiğiniz bir dünyayı hayâl edin. Peki ya bir insanın zihnini kontrol ederek onu bir tür “Mançuryalı Aday”a çevirmeye ne dersiniz? Bu, resimli roman sayfalarından kopup gelen bir güç… Düşünceleri okuyabilen en meşhur roman kahramanı Profesör X’tir; X-adamların kurucusu ve yöneticisi. Profesör-X, telepati gücünü kullanarak insanların düşüncelerini okuyabiliyor ve insanların düşüncelerini kendi isteklerine göre değiştirebiliyordu.

Hollywood sineması, zihin kontrolü üzerine 1962 yılında “Mançuryalı Aday” isminde bir film yapmıştı. Filmin konusu, Kore Savaşı sırasında komünistler tarafından esir edilen bir askerin beyninin yıkanarak düşüncelerinin uzaktan kontrol edilmesiydi. Esir asker kurtulup döndükten sonra eskisi gibi değildir artık. O artık ABD başkan adayını öldürmeye programlanmış ve iradesizce hareket eden bir suikastçidir. Görünüşte imkânsız olan tüyler ürpertici bir konudur önümüzdeki. Acaba biz, kafatasımızın içinde yer alan beyin diye adlandırdığımız esrarlı ve kıvrımlı pelte yığınını kontrol edebilir miyiz?

“Bu İmkânsız”, bir yapılacaklar listesi hazırladı:

1) Beynin bilgiyi işleme sürecinin kodunu deşifre et.

2) Beynin içine girebilme, hattâ düşünceleri çalabilme teknolojisini geliştir.

3) Kişinin hareketlerini kontrol edecek araçları geliştir.

Günümüzde bilim adamları, bazen gizli bazen aşikâr, zihni okumak için en önemli ilk adım üzerinde çalışıyorlar. Ama nasıl?

Beyin, herhangi bir bilgisayardan daha karmaşıktır. İnsan beyninde yaklaşık 100 milyar sinir hücresi veya nöron bulunur. Neredeyse Samanyolu’ndaki yıldızlar kadar çok… Sinir hücrelerinin hepsinde, hücre içerisinde yer alan eksi yük ile hücrenin dışını kaplayan zarda artı yük vardır. Aslında hücreler minicik elektrik pilleridir. Bunu beynin yazılımı, dünyanın en karmaşık arama motoru olarak düşünün.

Rennie: Kafalarımızın içindeki sinir hücreleri, telefondaki gibi bir haberleşme içerisindedir; biri yanındakiyle, o da diğeriyle konuşur. Bilgi akıp gittikçe her bir nöron, beynimizin içinde daha karmaşık bir sinyal sürecini gerçekleştirerek tüm komşularını dinlemektedir.

Frakes: Ancak beynin bilgiyi işleme sürecinin şifresinin kırılması için en kritik ilk adım, aynı ânda gerçekleşen milyonlarca telefon benzeri konuşmayı dinlemektir. İster inanın ister inanmayın, bilgi beyinden geçtikçe, nöronlar arasındaki vuruş benzeri sesler duyulabilmektedir. Bu, bir nöronun çalışma sesidir… Yâni biz, bir şekilde kelimesi kelimesine düşünceleri duyuyoruz. Peki, bu sesleri, insanın ne düşündüğünü anlamak için nasıl tercüme edebiliriz?

Brown Üniversitesi’nde, düşünceleri okumak için beynin reaksiyonlarını kaydetmek üzere, beyin içine yerleştirilebilen çok küçük bilgisayar çipleriyle çalışılıyor. Bu iş tıpkı iPodunuzu bilgisayara bağlayıp müzik indirmek gibi bir şey. Bilim adamları artık beyninizi bir bilgisayara bağlayabiliyorlar. Amaçları, beyni zarara görmüş insanlara yardım etmek.

John Donoghue: İşte bu, gelecek nesil sensör sistemi.

Frakes: Dr. John Donoghue, Brown Üniversitesi Beyin Araştırmaları Enstitüsü Başkanı. Kendisi, beynimizi bilgisayara bağlayacak fevkalâde bir teknoloji geliştirdi.

Donoghue: Burada aynı elektrodlardan bir dizi var, beynin sathının içine giren bebek aspirini büyüklüğünde yüzlük bir elektrod dizisi.

Frakes: Bu minik çip, 100 farklı nöronu haberleştikleri ânda kaydedebiliyor. Haberleşen nöronların yolları, bilgisayara kaydedilerek görüntülenebiliyor.

Donoghue: Bu çizgiler, haberleşen nöronların elektrikî reaksiyonlarını gösteriyor. Biz beynin bir dili olduğunu ve bir haberleşme sistemi olduğunu biliyoruz.

Frakes: Peki ya bu dili çözen, bu şifreyi kıran bir makine olsaydı? Aslında böyle bir makine var. Adı, Brain Gate (Beyin Kapısı). Bu makine, Dr. Donoghue tarafından geliştirildi.

Makine şöyle çalışıyor: Doktorun elinde tuttuğu minik çip, bir insanın beynine yerleştiriliyor. Çip, elektrikî reaksiyonları topluyor. Ardından bu reaksiyonlar makinede özel olarak geliştirilmiş bir programa kaydedilip tercüme ediliyor ve kişinin ne yapmak istediğini öğreniyorsunuz. Özünde bu çip, insanların düşüncelerini okuyabiliyor. Tıpkı sesinizi tanıyıp ne söylemek istediğinizi tercüme eden bir makine gibi…

Dr. Donoghue, Brain Gate’in (Beyin Kapısı) kabiliyetlerini göstermek üzere ekranın karşısına oturuyor. Doktor, çipi kafatasına yerleştiriyor ve Brain Gate (Beyin Kapısı) bilgisayar programının yüklü olduğu ekranın karşısına geçiyor. Dr. Donoghue’nun kolunu sembolize eden bir kol görünüyor ekranda. Ekranda bir de top görünüyor. Acaba Doktor, sadece düşüncelerini kullanarak kola ulaşıp, kolun yardımıyla topa dokunup topun yerini değiştirebilir mi? Gördükleriniz, Doktor’un kafasındaki çipin, Doktor’un düşüncelerini dinlediği ândaki nöron reaksiyonlarının gerçek görüntüleridir. Doktor’un beyni, kolun hareket etmesini istiyor. Birkaç saniye sonra ekrandaki kol, Doktor’un düşüncesine itaat ediyor. Kol, hafifçe hareket ediyor ve topa dokunarak topun yerini değiştiriyor.

Dr. Donoghue, inanılmaz biçimde, sadece düşünceleriyle isteyerek topun yerini değiştirdi. Dr. Donoghue, gelecekte tuşlara dokunmadan çalınacak piyanoları yahud klavye tuşlarına dokunmadan kullanılacak bilgisayarları hayâl ediyor. Beyinde bir çip, bir makine ve her şey tamam! Kablosuz, radyo dalgalarıyla!

Donoghue: Amacımız, insanların beyinlerinin normal çalışması sırasında nöronların gerçekleştirdiği tüm fonksiyonları, meselâ piyano çalarken veya parmakları oynatırken oluşan nöron reaksiyonlarını çözerek bunları bilgisayara aktarmak. Tabiî, bunu başardığımızda beyin sisteminin nasıl çalıştığını çözebileceğiz.

Frakes: Bu teknoloji mükemmelleştiğinde, beyin dalgalarını okumak, internete kablosuz bağlanmak kadar kolay olacak. İsteğimize göre bir kişinin düşüncelerine “dokunabiliriz”. Bizler, şu ân, insanların makineleri sadece düşünceleriyle kontrol edebildiği bir dünya oluşturma yolundayız. Peki, biz makineleri kontrol edebilirsek, makineler de bizleri kontrol edebilir mi? Beynimizin içindeki düşünceleri tarayan ve düşüncelerimizi hapseden implantlarla robot-insanlar olabilir miyiz? İstediğimiz dünya bu mu? Çünkü böyle bir dünya çok yakında gerçek olacak.

Pittsburgh Üniversitesindeki araştırmalar, birlikte reaksiyona giren nöronların oluşturduğu düzenli beyin dilini bulmaya çalışıyor. Bu esrarlı dili anlamak; hem düşüncelerimize tepki veren makineleri geliştirmek için, hem de zihni kontrol eden makineler yapmak için hayatî bir adım.

Deney, geliştirilen zihin kontrolü teknolojisini test etmek için yapılıyor. Bu teknoloji, bir gün düşüncelerimizin robotik uzuvlarımızı hareket ettirmesine imkân verecek. Bu deney, Dr. Donoghue’nun çalışmalarını bir adım daha ileriye götüren bir çalışma. Bir maymunun beynine çip yerleştiriliyor. Maymunun ulaşamayacağı bir yere, yaklaşık 15 kilogram ağırlığında mekanik bir kol yerleştiriliyor. Mekanik kol, maymundan üç kat daha ağır. Maymunla mekanik kol arasındaki tek bağlantı, maymunun beynindeki çip. Maymuna yiyecek sunuluyor. Acaba maymun, yiyeceği almak için sadece düşüncelerini kullanarak mekanik kolu kullanabilecek mi?

Andrew Schwartz: Burada yaptığımız şey, maymunun beynindeki faaliyeti, mekanik kola aktarabilmek. Maymunun beynindeki sinyalleri alıp başka bir odada bulunan bir bilgisayara gönderiyoruz. Bilgisayar, sinyalleri tercüme ediyor ve robot kola hareket etmesi için gereken emirleri veriyor. Maymunun yapması gereken şey ise, robot kolu istediği şekilde hareket ettirmek için sinir aktivitesini değiştirmeyi öğrenmek. Bu deneyde maymun, bizim şuraya koyduğumuz kurabiyeyi hareket ettirmek istiyor. Maymun, mekanik kolun hareketine kumanda ediyor, kurabiyeyi mekanik kolun ucundaki penseyle kavrıyor, penseyi kafası ve ağzı hizasına getiriyor ve son olarak penseyi açıp içindeki kurabiyeyi yiyor.

Frakes: Dr. Donoghue’nun küçük topu hareket ettirmek için ekrandaki eli kullandığı gibi, maymun da bir nesneyi isteyerek hareket ettirmek için beyni yönetmenin gücünü bize gösteriyor. Ancak belki de asıl hayret verici olan, maymunun, kullandığı mekanik kolun kendisine âit olduğunu sanması.

Schwartz: Sizin burada gördüğünüz, maymunun elini yalaması. Maymunun elini yalama sebebi ise, az önceki deneyden maymunun eline bulaşmış olan kurabiye artığı. Yani maymun, yeni bir kurabiye alıp yemek yerine, hemen yakınındaki eli yalamayı tercih ediyor. Bu, küçük bir çocuğun, kendi elinde kalan şekerleme artıklarını yalamasına benziyor. Biz, bunu, hayvanın robot kolun kendisine âit olduğunu düşünerek rahat etmesinin ve yeni duruma uyum sağlamasının işareti olarak görüyoruz.

Frakes: Zihin ile makine arasındaki sınır yok olduğunda, gelecekteki uygulamaları hayâl edebiliriz.

John Rennie, Scientific American Baş Editörü: Gelecekte bir tür süper askerin var olduğunu düşünün. Bu askerler, diğer askerlerle yahud merkez karargâh ile aynı şekilde, neredeyse telepatik yolla emirleri takib ederek irtibat kurabilirler. Bir gün, doğrudan ekranlara bakmayarak makinelerden bilgi alabilmek müthiş olurdu. Sadece kafamızın arkasına birşeyleri yerleştirerek internette gezinebilirdik.

Geleceğin hacker’larının kafamızın içindekilere gizlice göz atması ve bizden sırlarımızı alması mümkün mü? Başka insanların kafamızın içindekileri bizden almalarını engellemek için bir tür zihnî güvenlik duvarı mı oluşturmak zorundayız?

Frakes: Beyninize yerleştirilen bir çip yoluyla, sadece düşünerek birine mesaj göndereceğiniz günler yaklaşıyor. Hattâ çipe bile ihtiyacımız olmadığı ortaya çıktı. Bu günlerde bir firma, cerrahî müdahaleyle vücudunuza herhangi bir cihaz yerleştirmeksizin, düşüncelerinizi okuyan taşınabilir bir teknoloji üretiyor.

Michael Callahan, Ambient Firması Ortak Kurucularından: “Audio”, ses tellerinin üzerinde, deri sathının üstünde bulunan küçük bir sensördür. Sensör, sizin konuşabilmek için normalde yaptığınız gibi, beynin ses tellerine gönderdiği emir sinyalini yakalar. Ancak ses oluşurken sensör o kadar duyarlıdır ki, insanın bir konuşma üretebilmesi için gerçekte konuşmasına dahi ihtiyaç yoktur.

Frakes: Callahan, beyin sinyallerimizi okuyan bir sensör üretti. Nasıl? Beyin, konuşma merkezimizin yöneticisidir. Biz başkalarıyla konuşmak istediğimizde, beyin ne söyleyeceğini ağzımıza bildirir. Yâni konuşma, aslında sinir hücrelerinin sinyalleri yoluyla ses tellerimize gönderdiği düşüncelerimizin, ağzımızdan çıkan sözlere dönüşmesidir. “Audio”, konuşma kabiliyetlerini kaybetmiş insanlar için üretildiği için, boyna sarılıp, sinir uçlarının yaydığı sinyalleri konuşma ile birleştiren ses tellerinin üzerine yerleştiriliyor.

Örneğin “portakal” demek istediğiniz zaman, beyin mesajı gırtlağa gönderir. Gırtlak hasar görmüşse yahud yoksa bile, “Audio” sinir uçlarının vuruşlarını algılar ve minik bir bilgisayar, düşünceyi “portakal” kelimesine çevirir. Hiçbir implantın vücuda sokulmasına gerek yoktur; sensör sadece sinirlere yakın bir yerde, deri sathında olmalıdır. Bu çok büyük bir devrim…

Audio’nun düşünceleri okumaktaki çarpıcı kabiliyeti, pek çok farklı alana uygulanabilir. Felçli bir hasta, tekerlekli sandalyesine, hiçbir ses çıkarmadan nereye gideceğini söyleyebilir. Callahan’ın asistanı bize bir gösteri yapıyor. Asistan, gırtlağa bağlı bir cihaz ve sandalyenin motoruna bağlanan bir bilgisayar yardımıyla gideceği yolu söylüyor. Tekerlekli sandalyeyi sadece beynindeki sinyallerle hareket ettiriyor.

Callahan: Bu uygulamanın çalışması, Ethan’ın boğazındaki Audio cihazı sâyesindedir. Audio, beynin ses tellerine gönderdiği sinyalleri yakalıyor. Talimat verdiğinde veya “ileri, geri, dur, sol, sağ” gibi emir kelimeleri söylediğinde, bu sözler bilgisayar tarafından çevriliyor. Bilgisayar, bu emir sözlerini tekerlekli sandalyenin anlayabileceği yön talimatlarına çeviriyor. Tıpkı bir kontrol kolunu kumanda ederek bir şeyi çalıştırmak gibi, ancak burada Ethan’ın kontrol koluna fizikî olarak dokunmasına gerek yok.

Frakes: Audio, inanılmaz biçimde, artık konuşamayan felçli birine yeniden konuşabilme gücünü veriyor. Kullanıcı, kelimeleri harfi harfine konuşmak yerine, dili oluşturan fonetik sesleri düşünüyor. Audio’nun düşünceleri okumaktaki kabiliyetini göstermek için, Callahan çok farklı, imkânsız sınırında bir deney gerçekleştirmeyi plânlıyor. Callahan, Ethan ile sessiz bir telefon görüşmesi yapıp sadece düşüncelerle irtibat kurmayı deneyecek. Eğer deney başarılı olursa, insanlık yeni, cesur bir dünyaya girecek.

Callahan: Alo…

Frakes: Michael Callahan, düşüncelerinize kulak misafiri olan bir cihaz geliştirdi. Ve cihazın bu muhteşem kabiliyetini göstermek için, asistanıyla, sadece düşüncelerini kullanarak bir telefon görüşmesi gerçekleştirecek. Kullanılacak cümleler bir dizüstü bilgisayara yüklendi. Ethan’ın düşünceleri ilk önce bir telefon numarasını çevirecek, ardından Ethan, bilgisayara kayıtlı olan cümleleri seçerek, ses tellerini kullanmadan konuşacak.

Callahan: Alo…

Ethan: Merhaba Michael, nasılsın?

Callahan: İyiyim. Sen nasılsın?

Ethan: Alexander Graham Bell’in ilk telefon görüşmesini hatırlıyor musun?

Callahan: Evet, hatırlıyorum.

Ethan: Michael, buraya gel. Seni görmek istiyorum.

Callahan: Tabiî.

Bu, böyle bir teknolojiyi kullanarak yapılması mümkün olan şeylerin sadece başlangıcı… Bize, Audio’nun düşünmeyi yahud düşünceleri çalıp çalamadığını soruyorlar sık sık. Bu sorunun cevabı ise, kesinlikle hayır.. Şu ânda, yarın bankaya gitmeyi yahud aç olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ancak bu konularla ilgili konuşma arzunuz yoksa, toplayacak bilgi de olmaz.

Frakes: Başka bir deyişle, Audio, dilinizin ucundaki sözleri toplar, kafanızın içindeki düşünceleri değil. Ama şimdilik! Peki, ya düşüncelerimizi isteğimiz dışında okuyabilen bir makine zaten varsa?..

Nick Pope: Zihin kontrolünün muhtemel bir sonucu, düşünce hırsızlığı yani insanların düşüncelerini okuyarak bilgiyi almak olacaktır. Zihin kontrolü, gizli haber alma teşkilatlârının elbette çok ilgi duyduğu ve çok yararlı bulduğu bir kabiliyettir bugün. Zihin okunabildiği takdirde, hiçbir sır saklanamaz çünkü.

Frakes: Bilim, bu amaca doğru büyük adımlar atmaktadır. Önemli bir adım da, MRI’ların daha gelişmiş bir versiyonu olan Fonksiyonel MRI’dır.

Albay John Alexander: MRI, manyetik titreşimlerin resimlenmesidir; MRI sabit bir resim çeker. Fonksiyonel MRI ise bu resimleri sürekli çekerek, beynin “gerçek zamanlı” çalışmasını izlemenizi sağlar. Bu da kişi belirli konularda düşündüğünde beyninin hangi bölümlerinin aktif olduğunu görmenizi sağlar.

Frakes: Belirli sinir reaksiyonlarını tetikleyecek bazı kelimeler ve imajlar bilyoruz. “Kedi” kelimesini işittiğinizde, zihniniz “kedi” kavramıyla “kedi” kelimesini birleştirirken beyninizdeki bazı yerler hareketlenir. Bu, uzmanların “yanan ışıklar” dediği şeyi görmenizi sağlar. Bilim adamları, deney konusu kişi şuurlu bir şekilde yalan söylediğinde zihnin hangi bölümlerinin aktif olduğunu da araştırıyorlar.

John Rennie: Şâhidlik yapan insanların doğruyu söyleyip söylemediklerini anlamak için beyinleri izlendiğinde, mahkemelerde neler olabileceğini bir düşünün.

Frakes: Günümüzde, beyin faaliyetini görüntülemek için yumuşak başlı deney kişilerine ihtiyaç var. MRI makinelerini saklamak çok da mümkün değil çünkü.

Alexander: Böyle bir deney yapmak için, nasıl söylesem, kafanızı fırına sokmanız gerekir bir bakıma. Başka bir deyişle, makine büyük, kocaman ve pahalıdır. Bu nedenle, deney kişileri işbirliğine yatkın olmalı ki onları MRI makinelerine sokabilelim.

Frakes: Peki ya daha ustaca bir teknolojiyle bir insanın yalan söyleyip söylemediğini öğrenebilsek? Yakın bir tarihte yayınlanan bir rapor, devam eden “terörizme karşı savaş”ın bir parçası olarak, hükümetin tam da böyle bir teknolojiyi gizlice geliştirmekte olduğunu gösterdi. Bu teknolojinin adı SSRM Teknolojisi.

Rennie: Yeni geliştirilen teknoloji sâyesinde yetkililer insanların zihinlerini okumaya başlayabilecek ve ne tür terörist faaliyetler plânladıklarını öğrenebilecekler. Bu amaçla geliştirilen teknolojinin adı SSRM Teknolojisi; yâni göz hareketine dayanan Anlamlı Uyarım Tepki Ölçüm Teknolojisi. SSRM, Igor Smirnoff adlı yakın zamanda yaşamış bir Rus bilim adamı tarafından geliştirilen bir dizi yöntemden oluşuyor. Smirnoff öldükten sonra bile Batıdaki bazı yetkililer hâlâ SSRM Teknolojisini geliştirmeye çalışıyorlardı. Çünkü Smirnoff, geliştirdiği tekniklerin, insanların teröristlere yardım edip etmediklerini, kamuya açık yerlerde terörist saldırı plânlayıp plânlamadıkları gibi gerçek düşüncelerini tanımlamada yalan makinesi poligraftan bile daha iyi olduğunu vaadediyordu.

Frakes: Bir makine, terörist ile turisti nasıl birbirinden ayırabilir? Deney kişisinin şuuraltı mesajlara verdiği gayri iradî tepkileri ölçerek… Her yolcu, uçağa binmeden önce test edilir. Kuyrukta beklerken bir yolcudan küçük bir kabine girmesi ve video ekranına bakması istenir. Sözde masum resimler görünmeye başlar. Ancak bu resimlerin içine “Usame bin Ladin”, “Dünya Ticaret Merkezi”, “plastik bomba”, “patlama” gibi şuuraltı ile algılanan kelimeler yerleştirilmiştir. Yolcu, bu kelimelere tepki vererek bir düğmeye basar ve neye baktığını bilmeden şuursuzca kayıt altına alınır.

Rennie: Buradaki temel düşünce, kişinin bu kelimeleri şuursuzca hatırlayacağıdır ve kişi, verdiği tepkileri hatırlamayacaktır. Smirnoff’a göre bu, kişinin gerçek düşüncesini anlamanın bir yoludur.

Frakes: Teoriye göre, teröristin araya karıştırılmış kelimelere vereceği tepki, masum insanların tepkisinden farklıdır.

Alexander: Geliştirilmekte olan teknolojiler, hem emniyet hizmetleri bakımından hem de askerî alanda önemli sonuçlar doğuracaktır.

Frakes: Ancak, bizi koruyan bir teknoloji, elbette bize karşı da kullanılabilir.

Rennie: Karşımıza çıkabilecek ve kendimizi korumak zorunda kalacağımız korkutucu bir ihtimal şu: Acaba geleceğin hacker’ları kafamızın içindekileri gizlice görebilecek mi?

Frakes: Belki de endişelenmek için yeterince sebeb var.

Cheryl Welsh: Ben, Cheryl Welsh. Bir insan hakları savunucusu ve zihin kontrolü mağduruyum.

Frakes: 1960’lardan itibaren insanlar zihin kontrolü mağduru olduklarını iddia etmeye başladılar. 2007 yılında Washington Post gibi en güvenilir kitle iletişim araçları, hükümetin zihinlerini kontrol etmeye çalıştıklarını iddia eden gittikçe artan sayıdaki mağdurun iddialarını araştırdı. Cheryl onlardan biri. Cheryl, 1980’lerde bir askerlik şubesine üniversite öğrenim ücretini karşılamak için iş başvurusunda bulunduğunda bir hedef kişilik [TI: Targeted Individual] olduğuna inanıyor. Cheryl, orduya yazılmamaya karar vermiş. Ve o günden itibaren garib bir zihin kontrolü hâdisesinin başladığını iddia ediyor.

Welsh: Aslında anlatmak istediğim, garib sesler duymak, tüm elektrikli cihazlarınızın manipüle edilmesi, telefondan gelen tıkırtılar, düşüncelerinizin okunması, zihninizin okunması, gördüğünüz şeylerin görülmesi…

Frakes: Acaba Cheryl ve diğer hedef kişiliklerin iddiaları doğru olabilir mi? Ve eğer öyleyse hükümet onların zihinlerini nasıl kontrol ediyor? Cheryl ile birlikte birçok kişi, elektromanyetik ve mikrodalga zihin kontrol silâhlarını işaret ediyor.

Welsh: Herkes beynin bir elektrokimyevî sistem olduğu konusunda aynı fikirde. Beyin, elektrikî sinyaller, manyetik sinyaller ve dışarıdan gelen sinyallerle çalışıyor. Dışarıdan gelen sinyallerle düşüncelerin taklid edilebildiğini, bozulabildiğini ve bedenin içerisine sinyallerle müdahale edilebildiğini biliyorlar.

Frakes: John Alexander, emekli bir ABD ordusu albayı ve “öldürücü olmayan silâhlar” konusunda Pentagon danışmanı. 1980 yılında Army Journal Military Review dergisinde basılan “Yeni Zihnî Savaş Alanı” başlıklı makalesi, Cheryl ve diğer zihin kontrolü mağdurlarınca, hükümetin zihin kontrolü deneyleri yaptığına dair bir delil olarak kullanılıyor. Ancak Alexander, hükümetin herhangi bir kabahati olmadığını ifâde etmekte.

Alexander: Zihin kontrolüyle ilgili olarak komplo teorisyenlerine ve söylediklerine alışkınım. Ancak onlara soracağım en önemli soru şu: Neden onlar?

Frakes: Sahi, neden onlar? Dinî veya politik liderler, insanlığın yaradılışından beri insanların zihinlerini köleleştirmeye çalışıyorlar. Büyük başarılar için. Yüzyıllardır dindar, faşist veya tapınılan liderler, en temel zihin kontrol metodlarını kurnazca uyguladılar.

Jonibeth Whitney: Aslında zihin kontrolü, kişiyi ikna ve kontrol etmek amacıyla; birtakım tekniklerin aldatıcı, ahlâkdışı ve sistematik biçimde kullanımından ibarettir. Ben, Dr. Jonibeth Whitney. Kendi kliniğinde çalışan bir psikolog ve aynı zamanda tapınma şuuru eylemcisiyim [cult awareness activist].

Frakes: En yaygın zihin kontrolü biçimi, “düşünce reformu” yahud “yeniden eğitim” isimleriyle de bilinen beyin yıkamadır. Beyin yıkama, modern zamanlarda sıklıkla kullanılan bir tekniktir. Beyin yıkamaya dair en tüyler ürpertici örnek, Peder Jim Jones’un 1978’de 900 müridini Jonestown adını vererek yerleştiği Güney Amerika’daki Guyana’da toplu intihara sürüklemesidir.

Whitney: Jim Jones’un sevilen bir vaizken korkunç bir dinî lidere dönüşmesi gerçek bir hikâyedir. İnsanlar bu gruba katıldıklarında kendilerini eski hayatlarından kopartacak, bir ormanda yaşayıp intihar ettirecek bir gruba katılmamışlardı. İnsanların istedikleri bu değildi.

Frakes: İstedikleri, Indiana’daki Indianapolis şehrinde 1955 yılında fakirlere yardım ve insan haklarını savunma bahanesiyle inşa edilen “Halkın Mabedi”nin bir mensubu olmaktı.

Whitney: Fikirleri aşılama sürecinin en başında insanlar gruba katılmaya karar verirken, grubla ilgili fazla bir şey bilmiyorlardı. Bu yolda giderken grubtaki insanlarla haşır neşir oldular. İnsanlarla ilişkiler kurdular. Grub dışındaki insanlarla ilişkilerini kestiler.

Frakes: Cemaati büyüdükçe, Peder Jones, disiplini arttırdı ve müridlerinin adanmışlığını zorunlu kıldı. Mesih benzeri bir görüntü sergiledi. Vaazlarının konusu, nükleer katliâm kehânetleri ile dünyanın yok oluşuna dair vahiylerdi. Ancak müridlerine kurtuluş sözü verdi. Pek çoğu da ona inandı. Onların bağlılığını ve güvenini kazanmak için insanların zihnini kontrol edecek önemli bir hileyi, korkuyu kullandı. Jones, bu korkunun üzerine gitti, müridlerinden mükemmeliyet taleb etti.

Whitney: Bu olayda zihin kontrolünün çarpıcı bir çıkış noktası, hiç kimsenin asla mükemmel olamayacağıdır. Herkes kolayca etkilenebilir ve ardından cezalandırılabilir. Bunlar bilinen tekniklerdir. Ödül ve ceza; bir gruba dâhil olma ve grubtan çıkartılma; onaylanma ve kınanma…

Frakes: Jones, müridlerini dünyaya âit olan tüm mal ve mülklerini satmaya ikna etti. Bu noktada onların güvenini ve zihinlerini kazandı. Ana-babaları, çocuklarının velâyetlerini terk etmeye ikna etti ve insanları evlilik dışı ilişkilere, çoğunlukla Jones’un kendisiyle girilen ilişkilere yönelterek karı-koca arasındaki bağları yok etti. Müridlerini sadece birbirlerinden uzaklaştırmakla kalmadı, onları dış dünyadan da tecrid etti.

Jones, 1977’de Guyana’ya yerleşti. 1978 yılının 18 Kasım günü, müridlerini topladı ve onlara zehir dağıttı. Müridlerin beyni o kadar yıkanmıştı ve o kadar korkmuşlardı ki, dünyanın bu en büyük kitlevî intiharını gerçekleştirdiler. [Burada resmî Amerikan devlet tezi tekrarlanmaktadır. Oysa başka kaynaklar ve araştırmalar, Peder Jones’un bir CIA ajanı olduğunu, sözkonusu trajedinin Amerikan derin devletinin organize ettiği büyük bir zihin kontrol deneyi çerçevesinde gerçekleştiğini ve tüm bu kurbanların kendi rızalarıyla ölmediğini, aksine “özel kuvvetler” tarafından barbarca katledildiğini ifâde etmekte, üstelik çok çarpıcı delil ve bağlantılar ortaya koymaktadırlar.]

Whitney: Olayların sonunda öğrendiğimiz şey, bunun tam bir kitle kontrolü olduğudur.

Frakes: Ve böylesine tam bir kitle kontrolü, beyin yıkamayı bu kadar ürkütücü ve etkili hâle getiriyor. “Beyin yıkama” terimi, ilk defa 1950’li yıllarda Kore Savaşı sırasında kullanıldı. Savaşta esir düşüp Çin hapishânelerine konulan Amerikalı askerlerin başına esrarengiz şeyler geliyordu. Yaklaşık 7000 tutukludan yüzde yetmişi, ya savaş suçu işlediğini itiraf etti veyahud da Asya’daki Amerikan savaş kampanyasının bitirilmesi gerektiğine dair toplu dilekçelere imza attı. CIA Başkanı Allen Dulles, Çin ordusunun bir tür zihin kontrol metodunu kullandığından şübheleniyordu ve Amerika’nın bunlardan daha üstün bir güce sahib olmasını istiyordu. Bu sebeble 1953 yılında, dünyaca ünlü bir nörolog olan Dr. Harold Wolff’u, CIA adına, komünistlerin o sözü edilen beyin yıkama tekniklerini araştırmakla görevlendirdi. Wolff’un CIA Başkanı Dulles’a verdiği gizli rapor, Amerika Birleşik Devletleri’nin beyin yıkama üzerine yaptığı çalışmaları tâyin edecekti.

Rennie: İnsanların on yıllardır devlet veya başka kuruluşlarca zihinlerinin okunmaya yahud kontrol edilmeye çalışılmasından korkmaları galiba hiç de şaşırtıcı değil. Kabul etmek gerekir ki, devletin birtakım mahfillerinde bu tür şeylere merak daima ve kesinlikle var olmuştur.

Frakes: Wolff, yüzlerce savaş esiri ve Çin hapishânelerinde sorgulanmış askerlerle görüştü. Komünist metodların birkaç kilit noktadan oluştuğunu fark etti: Tutsağı hücre hapsinde tutmak, uykudan mahrum etmek, tutsağı günlerce süren yorucu, korkunç ve uzun sorgulara maruz bırakmak. CIA, Çin beyin yıkama tekniklerinin şifresini çözmüştü ama gerçeği Amerikan halkından sakladı.

1953 yılında CIA Başkanı Dulles, komünist beyin yıkama üzerine bir açıklama yaptı:

 “Bizler, Batıda, olan bitenlerle ilgili tüm detayları öğrenmekte güçlük çekiyoruz. Çok az kurtulan var ve bu olağanüstü teknikleri deneyecek insan kobaylarımız yok.”

Ancak, kendilerinin kobay olduğunu bilmeyecek kişileri bulmak üzereydiler.

Rennie: 1950’lerde başlayan ve 1970’lerin başlarına kadar devam eden süreçte, CIA, istekleri dışında deney kişisi olan insanların düşüncelerini değiştirmek üzere çeşitli deneyler yaptı. Uyuşturucular kullandılar. İnsanların hafızalarını değiştirmek için neler yapılabileceğini ve insanların başlarına gelenleri unutmalarını sağlayıp sağlayamayacaklarını görmek için davranış değiştirme tekniklerinin çeşitli türlerini kullandılar.

Frakes: CIA’in sözkonusu zihin kontrolü deneyi, MK-ULTRA adıyla bilinen oldu.

Pope: MK-ULTRA, insanlara normalde yapmadıkları şeyleri muhtelif teknikler yoluyla yaptırtmanın mümkün olup olmadığını araştıran bir devlet çalışmasıydı. MK-Ultra kelimesindeki “M” mind-zihin, “K” kontrol ve “Ultra” da şifreyi kırmak anlamlarında kullanılıyordu. Bu çalışma, zihnin şifresini kırıp sırlarını ortaya çıkarmak ve böylece zihni kontrol etmek için yapılıyordu.

Frakes: MK-ULTRA projesi, 13 Nisan 1953’te CIA Başkanı Allen Dulles’ın emri üzerine resmî olarak başlatıldı. Bu çalışmanın ilk odağı, yeni keşfedilen lizerjik asit dietilamid, yâni LSD adlı uyuşturucu idi.

Zihin kontrolü üzerine yapılan Çin ve Kore deneylerinin ilhâmı ile, 1953’ten başlayarak CIA, kendileri istemeden kobay olan insanlar üzerinde zihin kontrol deneylerini gerçekleştirdi. Bu deneylerin birçoğunun merkezinde uyuşturucular vardı. LSD, askerî personele, akıl hastalarına hattâ halka verildi. Genellikle deney kişisinin bilgisi ve rızası dışında… Zamanla deneyde başka tür ilâçlar-uyuşturucular kullanılmaya başlandı. Bu gizli zihin kontrol deneylerinin bilinen sonucu, en az iki ölümdür. [Bu da resmî Amerikan devlet tezidir. Bağımsız kaynaklar, değil onlarca, yüzlerce, hattâ binlerce kurbanın öldüğünü vurgulamaktadır.]

Yine CIA, Kanada Allan Memorial Enstitüsü’nden ünlü psikiyatrist Dr. Ewen Cameron’un gizlice finanse edilen çalışması için, araştırmadan habersiz insan kobaylar buldu. Dr. Cameron, 1957 ile 1964 yılları arasında kendisinin “mind depatterning experiments- zihnin davranış kalıblarını parçalama deneyleri” dediği çalışmayı yaptı.

Jonathan D. Moreno, Virginia Üniversitesi Öğretim Üyesi: Dr. Cameron, kafasını kişilik tezine takmış insanlardan biriydi. Eğer kişiliğin unsurlarını ölçebilseydiniz, belki de kişiliği unsurlarına ayırıp parçalar, sonra bir araya getirebilir ve kişiliği yeniden kurabilir, onu değiştirebilirdiniz.

Frakes: Dr. Cameron, bu zihin kontrol tezlerini sınamak için şu tekniği kullandı:

Deney kişileri derin bir uykuya yatırılıyor ve her günkü uzun elektroşok uygulamalarından geçirilmek üzere uyandırılıyorlardı. Hastanın beynine 150 volt elektrik akımı veriliyor, bu işlem bazen aylarca sürüyordu.

80’den fazla üniversitede ve enstitüde MK-ULTRA Projesi uygulandı.

Pope: MK-ULTRA, üniversitede akademik kadroyu kullandı. Meşhur psikiyatristler bu projeye isteyerek imza attılar, çünkü ülkeleri için en iyisini yaptıklarına inanıyorlardı. Bunun sebebi tabiî ki Soğuk Savaş’ın kara günleriydi.

Frakes: Gizli zihin kontrol deneylerine ilişkin iddialar, 60’ların sonunda ve 70’lerin başında gün yüzüne çıkmaya başladı. Amerikan Kongresi, konuya dair bir araştırma başlattı. 1973 yılında CIA Başkanı Richard Helms, âni bir kararla, zihin kontrolü programının araştırılmasını imkânsız hale getirecek şekilde, tüm MK-ULTRA dosyalarının mühürlenip yok edilmesini emretti. Ancak Helms’in bilmediği şey, bazı evrak dosyalarının kolilere konulup depoya kaldırıldığı ve yok edilmediğiydi. Savunma Bakanlığı ve diğer millî güvenlik ajanslarının, 1940 ile 1974 yılları arasında binlerce Amerikan ve Kanada vatandaşını çok tehlikeli zihin kontrol deneylerinde kobay olarak kullandığı araştırmalara dair belgeler açığa çıktı.

Bu deneyler bittikten sonraki 35 yıl boyunca bilim, zihin kontrolüne yönelik bu ilkel girişimlerden çok daha ötede dev adımlar attı ve eskiden bilim-kurgu olanı artık ilmî bir gerçek hâline getirdi. Buna paralel olarak devlet de, gizli bir zihin kontrol teknolojisi geliştirdi.

Washington Post Gazetesinin yayınladığı makaleye göre, 1994 yılında Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı, bilim adamlarının insan kobayların kafasına sözler ileten bir teknolojiyi kullandığı deneyler yapmıştı. Nasıl? Şuuraltı mesajları mikrodalgaların içine gömüp, kişinin kafasına ışınlar göndererek. Bu deneyler, tıpkı resimli bir roman sayfasından fırlamış bir silâhı andırıyor… Hava Kuvvetleri bu silâh deneylerini reddediyor, ancak 22 Ekim 2002’de yayınlanan 6470214 numaralı patent böyle söylemiyor. Patentin adı “Radyo Frekanslarıyla Duyma Etkisini Gerçekleştirecek Metod ve Cihaz”, patentin sahibi ise Amerikan Hava Kuvvetleri!

Bu gizli silâhla ilgili evraklar gizlidir. Ancak bilinen şu ki, mikrodalga ışınları enerjiyi taşır. Bir mikrodalga ışını bedenimiz tarafından emildiğinde, bu enerji dokuların az bir miktarda genleşmesine sebeb olarak ısıya dönüşür ve soğuduğunda büzülür. Eğer mikrodalga ışınlarının hedefi kafamız ise, bu genleşme ve büzüşme, sözler şeklinde kodlanabilecek tıkırdayan sesler şeklinde duyulur.

Pope: Bu tür bir teknolojiyle birine bir talimat verebilir yahud birini deliye döndürebilirsiniz. Bu teknoloji tamamen askerî uygulamalara işaret etmektedir.

Frakes: Acaba 6470214 patent numarası, çok gizli bir zihin kontrol silâhına mı âit? Patent evraklarının bu bölümünde yazanlara göre bu cihaz, “beyne gönderilen sinir sinyallerine dönüşerek, böylece beyin tarafından algılanabilir sözlere dönüşen” enerji dalgaları ışınlayabilmektedir. Peki sonuçta ne olur? Kişi, orada olmayan başka kişilerin seslerini duyar, tıpkı Cheryl gibi hedef kişiliklerin duyduklarını ifâde ettikleri sesler gibi. Eğer böyle bir zihin kontrol silâhı varsa, bu teknoloji çok daha büyük mikyasta kitleler üzerinde de kullanılabilir mi? Devlet, hâlihazırda bunu üretmiş olduğuyla ilgili bir spekülasyonla zaten karşı karşıya.

Pope: İnsanların düşüncelerini kontrol edebilen biri, dünyaya hâkim olur. Tarihe bakacak olursak, savaşlar toprağa hükmetmek için yapılmıştır. Gelecekte ise zihin savaşları yapılacaktır.

Frakes: Acaba zihin kontrolü savaşları şu ân kitleler üzerinde de yapılmaya başlandı mı? HAARP adıyla bilinen ABD programıyla ilgili çarpıcı iddialar var.

Nick Begich, “Angels Don’t Play This HAARP” (Melekler Bu Arpı Çalmaz) kitabının yazarı:

HAARP, yâni Yüksek Frekanslı Aktif Aurora Araştırma Programı. Proje, 1980’lerde önceleri deniz ve hava kuvvetleri tarafından geliştirilmekteydi ancak daha sonra dünya sathının 30 mil üzerinden başlayan bir tabaka olan İyonosfer tabakasını düzenleme ve değiştirme şeklini aldı.

Frakes: HAARP, her biri 7 katlı bina büyüklüğündeki 180 antenden oluşan, Alaska, Gakona yakınlarına dikilmiş bir kümedir. Antenler, atmosferin üst tabakasına, bilâhare dünyaya geri yansıyan ve sözde hava oluşumlarıyla ilgili detaylı bilgiler sağlayan, ELF adıyla da bilinen çok düşük frekanslı dalgalar yayar. Nick Begich gibi araştırmacılar, HAARP’ın düşmanlarımıza karşı şiddetli fırtınalar, kasırgalar, hattâ depremler oluşturmak için kullanılan bir tür gizli hava savaşı silâhı olduğunu söylüyor. Fakat HAARP aynı zamanda zihin kontrolü ile de ilişkilendiriliyor.

Pope: ABD’nin açıkladığı şekliyle HAARP gibi sistemlerin iyonosferi ve bunun haberleşme sistemlerine olan etkilerini araştırdığına inanan insanlar var. Ama pek çok insan buna inanmıyor. Bu hikâyenin olanları örtbas etmek için anlatıldığına inanıyorlar. Onlara göre HAARP, insanların davranışlarını değiştirmek ve zihinlerini kontrol etmek için kullanılıyor.

Begich: İyonosfere enerji taşıyan bir sinyal gönderirseniz, iyonosfer bu enerjiyi geri gönderecektir. Ardından iyonosfer bu enerjiyi doğru akımdan alternatif akıma çevirerek enerjiyi 1 ile 20 hertz arasında değişen çok düşük frekanslı dalgalar, ELF şeklinde dünyaya gönderir. 1 ile 20 hertzlik bu frekanslar insan beyninde baskın olarak bulunan frekanslarla bağlantıya geçerler.

Frakes: ELF dalgalarının insan davranışını değiştirebileceğine dair ilmî veriler mevcudtur. 1960 ve 1970’lerde Dr. Andrija Puharich, ELF dalgalarının beyin üzerindeki etkilerini araştırmıştı. Keşfi çok şaşırtıcı idi. Dr. Puharich, 6.6 hertzlik bir ELF dalgasının depresyona sebeb olabileceğini buldu. 7.83 hertzlik bir ELF dalgası, kişinin kendisini iyi hissedeceği değişik bir ruhiyata yol açıyordu. Ve 10.80 hertzlik bir ELF dalgası, disiplinsiz davranışı tetikliyordu. Onun bu bulguları reddedildi ve ABD. askerî güçleri tarafından aptallık olarak değerlendirildi. Ancak perde arkasında, ELF dalgaları kullanılarak zihin kontrol projeleri geliştirmek, “kara operasyonlar” kapsamında, devletin en üst kademelerince tartışma gündemine alındı.

Alexander: Beynimizle birtakım işler yapabiliriz. Beyindeki yeteneğin, beyinle ilgili büyük adımlar atabilecek bilginin yine beyinde olduğunu da biliyoruz. Peki, bu gücü farklı amaçlar için kullanabilir miyim? Bu gücü insanları yönetmek için kullanabilir miyim? Kesinlikle evet!

Frakes: Başkan Lyndon B. Johnson’ın bilim danışmanları heyetinde yer alan jeofizikçi J.F. MacDonald, şöyle yazmıştır: Zamanlaması doğru olarak yapılmış ve sun’i olarak oluşturulmuş elektronik vuruşlar kullanarak, “kişi, seçilmiş bir alanda ve uzunca bir süre boyunca, geniş kitlelerin beyin performansını ciddi ölçüde bozabilen bir sistem geliştirebilir.”

Begich: 1970’lerde Gordon J.F. MacDonald’ın yaptığı çalışmaya dönersek, onun, iyonosfere bir sinyal gönderip sinyalin dünyaya dönen ve insan vücuduna nüfuz edip etkileşime giren yansımasıyla, ülkedeki ve geniş bir coğrafi alandaki insanların duygularını değiştirebileceğini söylediğini görürüz.

Frakes Acaba HAARP MacDonald’ın kehânetini yerine mi getiriyor? Kitlevîl zihin kontrolünün yapıldığı günler geldi mi?

Pope: HAARP’ın zihin kontrolü için yapıldığını düşünen insanlara göre bu işin sonuçları yaygın olacaktır. Bu iş sadece bir iki kişinin davranışlarını etkilemekten ibaret değil. Eğer büyük ölçüde yapılabilirse, halkın tamamının zihinlerini kontrol edebilirsiniz.

Frakes: Zihin kontrolünün askerî potansiyeli aşikâr. Düşman, baskı altına alınabilir veya tek el ateş edilmeden korkutulup etkisizleştirilebilir. Buradaki iddia, bu tür bir savaşın her zaman tercih edildiğidir. Peki bu teknoloji, daha iyi bir dünya için kullanılabilir mi? Bu sorunun cevabı “daha iyi”nin tarifini nasıl yaptığınıza bağlı.

Pope: İnsanların davranışlarını kontrol ederek onların saldırganlığına bir son verdiğinizi hayâl edin. Burada ütopyacı bir düşünce var; dünya barışı. Görünüşte iyi bir şeye benziyor. Peki, bu bizim tabiî davranışımız değilse ne olacak? Bence eğer biz zorlanırsak, insan olmaktan çıkarız. Bir çarkın etrafında koşan laboratuvar farelerinden daha kötü bir duruma düşeriz.

Alexander: Bilim ve bilim kurgu arasındaki ayırım artık yok oldu. Teknoloji, tarafsızdır. Teknoloji kullanılırken, teknolojinin iyilik için mi yoksa kötülük için mi kullanıldığını, kullanıcının niyeti belirler.

Pope: Bence gelecek, zihin kontrolünün var olduğu bir yer olacak. Bu bakımdan ben, zihin kontrolünün doğru insanlar tarafından yapılmasını ve kanunlarla sıkı biçimde denetlenerek süistimal edilmemesini ümid edebiliyorum sadece.

 

KAYNAK: Akademya Dergisi, II. Dönem, Sayı 4, Ağustos-Ekim 2013.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Lütfen adınızı giriniz